(5237 S. K. m. 53, 62, 252) (353 S. K. m. 163, 218, 251) (5271 S. K. m. 299)
Askerî mahkemece; sanığın rüşvet vermek suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan 5237 sayılı TCK' nın 252/1 (takdiren, teşdiden) ve 62'nci maddeleri uyarınca, beş yıl süreyle hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 5237 sayılı TCK'nın 53/1'inci maddesinde belirtilen haklan, aynı maddenin 2'nci fıkrası uyarınca, mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kullanmaktan yoksun bırakılmasına, nezarette, yolda ve tutuklulukta geçen sürelerin 353 sayılı Kanunun 251/1'inci maddesi gereğince cezasından mahsubuna ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
Sanık müdafii, duruşma talebini içeren süre tutum dilekçesi vererek hükmü temyiz etmiş, gerekçeli hüküm tebliğ edilmiş olmasına rağmen, gerekçeli temyiz dilekçesi vermediğinden, mevcut dilekçesine istinaden temyiz incelemesi yapılmıştır.
Tebliğnamede, yasal şartlar mevcut olmadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin talebin reddine, hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.
Sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmü; ağır cezalı işlerde Askerî Yargıtayda duruşma yapılmasını düzenleyen 353 sayılı Kanunun 218/1'inci maddesinin atıfta bulunduğu, gerek karar tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 421'inci maddesinde, gerekse 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 299/1'inci maddesinde, öngörülen ağır cezalı işler kapsamına girmediği için, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması yasal olarak mümkün bulunmadığından, müdafiin bu yöndeki talebi kabule değer bulunmamıştır.
Suç tarihi olan 17.11.2001-30.12.2001 tarihleri arasında Kilis-Gülbaba Hudut Taburu 1'inci Hudut Bölük Komutanlığı Kemal Yanık Hudut Karakolunda Komutan Yardımcısı olarak görev yapan P.Astsb. Çvş. M.Y.'nin, yapılmaması gereken bir işin yapılması için rüşvet almak suçunu işlediği, 1999-2001 yıllan arasında aynı bölük komutanlığı emrinde görev yapıp, 2001 yılı genel atamalarında Erzurum'a tayin edilen P.Uzm. Çvş. A.Y.'nin, sanık M.Y.'nin rüşvet almasına aracılık etmek suçunu işlediği, sanık sivil şahıs Ş.K.'nın, rüşvet vermek suçunu işlediğinden, Hatay Hassa İlçesi Akbez beldesinde esnaflık yapan A.K.Ş.'nin de, rüşvet vermek suçuna aracılık etmek suçunu işlediği iddiası ile haklarında soruşturmaya başlandığı, sanık Ş.K.'nın gıyabi tutuklu olarak aranmasına rağmen, ele geçirilememesi nedeniyle hakkındaki soruşturma dosyasının tefrik edildiği, diğer sanıklar hakkında yapılan yargılama sonucunda; rüşvet almak suçundan mahkûmiyetine karar verilen ve temyize gelmeyen sanık P.Astsb. Çvş. M.Y. hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği, rüşvet almak suçuna aracılık etmek suçundan mahkûmiyetine karar verilen (Ter.) P.Uzm. Çvş. A.Y. hakkındaki mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesi sonucu, Askerî Yargıtay 3'üncü Dairesinin 9.4.2004 gün ve 2004/344-385 E.K. sayılı ilamı ile, düzeltilerek onanmak suretiyle, rüşvet vermek suçuna aracılık etmek suçundan mahkûmiyetine karar verilen sivil şahıs A.K.Ş. hakkındaki mahkûmiyet hükmünün de, temyiz incelemesi sonucu yukarıda belirtilen ilam ile onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Hakkındaki dava dosyası tefrik edilen ve gıyabî tutuklu olarak aranmasına devam edilen sanık sivil şahıs Ş.K.'nın, 31.5.2005 tarihinde yakalanması ve gıyabî tutuklama kararının vicahiye çevrilmesini takiben, hakkında rüşvet vermek suçunu işlediği iddiası ile kamu davası açılarak, yapılan yargılama sonucunda;
Sanık sivil şahıs Ş.K.'nın, daha önce yargılanan ve rüşvet vermek suçuna aracılık etmek suçundan hüküm giyen sivil şahıs A.K.Ş. ile birlikte, uyuşturucu madde kaçakçılığını gerçekleştirmek amacıyla sınır geçişi yapılması için P.Astsb. Çvş. M.Y.'ye 1500 ABD doları para vermeyi vaat etmek ve sınır geçişi olduktan sonra 1000 ABD dolarlık kısmına karşılık gelen 1.430.000.000 TL parayı P.Asb. Çvş. M.Y.'ye ulaştırmak için, P.Uzm. Çvş. A.Y.'ye gönderttirmek suretiyle, yapılmaması gereken bir işin yapılması için rüşvet vermek suçunu işlediği sabit görülerek, cezalandırılması yönüne gidilmiştir.
Askerî mahkeme bu hususta delil olarak, diğer sanıklar hakkında yapılan yargılama sonucu temyiz incelemesinden geçen dava dosyasında bulunan belge, duruşma tutanakları, sanık ve tanık beyanlarını içeren 70 adet belgenin onaysız fotokopilerini dava dosyasına dahil etmiş, belgelerde isimleri bulunan kişilerin usulüne uygun olarak dinlenmeleri yönüne gidilmeksizin, duruşmada okunan fotokopi belgelerdeki beyanlarını mahkûmiyet hükmüne esas olarak almıştır.
Bu şekilde beyanları hükme esas alınanlardan; hükümlüler M.Y., A.K.Ş. ve A.Y. ile, tanıklar M.K., İ.A., S.K., V.K., M.D., M.T., S.Y, ve D.Y.'ye ait ifadelerin ve bilirkişi İ.Ü.'nün mütalâasının duruşmada okunmasını müteakip, duruşmada hazır bulunan taraflara diyeceklerinin sorulduğu ve bu delillerin gerekçeli hükümde hükme esas alındığının belirlendiği görülmektedir.
Usul hukukunun gayesi, gerçeğin araştırılması ve hukuken kabul edilmesini sağlamaktır. Buna ulaşmak için, usul kanunları ile benimsenen esas ve prensiplere uygun şekilde, elde edilecek deliller mevcut olmalıdır. Mahkeme irat ve ikame olunan delilleri, duruşmada edineceği kanıya göre değerlendirmek durumundadır. 353 sayılı Kanunun 163'üncü maddesi bu hususu ifade etmekte olup, bunun için yargılamaya katılan tüm unsurların ikame olunan delile nüfuz edebilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkabilmesi için usul kanunlarının tanıdığı imkânları kullanması, tanıklara ve bilirkişiye soru sorabilmesi, oluşabilecek çelişkilerin giderilmesinden sonra değerlendirme yapılarak, hangi delile, ne derecede itibar edildiğinin ortaya konulması gerekmektedir.
Belirtilen bu hususlar dikkate alınarak, özellikle sözlü delil kapsamında değerlendirilecek olan tanık beyanlarının, yeni baştan ve usulüne uygun olarak tespiti, tarafların bu beyanlara ilişkin diyeceklerinin duruşmada, tartışma ortamı yaratılacak şekilde cevaplanmasının sağlanması, elde olunacak delillerin irdelenip, değerlendirilmesinden sonra, hükme esas alınıp alınmayacağının belirlenmesi gerekmekte iken, aynı olaya ait olmakla birlikte, başka sanıklar hakkında yürütülen ve sonuçlanan bir davaya ait fotokopi beyanların delil olarak kabulü ile, yargılamanın vicahîliği ilkesinin zedelenmiş olduğu, dolayısıyla hukuka aykırı olarak karar verildiği sonucuna ulaşılmakla hükmün bozulması yönüne gidilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy