(5237 S. K. m. 7, 50, 52, 62, 63) (353 S. K. m. 220, 227, 251) (647 S. K. m. 4) (1632 S. K. m. 47, 66, Ek m. 8) (5271 S. K. m. 231)
... Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 07.11.2002 tarihli ve 2002/1081-789 sayılı mahkumiyet hükmü ile, hükümlünün, 15.03.2002-29.05.2002 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 66/1-b ve mülga 765 sayılı TCKnın 59/2nci maddeleri uyarınca, sonuç olarak on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, nezaret ve yolda geçen sürenin 353 sayılı Kanunun 251inci maddesi gereğince cezasından mahsubuna karar verilmiş; bu hüküm, Dairemizin 25.03.2003 tarihli ve 2003/380-376 sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleşmiştir.
İnfaz aşamasında; Askeri Savcılığın 5728 sayılı Kanunun 562nci maddesi ile CMKnın 231inci maddesinde yapılan değişiklik ile ilgili istemi üzerine,
. Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 14.04.2008 tarihli ve 2008/363-364 sayılı duruşmasız işlere ait kararı ile hükümlü hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına ve infazın devamına karar verilmiştir.
Yine, Askeri Savcılığın istemi üzerine,
. Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 16.07.2012 tarihli ve 2012/369-370 sayılı duruşmasız işlere ait kararı ile, mahkumiyet hükmünün infazının durdurulmasına karar verilmiştir.
... Komutanlığı Askeri Mahkemesince, Anayasa Mahkemesinin 17.01.2013 tarihli ve 2012/80 Esas-2013/16 Karar sayılı kararı dikkate alınarak, lehe hüküm değerlendirmesi yapılması için duruşma açılmış; hükümlünün dosya içinde bulunan ve nüfus kaydından tespit edilen, İzmir/Konak,
Mah.
Sok. Nu:
adresi dikkate alınarak talimat yazılmış; talimatın bila ikmal iade edilmesi üzerine, kapatılma nedeniyle adli yetki itibarıyla dava dosyasının gönderildiği
. Komutanlığı Askeri Mahkemesince, 353 sayılı Kanunun 227/Son maddesi uyarınca hükümlünün yokluğunda, incelemeye konu 01.10.2013 tarihli ve 2013/1148-436 sayılı uyarlama mahkumiyet hükmü ile, hükümlü hakkında daha önce tesis olunan 07.11.2002 tarihli ve 2002/1081-789 sayılı mahkumiyet hükmünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda, hükümlünün, 15.03.2002-29.05.2002 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 66/1-b, TCKnın 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4üncü maddeleri uyarınca, sonuç olarak altı bin TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal imkansızlık bulunduğuna, cezanın taksitlendirilmesine, nezaret ve yolda geçen sürenin, TCKnın 63üncü maddesi gereğince cezasından mahsubuna karar verilmiş;
Bu hüküm, müdafi tarafından, zamanaşımı, usul, esas ve uygulamaya ilişkin nedenler ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
23.01.2013 tarihli ve 28537 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 17.01.2013 tarihli, 2012/80 Esas, 2013/16 Karar sayılı kararıyla; ASCKnın 47nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerinin, Ek 8inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ... kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile... ibaresinin ve ASCKnın Ek 10uncu maddesinin ikinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu kabul edilerek iptaline karar verilmiş olduğundan, hükümlü hakkında, ASCKnın 47 ve Ek 8inci maddeleri kapsamında, hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi veya ertelenmesine ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağı konularında değerlendirme yapılması gerekmektedir.
353 sayılı Kanunun 227/son maddesi Sanık, müdafi, katılan ve vekilinin dosyada bulunan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle, bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da, duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, sanığın her halde dinlenilmesi gerekir. şeklinde bir düzenlemeyi içermektedir.
Somut olay ile ilgili olarak dava dosyası incelendiğinde; hükümlünün beyanlarının tespiti için, dosya içinde bulunan ve nüfus kaydından tespit edilen, İzmir/Konak,
Mah.
Sok. Nu:..., İç Kapı Nu:
adresi dikkate alınarak yazılan talimat, bu adreste ikamet eden annesinin oğlunun yaklaşık on yıldır eve gelip gitmediği, adresinin bilinmediği, yurt dışında olabileceği şeklindeki beyanı üzerine bila ikmal iade edilmiştir.
Bununla birlikte, gerekçeli hükmün hükümlüye tebliği için adli mazbata, yine aynı adrese gönderilmiş; muhatabın o anda işte olması nedeniyle muhatap yerine yine aynı konutta oturan annesi N. A.ya 10.03.2014 tarihinde tebliğ yapılmıştır. Taraf teşkilini gerçekleştirmek isteyen mahkemenin, bu hususla ilgili yargılama işleminden kaçmaya yönelik yanıltıcı beyan ile talimatın bila ikmal iade edilmesi, hükümlünün adres kayıt sisteminde yer alan son adresinden yeterince araştırılıp bulunamaması üzerine ifadesinin tespitinden vazgeçilerek hüküm kurulması, keza atılı suça ilişkin sorgu ve savunmalarının önceki yargılama safhasında tespit edilmiş olması, verilen cezanın daha ağır olmaması göz önüne alındığında, sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığı kabul edilmiş; tebliğnamede belirtilen, savunma hakkı tanınmadan kurulan uyarlama mahkumiyet hükmünün usul yönünden hukuka aykırı olduğu şeklindeki görüşe iştirak edilmemiştir. Nitekim, benzer bir olaya ilişkin olarak, As.Yrg.Drl.Krl.nun 06.03.2014 tarihli ve 2014/12-15 sayılı kararının kabul tarzı da aynı mahiyettedir.
CMKnın 231inci maddesi kapsamında yeniden değerlendirme yapılması hatalı olmakla birlikte, objektif şart gerçekleşmediğinden, hükümlü hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesinde, sanığın suç tarihinden önce hapis cezasına dair mahkumiyetinin bulunması nedeniyle cezasının ertelenemeyecek olmasında, kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Ancak, Askeri Mahkemece; TCKnın 50nci maddesi uyarınca hapis cezası, çevirmeye esas alınan para miktarı kanunun öngördüğü alt sınırdan takdir edilerek, adli para cezasına çevrilmiş ve sonuç para cezası en üst sınırdan taksit sayısına bölünmüş ise de, hapis cezasının para cezasına çevrilmesine ilişkin olarak, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi hükümleri ile hilen yürürlükte olan 5237 sayılı TCKnın 50 ve 52nci maddeleri hükümlerinin birbirinden farklı olduğu görülmektedir. 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi uyarınca hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi işleminde, bir günün 6 ili 9 TL üzerinden hesaplanması gerekirken, 5237 sayılı Kanunun 52nci maddesi uyarınca bir günün 20 ili 100 TL üzerinden hesaplanması gerekmektedir.
TCKnın 7/2nci maddesi uyarınca, lehe olan hükmün uygulanması zorunluluğu ve Askeri Mahkemenin para cezası miktarını en alt sınırdan, taksit sayısını ise en üst sınırdan belirleyerek hükümlünün en lehine olacak şekilde takdir hakkını kullanmış olması karşısında, uyarlama yargılaması sonucu kurulan hükümde; kesinleşmiş on ay hapis cezasının mülga 647 sayılı Kanunun 4üncü maddesi uyarınca beher günü 6 TL hesabı ile adli para cezasına çevrilip sonuç cezanın 1800 TL adli para cezası olarak belirlenmesi gerekirken, uyarlama hükmünün verildiği tarih esas alınarak sonuç cezanın 6000 TL adli para cezası olarak belirlenmesi hukuka aykırı olduğundan, mahkumiyet hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiş; bozma nedeni yeni bir araştırma gerektirmemesi ve takdire ilişkin bulunmaması nedeniyle, 353 sayılı Kanunun 220/2nci maddesine kıyasen, bu aykırılığın düzeltilmesi yoluna gidilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy