(2709 S. K. m. 38) (5237 S. K. m. 2, 45, 51, 52, 61, 62, 89, 98, 105, 106, 124, 125, 130, 131, 134, 151, 152, 153, 243) (5271 S. K. m. 231) (4. CD. 02.05.2007 T. 2007/1114 E. 2007/4165 K.)
Askeri mahkemece; sanığın, 17.6.2005 tarihinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu işlediği kabul edilerek, TCK'nın 125/1,3-a ve 62/1'inci maddeleri gereğince, on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının, TCK'nın 50/1'inci maddesi gereğince, günlüğü 20 YTL üzerinden hesap edilerek 6.000 YTL adli para cezasına çevrilmesine, adli para cezasının, TCK'nın 52/4'üncü maddesi gereğince 20 eşit taksitte tahsiline, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde kalanın tamamının tahsil edileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrileceğinin sanığa ihtarına, adli para cezasının, TCK'nın 51/1'inci maddesindeki kanuni imkansızlık nedeniyle ertelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hüküm, sanık tarafından özetle; kararın usul ve kanuna aykırı olduğu, müsnet suçtan mahkumiyetine yetecek kesin ve kuşkudan uzak hiçbir delil bulunmadığı, mağdur Astsb. U.A.'ya karşı hakaret içeren herhangi bir söz sarf etmediği, tanık L.Ç.'nin aleyhine tanıklık yapmadığı, hakaret ettiği iddiasının tamamen mağdurun soyut beyanlarına dayandığı, CMK hükümleri gereği şüphenin sanık lehine yorumlanması gerekirken aleyhine yorumlandığı, bir an için suçun oluştuğu kabul edilse dahi, müşteki mağdurun ödemeleri zamanında yapmaması ve diğer beyanları dikkate alınarak haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği ileri sürülerek, süresinde temyiz edilmiştir.
Tebliğnamede, sanığın, CMK'nın 5728 sayılı Kanun'un 562'nci maddesi ile değişik 231'inci maddesinden yararlanıp yararlanamayacağını değerlendirilmesi bakımından hükmün bozulmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Yapılan incelemede;
Zonguldak/Ereğli İnşaat Tabur Komutanlığı emrinde sivil işçi olarak görev yapmakta olan sanığın, 2005 yılı Haziran ayında kanuni izine ayrıldığı, izin parasının 14.6.2005 tarihinde yatırılmaması üzerine, aynı Birlikte mutemet olarak görevli mağdur İkm.Astsb.Kd.Çvş. U.A.'yı telefonla arayarak, paraya ihtiyacının olduğunu belirtip paranın ne zaman yatırılacağını sorduğu, mağdurun da işlemlerin yapıldığını ve evrakı saymanlığa teslim ettiğini söylediği, sanığın, 17.6.2005 tarihinde ev sahibinin kız kardeşi olan L.Ç.'nin kira alacağını istemesi üzerine, izin parasının yatırılmadığını söylediği, sözlerine inanması için L.Ç.'dan cep telefonunu isteyerek mağduru arayıp telefonu L.Ç.'ya verdiği, L.Ç.'nin, mağdura sanığın izin parasının yatıp yatmadığını sorduğu, mağdurun, sanığın parasının yatırıldığını, ancak bazı kesintiler olduğunu söylemesi üzerine, L.Ç.'nin telefonu sanığa verdiği, sanığın L.Ç.'nin yanından 20-25 metre kadar uzaklaşarak mağdur ile görüşmeye devam ettiği, izin parasının yatırılmadığını, ödemelerini yapamadığını, alacaklılarına karşı zor durumda kaldığını ve paraya ihtiyacının olduğunu belirttiği, bu sözleri bağırarak söylemesi üzerine mağdurun sinirlendiği ve Senin karşında çocuk yok dediği, sanığın da mağduru mahkemeye vereceğini söylediği, mağdurun, İstediğini yapabilirsin demesi üzerine de, Siktir git diyerek telefonu kapattığı, bu eylemi ile, TCK'nın 125/3-a maddesinde düzenlenen kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunu işlediği maddi olay olarak sübuta ermektedir.
Sanık sorgu ve savunmalarında, mağdur ile yaptığı telefon konuşmasında Siktir git şeklinde ifade kullanmadığını, Hadi git lan, bana niye bağırıyorsun dediğini beyan etmektedir.
Mağdur Astsb.Kd.Çvş. U.A. ise, tüm aşamalardaki tutarlı ve istikrarlı ifadelerinde, olay tarihinde tanımadığı bir bayanın kendisini cep telefonundan arayarak sanığın izin parasının neden yatırılmadığını sorduğunu, daha sonra telefonu sanığa verdiğini, sanığın da, izin parasının yatırılmadığını, ödemelerini yapamadığını, alacaklılarına karşı zor durumda kaldığını, paraya ihtiyacının olduğunu ve buna benzer sözler söylediğini, bu sözleri bağırarak söylemesi üzerine sinirlendiğini ve Senin karşında çocuk yok dediğini, sanığın kendisini mahkemeye vermekle tehdit ettiğini, İstediğini yapabilirsin demesi üzerine de, Siktir git diyerek telefonu kapattığını beyan etmektedir.
Olayın tek tanığı olan L.Ç. yeminli ifadesinde, sanığın cep telefonu ile araması üzerine mağdur ile görüştükten sonra telefonu sanığa verdiğini, sanığın da telefonu alıp 20-25 metre kadar uzaklaşarak aynı kişi ile görüşmeye devam ettiğini, ancak sanığın telefonla ne konuştuğunu duymadığını söylemektedir.
Buna göre, olayın, sanık ile mağdur arasında cep telefonu ile yapılan konuşma sırasında gerçekleştiği, sanık aleyhine sadece mağdurun beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sanığın, U. Astsubay ile aramda o güne kadar hiçbir husumet yoktu. Neden böyle ifade verdiğini bilmiyorum. ve mağdurun, benim A.E. isimli işçi ile olayın olduğu tarihe kadar aramda yaşanmış herhangi bir olumsuzluk olmamıştır. Aramızda bugüne kadar husumete yol açacak hiçbir şey olmamıştır. Ben, bu şekilde bir söz yaptığım görevle ilgili olarak sarf edilince yasal haklarımı kullandım. şeklindeki beyanları dikkate alındığında ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, mağdur ile sanık arasında herhangi bir husumet bulunmadığından ve mağdurun sanığa suç atması için bir neden mevcut olmadığından, askeri mahkemece; mağdurun ifadeleri inandırıcı bulunup, sanığın savunmalarına itibar edilmemesinde ve mutemet olarak görev yapan mağdur Astsb. Kd. Çvş. U.A.'ya Siktir git şeklinde onur ve haysiyet kırıcı sözler sarf etmek suretiyle kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunu işlediğinin kabul edilmesinde isabetsizlik ve aynı nedenle sanığın temyizinde haklılık görülmemiştir.
Bununla birlikte, sanık hakkında temel ceza tayin edilirken, 5237 sayılı TCK'nın 125/3-a maddesi gereğince doğrudan hapis cezasına hükmedilmiş olması dikkate alındığında, öncelikle, 5237 sayılı TCK'nın 125/3-a maddesinde seçimlik ceza öngörülüp öngörülmediğinin ve maddedeki cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz ibaresinin ne anlama geldiğinin belirlenmesi gerekmektedir.
TCK'nın hakaret suçunu düzenleyen 125'inci maddesinin 1'inci fıkrasında suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişinin üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacağı belirtilerek, seçimlik ceza öngörülmüş; maddenin 2'nci fıkrasında, Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde de 1'inci fıkrada belirtilen cezaya hükmolunacağı açıklanmış; 3'üncü fıkrasında ise, cezayı artırım nedenleri olabilecek suçun nitelikli halleri gösterilerek, ceza yaptırımı 1'inci fıkraya atıf suretiyle belirlenmiş ve cezanın alt sınırının bir yıldan az olamayacağı öngörülmüştür.
TCK'nın 125'inci maddesinin 3/a bendinde, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi de suçun nitelikli halleri arasında sayılmıştır. Bu hükme göre, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde, hükmedilecek cezanın alt sınırı bir yıldan az olamayacaktır. Ancak, doktrinde ve uygulamada, buradaki bir yıl ibaresinin sadece hapis cezasını mı ifade ettiği ve adli para cezasını da kapsayıp kapsamadığı tartışma konusudur.
HAFIZOĞULLARI'na göre, kanun koyucu, hakaret suçunu düzenleyen TCK'nın 125/1'inci maddesinde cezayı seçenekli öngörmesine rağmen, hakaret suçu kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmiş ise, açıkça seçenekliliğe yer vermemiş, cezanın alt sının bir yıldan az olamaz diyerek, zorunlu olarak sadece hürriyeti bağlayıcı cezayı öngörmüştür. Bu, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunda adli para cezasının verilememesi demektir (Zeki HAFIZOĞULLARI, Türk Ceza Hukukunda Şerefe Karşı Suçlar, http://www.abchukuk.com/cezahukuku/hakaret.html).
Bu konunun açıklığa kavuşturulabilmesi için, öncelikle, ceza hukukuna hakim olan ilkelere ve 5237 sayılı TCK'nın genel ve özel hükümlerindeki ceza sistematiğine bakmak gerekmektedir.
T.C. Anayasasının suç ve cezalara ilişkin esaslar başlıklı 38'inci maddesi;
Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan Kanun'un suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur...;
5237 sayılı TCK'nın, Suçta ve cezada kanunilik ilkesi başlıklı 2'nci maddesi;
(1) Kanun'un açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz, suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.;
Cezanın belirlenmesi başlıklı 61'inci maddesinin 9 ve 10'uncu fıkraları;
Adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.
Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir.;
Cezalar başlıklı 45'inci maddesi de, suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adli para cezalarıdır.
Düzenlemelerini içermektedir.
TCK'nın ceza sistematiğine baktığımızda, bir suça ilişkin düzenleme yapılırken, genel olarak maddenin ilk fıkrasında suçun temel/basit halinin ve cezasının belirtilip, sonraki fıkralarda daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerin ve bunlara ilişkin cezaların düzenlendiğini görmekteyiz. Bu düzenlemelerde; kimi suçların temel hali için seçimlik ceza öngörüldüğü, ancak bu suçların nitelikli hali düzenlenirken, bazı suçlarda cezanın artırılacağının belirtildiği (Örneğin, taksirle yaralama, m. 89; cinsel taciz, m. 105; kişinin hatırasına hakaret, m. 130; ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, m. 153; bilişim sistemine girme, m. 243), bazılarında cezanın alt sınırının yükseltildiği (Örneğin, özel hayatın gizliliği, m. 134; hakaret, m. 125), bazılarında ise, doğrudan hapis cezasına hükmedileceği belirtilerek düzenleme yapıldığı (örneğin, taksirle yaralama, m. 89; tehdit, m. 106; mala zara verme, m. 151-152; yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, m. 98; haberleşmenin engellenmesi, m. 124; haberleşmenin gizliliğini ihlal, m. 131) görülmektedir. Yani, kanun koyucunun, suçların nitelikli/ağırlaştırıcı hallerine ilişkin ceza belirlerken, iradesini açık bir şekilde ortaya koyduğu, seçimlik ceza öngörülmeyen durumlarda ceza çeşidini ve miktarını açıkça belirttiği anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalara göre, Anayasada çerçevesi çizilen ve TCK'da içeriği belirlenen kanunsuz suç ve ceza olmaz genel hukuk prensibi, TCK'nın 2'nci maddesindeki, suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz ve 61'inci maddesindeki, Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir amir hükümleri gereğince; TCK'nın 125/3'üncün maddesindeki cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz ibaresinden, hapis cezasının alt sınırının bir yıldan az olamayacağını, seçimlik ceza olarak adli para cezasının varlığını koruduğunu, ancak adli para cezasının tercih edilmesi durumunda da, yine 61'inci maddedeki, Adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz hükmü gereğince, adli para cezasının, bir yıla tekabül eden asgari 365 gün birimi esas alınmak suretiyle belirleneceğini kabul etmek gerekmektedir (Askeri Yargıtay 1'inci Dairesinin 12.3.2008 tarihli, 2008/739-731 Esas ve Karar sayılı kararı da bu yöndedir. Yargıtay 4 üncü Ceza Dairesinin 2.5.2007 tarihli, 2007/1114-4165 Esas ve Karar sayılı kararında, TCK'nın 125/3'üncü maddesinde seçimlik ceza öngörülmediği ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun yaptırımının sadece hapis cezası olduğu kabul edilmekle birlikte; aynı Dairenin, 2006/5273-2007/9801 Esas ve Karar sayılı kararıyla bu içtihattan dönülmüş ve TCK'nın 125/3'üncü maddesinde seçenek yaptırım olarak adli para cezasının da öngörüldüğü kabul edilmiştir)
Bu nedenlerle, askeri mahkemece; sanık hakkında TCK'nın 125/3-a maddesi gereğince temel ceza tayin edilirken, maddede seçimlik ceza öngörülmüş olmasına rağmen, herhangi bir gerekçe gösterilmeden doğrudan hapis cezasına hükmedilmesi hukuka aykırı olduğundan, mahkumiyet hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy