(5271 S. K. m. 101, 147, 150, 170, 174) (1632 S. K. m. 66) (5237 S. K. m. 62) (353 S. K. Ek m. 1) (Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi Ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik m. 1)
Askeri mahkemece; sanığın, 2.12.2006-28.12.2006 tarihleri arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1-a ve TCK'nın 62'nci maddeleri uyarınca, on ay hapsine karar verilmiştir.
Hüküm, sanık tarafından Çarşı iznine çıktığımda anneannemin vefat haberini aldım, iyice bunalıma girdim Psikolojimin bozuk olması nedeniyle birliğime dönmeyip annemi ziyaret için Mersin'e gittim. Ailemi gördükten ve psikolojik tedavi olduktan sonra birliğime dönecektim, 28.12.2006 tarihinde jandarma tarafından alındım. Yargılanmam sırasında görüştürüldüğüm psikiyatri uzmanı tarafından iyi muayene edilmediğim kanısındayım. Askeri savcılığın 26.1.2007 tarihli iddianamesiyle hakkımda firar suçundan dava açıldıktan sonra 5271 sayılı CMK'nın 150'nci maddesi gereğince Malatya Barosu tarafından görevlendirilen müdafiimi sadece bir duruşmada gördüm. Duruşma sırasında da herhangi bir savunma yaptığını da duymadım. Avukatım tarafından, mahkemede yeterince savunulmadığım kanaatindeyim. diye beyanda bulunularak süresinde temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, onama isteminde bulunulmuştur.
Usul yönünden yapılan incelemede;
Soruşturma aşamasında askeri savcı tarafından tutuklama istenildiğinde, sanık Er'in, askeri hakim tarafından sorgusu yapılırken, 5271 sayılı CMK'nın 101/3'üncü maddesi uyarınca Baro tarafından görevlendirilen müdafiin yardımından yararlandırılmasından sonra, aynı müdafiin görevinin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafii ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin l/a maddesi hükmüne göre, iddianamenin kabulü kararı verilmesine kadar devam etmesi zorunlu olmasına rağmen, askeri savcı tarafından soruşturma konusu firar suçuyla ilgili olarak 16.1.2007 tarihinde dinlenirken (ifadesi alınırken), sanık Er tarafından bir müdafi seçilmediği sürece, Baro tarafından görevlendirilen müdafiin mutlaka hazır bulundurulması gerekmesine rağmen, hazır bulundurulmaması hukuka aykırı bulunmakla beraber;
Soruşturma evresindeki usule ilişkin bir noksanlığın, kovuşturma evresine geçilmesinden sonra (soruşturma evresindeki işlemler tekrarlanarak) giderilmesi mümkün olmadığı gibi, iddianamenin kabulünden sonra askeri mahkemece, 7.2.2007 tarihinde yapılan ilk duruşmanın başlangıcında, dava hakkında sorguya çekilmeden önce, sanık Er'e, CMK'nın 147/1-c maddesi uyarınca, müdafii seçme hakkı bulunduğu ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafii seçecek durumda olmadığı ve bir müdafiin yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine Baro tarafından bir müdafii görevlendirilebileceği konusunda açıklamalarda bulunulduğu ve sanık Er'in de, haklarını anladığını, müdafii seçmek istemediğini beyan etmesi üzerine, müdafii olmaksızın dava hakkında sorguya çekilerek duruşmaya devam olunduğu görülmekle; sanık Er'in, soruşturma evresinde tayin edilen müdafiinin, yargılama (kovuşturma) evresinde duruşmada hazır bulunmadığına ve askeri mahkemede yeterince savunulmadığına ilişkin temyiz sebebi kabule değer bulunmamıştır.
Ancak;
Dava dosyasında, askeri savcılığın 26.1.2007 tarihli, 2007/50-31 sayılı iddianamesinin yalnızca birinci sayfasının bulunduğu, ikinci sayfasının ise dava dosyasına konulmadığı (mevcut olmadığı) görülmekle; bu şekilde düzenlenmiş olan ve 353 sayılı Kanunun Ek 1'inci maddesinin yollamada bulunduğu 5271 sayılı CMK'nın 170'nci maddesindeki unsurların tamamını içermeyen iddianamenin, aynı Kanunun 174'üncü maddesi uyarınca askeri savcılığa iade edilerek, bu noksanlığın giderilmesinden sonra kabul edilmesi gerekirken, söz konusu noksanlık giderilmeksizin, yalnızca birinci sayfası mevcut olan iddianameyle davaya devam olunarak hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy