(1632 S. K. m. 63)
Askeri mahkemece; sanığın 28.5.2001-28.4.2003 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCK'nın 63/1-A (üç aydan sonra yakalananlar cümlesi) ve TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince beş ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık, babasının görme özürlü olduğunu, 9 kardeş olup, en büyüklerinin kendisi olduğunu, kirada oturduklarını, çalışıp ailesine bakmak zorunda olduğundan zamanında sevkini yaptıramadığını belirterek hükmü süresinde temyiz etmiş; tebliğname de, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 ve 5252 sayılı Yasalarla ağır hapis cezası kaldırıldığı için sanık hakkında tayin edilen ağır hapis cezasının yasal dayanağı kalmadığından hükmün bozulmasına karar verilmesi istenmiştir.
İnceleme:
Dosyada mevcut belge ve beyanlardan; 1981 doğumlu ve Şanlıurfa Askerlik Şubesi Başkanlığı yükümlüsü olan sanık adına çıkarılan "Askerliğe Sevk İçin Çağrı Pusulasının 20.5.2001 tarihinde kendisine tebliğ edilerek, sevk evrakını almak üzere 21.5.2001 tarihinde askerlik şubesinde hazır bulunmasının istendiği, sanığın şubesi emsallerinin de 21-27 Mayıs 2001 tarihleri arasında sevk edildiği, sanığın kendisinin çağrıldığı tarihte ve emsallerinin sevk edildiği tarihlerde askerlik şubesine başvurup sevkini yaptırmadığı, iki yıla yakın bir süre bakaya kaldıktan sonra sürücü belgesini zayii ettiğini belirterek 25.4.2003 tarihinde Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Şubesine başvurduğunda, G.B.T. araştırması sonucu 28.4.2003 tarihinde bakaya olarak arandığının anlaşılması üzerine aynı gün, önce polis merkezine, ardından Şanlıurfa Askerlik Şubesine teslim edilip, aynı tarihte sevkinin yapıldığı maddi olay olarak sübut bulmaktadır.
Sanığın ailevi ve mali nedenlerle zamanında sevkini yaptıramadığına dair mazeretine, 1111 sayılı Kanunun 47'nci maddesinde sayılan hastalık, hükümlülük, tutukluluk gibi askerlik hizmetine tercih edilebilir zorunlu nedenler arasında yer almadığından, askeri mahkemece itibar edilmemesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, askeri mahkemece yapılan yargılama sonucunda toplanan delillere ve edinilen vicdani kanaate göre, yasal, yeterli ve inandırıcı gerekçeler gösterilmek suretiyle; maddi olayın sübutunda, sanığın savunma ve mazeretleri karşılanıp kabul edilmeyerek suç vasfının tayininde, sanık hakkında atılı suçtan alt sınırdan ceza tayin edilip, azami oranda takdiri indirim uygulanmak suretiyle mahkûmiyet hükmü kurulmasında karar tarihi itibariyle bir isabetsizlik bulunmamakta ise de;
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 45'inci maddesinde suç karşılığında uygulanan cezaların sadece hapis ve adli para cezalarından ibaret olduğunun belirtilmesi, yine aynı tarihte yürürlüğe giren 5349 sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6/1'inci maddesinde "Kanunlarda öngörülen 'ağır hapis' cezaları 'hapis' cezasına dönüştürülmüştür" kuralının yer alması karşısında, sanık hakkında tayin edilen ağır hapis cezasının yasal dayanağı kalmadığından, hapis cezasına dönüşen sanığın bu cezası hakkında 647 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinin uygulanma imkânı ortaya çıktığından ve bu husus mahkemenin takdirine girdiğinden, hükmün bu nedenle uygulama yönünden bozulması gerekmiş, bozmadan sonra yapılacak yargılamanın tek hâkim tarafından yürütülmesine işaret edilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy