(5395 S. K. m. 23) (5237 S. K. m. 63) (5271 S. K. m. 223)
Ankara 1inci Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 15.05.2007 tarihli, 2007/309-107 E.K. sayılı kararı ile hükümlü hakkında 28.11.2006 tarihinde işlediği silahlı yağma suçundan verilen 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasına dair mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına (suçun işlendiği tarih itibariyle yürürlülükte bulunan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 23üncü maddesinin 19/12/2006 tarihli 26381 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5560 sayılı Kanunla tamamının değiştirilmesinden önceki hükümlerine göre; [1] Çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda belirlenen ceza, en çok üç yıla kadar (üç yıl dahil) hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. [3] Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde, çocuk, beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulur.) karar verildiği, hükümlünün bu suça yönelik olarak 01.12.2006-15.05.2007 tarihleri arasındaki süreyi tutuklu olarak geçirdiği, kararın 22.05.2007 tarihinde kesinleştiği,
Hükümlünün 27.06.2010-23.08.2010 tarihleri arasında işlediği izin tecavüzü suçundan dolayı ...Komutanlığı Askeri Mahkemesinin11.11.2010tarihli, 2010/993-617 E.K. sayılı hükmü ile 10 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı,mahkumiyethükmünün12.01.2011tarihindekesinleştiği, hükmün infazına 16.01.2012 tarihinde başlandığı ve infazın halen devam ettiği, koşullu salıverilme tarihinin 17.05.2012 olduğu görülmektedir.
TCKnın 63üncü maddesinde Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir şeklindeki hüküm ile mahsubun mecburiliği sistemi kabul edilmiştir.
Şahsi hürriyeti sınırlandıran hallerin infaz edilecek cezadan mahsup edilebilmesi için, mutlaka infaza konu olan mahkumiyet hükmüyle ilgili yargılama sürecinde gerçekleşmiş olmaları gerekmemekte, hükümlü hakkındaki başka yargılamalar sürecinde gerçekleşen hürriyeti sınırlandıran hallerinde, kural olarak mahsubu mümkün bulunmaktadır. Burada amaç ortaya çıkan haksızlıkların giderilmesi, kişilerin mağduriyetinin kısmen olsun telafi edilmesidir.
Mahsup işleminde dikkat edilmesi gereken husus, infazı gereken mahkumiyet hükmündeki suçun, mahsup edilecek hallerin sebebini oluşturan yargılama sonunda verilmiş olan hükmün kesinleşmesinden önce işlenmiş olmasıdır. Yani; suçun işlendiği tarih itibarıyla kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış bütün yargılamalarda geçen şahsi hürriyeti kısıtlayıcı sürelerin mahsubu mümkün iken, beraatle sonuçlanmış olsa bile, suçun işlendiği tarihten önce kesin hükme bağlanmış olan yargılamalarda geçen sürelerin mahsubu mümkün bulunmamaktadır. Burada gözetilen ilke; kişilerin, geçmişteki yargılamaları nedeniyle hürriyetleri kısıtlanmış olarak geçirdikleri sürelere güvenerek suç işlemelerinin önlenmesi ve dolayısıyla hukuki güvenliğin sağlanmasıdır (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 09.02.2012 tarihli, 2012/18-17 E.K. Sayılı kararı).
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşme tarihinin hükümlü olunan suçtan önce olmasından dolayı bir irdeleme yapıldığında;
Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esasitibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar, teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle henüz varlık kazanamayan, bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkumiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuki sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli, 2010/70-159 Esas ve Karar sayılı kararı).
Buradan kurumun, suçlu kişilikle mücadele ettiği ve suçlu kişiliği devam ettirme yönünde kasıtlı olarak harekete geçecek olan iradeyi denetim altına aldığı, onu suçtan uzak durmaya teşvik ederek, toplum menfaatini korumaya ve kamu düzenini sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır. İleride kasıtlı bir suç işlemeyeceğini veya belirlenmiş olan yükümlülüğe elinde bir neden olmaksızın aykırı davranmayacağını kabul eden sanığın (6008 sayılı kanunla getirilen düzenleme), denetim süresince hapis veya doğrudan adli para cezası yaptırımı ile karşı karşıya bırakılmış olması da bunu göstermektedir.
TCKnın 63üncü maddesinde Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ibaresine yer verilerek mahsubu gereken şahsi hürriyeti kısıtlayıcı sürenin bir hükmün konusu olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.
Oysa ki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik karar CMKnın 223/1inci maddesinde sayılan hükümlerden olmadığı açıktır. (CMK madde 223/1 Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.)
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen davanın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranılmadığı takdirde yenilenmesi olasılığı bulunduğu gibi, şartların varlığı halinde hükmün açıklanması, yenilenen dava sonucu bir hüküm tesis edilmesi gerekeceğinden; sonradan işlenen suçtan önce kesinleşmiş bir hükmün varlığından söz etmek mümkün değildir.
Yukarıda yapılan açıklamalar da dikkate alındığında hükümlünün denetim süresi içerisinde bulunduğu bir sırada izin tecavüzü suçunu işlemiş olması karşısında, mahsupta gözetilen ilke de (sanığın daha önceden tutuklu kaldığı süreye güvenerek yeniden bir suç işlemesine engel olmak) ihlal edilmemiş olduğundan, tebliğnamede belirtilen aksi yöndeki düşünceye iştirak edilmeyerek hükümlü hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu suçundan tutuklu kaldığı sürenin izin tecavüzü suçundan mahsup edilmesine yasal bir engel olmadığı sonucuna ulaşılarak itirazın kabulüne, duruşmasız işlere ait kararın kaldırılmasına, tutukluluk suresinin infazı karşılayan bölümünün mahsubuna karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy