(2709 S. K. m. 38, 138) (1412 S. K. m. 254) (5271 S. K. m. 217) (353 S. K. m. 163) (1632 S. K. m. 30, 132) (5237 S. K. m. 52, 62) (647 S. K. m. 4) (AİHS. m. 5, 6)
Dava: Astının eşyasını çalmak suçundan sanık Tnk. Bşçvş. Ayhan ERDAL hakkında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesince tesis olunan 27.12.2005 tarih ve 2005/1579-1005 esas ve karar sayılı mahkumiyete ilişkin hükmün, yasal süresi içinde sanık müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyası, Askeri Yargıtay Başsavcılığının bozma istemini içeren 04.04.2006 tarih ve 2006/2164 sayılı tebliğnamesine bağlı olarak Dairemize gönderilmekle incelendi.
Karar: Askeri Mahkemece; sanığın 28.04.2004 tarihinde astının eşyasını çalmak suçunu işlediği kabul edilerek ASCK'nın 132, 5237 sayılı TCK'nın 62, 647 sayılı Kanunun 4/1'inci maddeleri uyarınca 1650 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanunun 52/4'ncü maddesi gereğince aylık on beş eşit taksitte tahsiline, ASCK'nın 30/1-B maddesi gereğince TSK'dan çıkarılmasına karar verilmiştir.
Sanık müdafiileri, hükmün süresinde temyiz ederek, sübuta yönelik nedenlerden dolayı hükmü) bozulmasını talep etmişlerdir (Dz.134,135,147,150).
Tebliğnamede, hükmün sübut yönünden bozulması talep olunmuştur.
Yapılan incelemede;
Sanığın, Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümeni 1inci Tabur Komutanlığı emrinde görevli olup, aynı birlikte görevli olan müdahil Uzm. Çvş. Zafer BOSTANCI'ya ait cep telefonunu 28.04.2004 tarihinde izinsiz şekilde almak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiş ise de;
Aynı taburda farklı bölüklerde görevli yapar, sanığın ve müdahilin, olay günü taburda görevli astsubaylar ile uzman erbaşlar tarafından soyunma odası olarak kullanılan aynı yerde ve birbirlerine yakın mesafede bulunan dolaplara malzemelerini koydukları, müdahilin sabah sporu için kıyafetini değiştirip cep telefonu ve cüzdanını soyunma dolabına bıraktığı, dolabın kapağını asma kilit ile kilitlediği, bir saat sonra geri döndüğünde dolabın kapağının üst tarafından çekilerek zorlandığını gördüğü, dolabı açtığında cep telefonunun çalındığını tespit ettiği anlaşılmaktadır.
Müdahilin müracaatı üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının teknik takibi sonucunda, suç konusu telefonunun sanığa ait sim kartı ile kullanıldığı hususu belirlenmiş, bunun üzerine sanık ve eşi hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Sanık baştan itibaren suçlamayı reddetmiş ve eşinin Sincan'daki bir parkta bir adet cep telefonu bulduğunu, birkaç gün sonra satmış olduğunu, kendisine sonradan eşinin söylediğini belirtmiştir.
Sanığın eşi Çiğdem ERDAL hakkında, hırsızlık konusu malı bilerek kabul etmek suçundan dava açılmış, savunmalarında ısrarlı bir şekilde 2004 yılı Mayıs ayında Sincan'da bir parkta yerde dağılmış vaziyette bir adet cep telefonu bulduğunu, bu telefonu eşine ait sim kartı takarak denediğini, telefonun sahibinin kim olduğunu çevredekilere sorduğunu, daha sonra ismini bilmediği bir iş yerinde bu telefonu sattığını belirtmiş, bu beyanı tanık Vahide AKGÜN'ün yeminli beyanıyla da desteklenmiştir. Çiğdem ERDAL'a müsnet suçun askeri bir suç olmayıp, askeri bir suça da bağlı olmaması ve müştereken işlenmesinin söz konusu olmaması nedeniyle Askeri Mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş olup, bu karar temyiz incelemesine konu edilmemiştir.
Keza sanığın astı olan Uzm. Çvş. Zafer BOSTANCI'nın cüzdanından 130 Milyon TL.yi rızası hilafına almak suretiyle astının parasını çalmak suçundan da kamu davası açılmış ise de, yeterli delil bulunmadığından sanığın beraatına karar verilmiş olup, bu karara karşı da temyiz vaki olmadığından inceleme dışı bırakılmıştır.
Mağdur müdahil Sağ. Uzm. Çvş. Zafer BOSTANCI'nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müracaatı üzerine dosyaya eklenen Turkcell HTS raporunda (Dz. 14), müdahile ait İMEİ numarası belirtilen cep telefonunun 01.05.2004 tarihinde sanık Ayhan ERDAL adına kayıtlı hat ile kullanıldığı, 04.05.2004 tarihinden itibaren ise el değiştirip, telefonu ikinci el olarak satın alan ve tanıdığı olan Neval GÖKER adına alınmış olan hat ile Seda ELDEK tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır. (Dz. 14,62).
Bahse konu telefonun Eda İletişim firması sahibi olan tanık Yener ALICI'ya sanığın eşi Çiğdem ERDAL tarafından getirilip satıldığı, satan kişiye ait kimlik istemesi üzerine ana adı, baba adı, doğum yeri ve tarihi gibi bilgileri aynı olan Çiğdem AKGÜN adına düzenlenmiş, resimsiz kimlik kartını ibraz ettiği, resimli kimlik kartını getirmediği için fiyattan bir miktarını düşerek satın aldığı telefonu pasajdaki bir arkadaşına sattığı, bir müddet sonra telefonun çalıntı olduğunun söylenmesi üzerine elindeki bilgilerden Çiğdem ERDAL'ı arayıp durumu bildirdiği, Çiğdem ERDAL'ın ağabeyi ile birlikte gelip, o telefon yüzünden eşiyle arasının açıldığını, o telefonu kendisinin bulduğunu, eşine söylememiş olduğunu, çalıntı olduğunu bilmediğini Yener ALICI'ya belirttiği hususu ifadelerde anlaşılmaktadır (Dz.68,105).
Askeri Mahkeme, telefonun soyunma dolabından alınmasından sonraki günlerde sanığın adına kayıtlı hat ile kullanılmasını, telefonu parkta bulduğunu söyleyen eşi Çiğdem ERDAL'ın yanında olduğu belirtilen akrabası savunma tanığı Vahide AKGÜN'ün ifadelerinde çelişkiler bulunduğunu telefonun satılması sırasında eşinin davranışları, istenmesine rağmen resimsiz ve kızlık soyadını taşıyan bir kimlik ibraz etmiş olmasını göz önüne alarak, sanığın müşteki müdahile ait cep telefonunu olay günü bulunduğu yerden sahibinin rızası hilafına, faydalanmak kastı ile almak suretiyle astının eşyasını çalmak suçunu oluşturduğunu kabul etmiş, ancak müştekinin dolabındaki cüzdanından alınan 130 Milyon TL ile ilgili olarak ise, farklı bir şahıs tarafından alınmasının imkan dahilinde olduğundan bahisle beraat kararı vermiştir.
Cep telefonunun kaybolduktan sonraki aşamalarında sanığa ait hat (sim kart) takılarak kullanılmış olması, el değiştiren telefonun sanığın eşi tarafından Sincan'da parkta bulunduğunu belirtilmiş olması, bu konuda dinlenen savunma tanığının ifadelerinde çelişkiler bulunması, telefon satışı sırasında sanığın eşinin davranışları ve hüviyet kartı konusundaki: tutumu gibi hususlar mahkemenin sanığın suçu işlediğine dair vicdani kanaate varıldığına ilişkin kabulüne esas teşkil etmekte ise de;
Çağdaş ceza muhakemesinin amacı uyuşmazlığa konu olan maddi gerçeğin adil yargılama kuralları çerçevesinde araştırılarak, sabit görülen ihlallerin hukuki kalıplar içerisinde müeyyidelendirilmesidir.
Vicdani kanaat, maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili makamın mahkeme faaliyeti sonucunda aklını rehber yaparak ve hukukun çizdiği sınırlar içerisinde kalarak, maddi olayın oluş biçimine dair ulaştığı, kendi açısından şüpheye yer vermeyen bir kanaat olup, maddi olayın ispat edilmesinin yetkili makam açısından bir ölçüsüdür (Doç. Dr. Metin FEYZİOGLU, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, sayfa 213).
Vicdani kanaate ulaşılması için şüphenin yenilmesi zorunludur. Bunda başarılı olunamaması halinde, şüpheden sanık yararlanacaktır. Vicdani ispat sisteminde mahkumiyet kararı verilebilmesinin temel ölçütü, maddi gerçeğin belirlenmesi noktasında her türlü şüpheden arınmış vicdani kanaattir.
Bu zorunluluğun hukuki temelleri ise, Anayasamızın 38/4, 138/1, 1412 sayılı CMUK'nın 254, 5271 sayılı CMK'nın 217, 353 sayılı Kanunun 163, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5 ve 6/2'nci maddelerinde açıkça ifade edilmiştir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 06.10.2005 gün ve 2005/75-75 sayılı kararı da bu yöndedir.
Mevcut deliller göz önüne alındığında, sanığın müdahile ait soyunma dolabından cep telefonunu aldığına ilişkin somut bir delil bulunmamaktadır. Sanığın isnad konusu eylemi işlemediğine ilişkin aşamalardaki beyanlarının aksinin her türlü şüpheden arınmış deliller marifetiyle ispatlanamadığı, sanığın atılı suçtan mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığı, şüpheden sanığın yararlandırılmasına ilişkin evrensel hukuk kuralı nazara alınarak sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden hükmün sübut yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Kaldı ki, sanık hakkında müdahilin dolabından hem cep telefonunu, hem de cüzdanından bir miktar parasını alarak bir kez astının parasını ve eşyasını çalmak suçunu işlediği iddiasıyla sanık hakkında açılmış olan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, tek suç olarak kabulü gereken eylemlerin ayrılarak, cep telefonunu çalmak şeklindeki eyleminin sübut bulduğunun kabulü ile mahkumiyet hükmü kurulurken, paranın sanık tarafından çalındığına ilişkin yeterli delil bulunmadığının kabulü ile beraatı hükmedilmesi de öz vakıanın tayininde ve delillerin değerlendirilmesinde çelişki olarak görülmüştür.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün, müdafiilerinin temyizlerine atfen veresen 353 sayıl: Kanunun 221/1 'inci maddesi uyarınca esas (sübut) yönünden BOZULMASINA,
18.04.2006 tarihinde, tebliğnamedeki görüş doğrultusunda, oy birliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy