(1632 S. K. m. 87) (5271 S. K. m. 223) (5271 S. K. m. 54, 55, 236)
Sanığın, katılan S.K.’nın esas duruşa geç komutu üzerine el ve kollarını kaldırarak esas duruş vaziyetine geçmemek, bağırıp taşkınlık göstermek ve bu hareketlerini sözleri ile desteklemek suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği iddiasıyla, ASCK’nın 87/1 (emrin yerine getirilmesini söz ve fiili ile açıkça reddedenler cümlesi) maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Askerî Mahkemece, katılan dışında katılanın sanığa “esas duruşa geç” emri verdiğini duyan kimsenin olmadığı, keza olay yerinde bulunan birçok askerin tanık sıfatıyla tespit olunan ifadelerinde, katılanın sanığa böyle bir emir verdiğinden bahsetmedikleri, olayın cereyan ettiği yere yakın olan tüm tanıkların, katılanın sanığa elini indirmesini söylediğini ve akabinde de kollarını tutup aşağıya indirdiğini beyan ettikleri, bu nedenle Askerî Savcılığın kabulünün yerinde olmadığı, hükmün konusu olan fiil bünyesinde olup da hükümde gösterilmemiş hareketlerin, hükümde gösterilen hareketler ile aynı hukuki konuyu ihlal etmeleri hâlinde hükmün konusu yapılabileceği, bu nedenle katılanın sanığa “elini indir” şeklindeki beyanının iddianamenin konusu olduğu;
Sanığın Nöbetçi Çavuş ile yüksek sesle konuşması sebebiyle katılanın sanığın yanına gittiği, sanığa niçin yüksek sesle konuştuğunu sorduğu, sanığın konuştuğu kişiyi göstermek için eli ile C…’yi gösterdiği, akabinde disiplinsiz sözler sarf ettiği, bunun üzerine katılanın sanığa “elini indir” dediği ve çok kısa bir süre içerisinde katılanın sanığın kollarından tutup indirdiği; katılanın disiplinsiz hareketler sergileyen sanığa “elini indir” şeklindeki emrinin hizmete ilişkin olduğu hususunda tereddüt bulunmadığı, ancak verilen her emrin yerine getirilmesi için emir verilene makul bir sürenin tanınması gerektiği, somut olayda, katılanın sanığa soru sorması üzerine, sanığın disiplinsiz sözler sarf ettiği ve eli ile nöbetçi çavuşu gösterdiği, bunun üzerine katılanın sanığa “elini indir” şeklinde emir verdiği, olayın cereyan tarzı da dikkate alındığında, bu emrin yerine getirilmesi için makul bir sürenin geçip geçmediğinin anlaşılamadığı, çok kısa bir süre içerisinde katılanın, sanığı kollarından tutarak emrini fiilen yerine getirttiği anlaşılmakla; makul bir sürenin geçip geçmediği hususunda tereddüt bulunduğu, bu şüpheli durumdan sanığın yararlandırılarak üzerine atılı suçtan beraatine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Askerî Mahkemece iddia konusu, iddianameden farklı olarak sanığın katılanın “elini indir” komutuna uymaması olarak kabul edilmiş, tebliğnamede, hükmün konusunun iddianamedeki eyleme ilişkin olması gerekirken, dava konusu yapılmayan eylem hakkında hüküm kurulmuş olması nedeniyle beraat hükmünün usule aykırılık yönünden bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş, Askerî Savcının temyiz dilekçesinde de aynı hususa yer verilmiş ise de;
İddianamede belirtilen “sanığın, katılan S.K.’nın esas duruşa geç komutu üzerine el ve kollarını kaldırarak esas duruş vaziyetine geçmemesi, bağırıp taşkınlık göstermesi ve bu hareketlerini sözleri ile desteklemesi” şeklindeki atılı eylemin, esasen “katılanın elini indir emrine uymama” fiilini de kapsadığı, bu fiilin ayrı bir eylem olarak değil, atılı eylemin bir aşaması, atılı eyleme dair hareketin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği,
Ayrıca, Askerî Mahkeme tarafından, esasen iddia konusu eylem ile ilgili de değerlendirme yapıldığı, katılan dışındaki tüm tanık ifadeleri ile sanığın iddia uyarınca tespit edilen sorgusu dikkate alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, dolayısıyla Askerî Mahkemenin kabulünün yerinde olduğu,
Bu itibarla, sanığın yüklenen suçu işlediği hususunun sabit olmaması (şüpheli kaldığı) gerekçesi ile, CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca sanık hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, Askerî Savcının temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve esas yönlerinden hukuka uygun bulunan beraat hükmünün onanmasına karar verilmiştir.
Tebliğnamede belirtildiği üzere; katılanın, kendisine karşı işlenmeyen ve tanıklığının bulunduğu iddiaya konu suçla ilgili yeminli olarak dinlenilmesi gerekirken, yeminsiz dinlenilmesi CMK’nın 54, 55 ve 236/1’inci maddelerine aykırılık oluşturmakta ise de; sanığın ve diğer tanıkların ifadeleri çerçevesinde maddi olayın açıklığa kavuştuğu dikkate alındığında, bu aykırılığın bozmayı gerektirir nitelikte mutlak değil nispi nitelikte olduğu, talebi doğrultusunda duruşmalardan bağışık tutulan sanığın yokluğunda yapılan duruşmada, Askerî Savcının talebine istinaden olayın yeterince aydınlandığı gerekçesiyle tanık M.Y.’ın ifadesinin tespitinden vazgeçilmesinin ise hukuka aykırılık teşkil etmediği sonucuna varılarak, tebliğnamedeki aksi yöndeki görüşlere iştirak edilmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
Askerî Savcının kabule değer görülmeyen temyizinin, 353 sayılı Kanun’un 217/2’nci maddesi gereğince REDDİNE,
Usul ve esas yönlerinden hukuka uygun bulunan beraat hükmünün ONANMASINA,
8.3.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe aykırı olarak ve oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy