(1632 S. K. m. 91)
Dosya içeriğine göre; katılan Mly.Yzb.F.T.nin, 17.12.2010 tarihinde, sanık Mly.Bçvş. F.H.B.yi Mly.Üçvş. E.M. ile birlikte odasına davet ettiği, sanığın cam kenarında bulunan koltuğa, Mly.Üçvş. E.M.'nin ise kapıya yakın olan koltuğa oturduğu, katılanın sanığa olaydan bir gün önce nöbet istirahatında iken Vana gidip gitmediğini sorduğu, sanığın Hayır gitmedim dediği, katılanın, savunmasını almak için hazırladığı yazıyı sanığa verdiği ve savunmasını vermesini söylediği, bunun üzerine sanığın birden ayağa kalkıp O zaman gitmedim, haydi ispat et diyerek hızla odanın kapısına yöneldiği, bu sırada Anasını avradını sinkaf ettiğimin yerinde şeklinde sözler söyleyerek kapıyı hızla çarptığı ve masasında oturmakta olan katılana doğru döndüğü, bir iki adım attıktan sonra, Mly.Üçvş.E.M.nin sanığa sarıldığı ve ilerlemesine izin vermediği, olayın yaklaşık 15-20 saniye sürdüğü, sanık ile katılan arasındaki mesafenin bir-bir buçuk metre kadar olduğu, Mly.Üçvş. E.M.nin katkılarıyla sanığın oda dışına çıkmasının sağlandığı, sanık odadan çıktıktan sonra katılanın, Yeter artık bana küfredemezsin, üzerime yürüyemezsin diye bağırdığı ve müteakiben bayıldığı anlaşılmaktadır.
Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 08.05.1959 tarihli 1958/1861 Esas 1959/41 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, ASCKnın 91inci maddesinde yazılı Teşebbüs teriminin Hukuki manada olmayıp Fiili manada olduğu, yani askeri disiplinin korunması düşüncesi ile astın üstüne tokat atması ile tokat atmak için elini kaldırmasının eşit tutulduğu, böylece üste fiilen taarruza teşebbüs hâlinde, eylemin teşebbüs aşamasında kalmış olduğuna bakılmaksızın suçun tamamlandığının kabul edildiği, uygulamada ise üste fiilen taarruza teşebbüsten söz edilebilmesi için, ortada teşebbüs olarak kabul edilebilecek bir fiilin varlığı ve bunun açıkça ortaya konulmasının gerekliliğinin arandığı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Dava konusu olayda; sanığın, izinsiz garnizon dışına çıktığından bahisle savunmasının alınmak istenmesine kızarak, önce O zaman gitmedim, haydi ispat et dediği, hızla odanın kapısına yöneldiği, bu sırada Anasını avradını sinkaf ettiğimin yerinde şeklinde sözler sarf ettiği, odanın kapısını hızla çarptığı ve müteakiben katılana yöneldiği sübut bulmuştur.
Sanığın, masasında oturmakta olan katılana doğru dönüp bir iki adım attıktan sonra, E. M. tarafından, beline sarılmak suretiyle tutulduğu, müdahile ulaşmak için sürekli efor sarf ettiği, tanıkla aralarında bu nedenle itişme yaşandığı, 10-15 saniye kadar süren itişme sırasında sanığın başka bir söz sarf etmediği de gözetildiğinde, kastının etkili eylemde bulunmaya yönelik olduğu açıktır.
Kaldı ki; katılanın, olay sırasında sanığın elleri ve kolları ile kendisine ulaşmaya çalıştığı yolundaki algısında, E.M.nin sanıkla aralarında bir itiş kakış yaşandığı, sanığı odadan dışarı çıkartmak için zorlandığı ve sanığın sürekli katılana doğru hamle yaptığı şeklindeki anlatımları çerçevesinde, haklılık payı bulunduğu da kabul edilmelidir.
Belirtilen nedenlerle; sanığın amiri durumundaki katılana fiilen taarruz ettiği, ancak bu taarruzunun, kendisini belinden tutan E. M.nin engellemesi nedeniyle teşebbüs aşamasında kaldığı sonucuna varıldığından, müdafiin aksi yöndeki temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Amirin disiplin suçu işleyen maiyetinden savunmasını istemesinin, disiplin cezası vermenin bir halkası olduğunun ve dolayısıyla hizmete ilişkin bir işlem (muamele) yapıldığının kabul edilmesi gerekmekle birlikte; somut olay açısından ASCKnın 91/2nci maddesinde yazılı, eylemin hizmet esnasında yapıldığının kabulü için tarafların her ikisinin de filhal hizmette bulunmaları yani hizmet yapıldığı sırada eylemin gerçekleşmiş olma şartının oluşmadığı, yine katılanın sanıkla savunma alınmasına konu eylem nedeniyle tartışma içine girmesinin de tahrik hükümlerinin uygulanması açısından yeterli olduğu, bu yönüyle de katılanın temyiz sebeplerinde haklılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy