(2709 S. K. m. 38) (5271 S. K. m. 1, 206, 207, 217) (353 S. K. m. 66)
Sanığın, İs.Tğm. H.A.Ö.’nün üzerine zimmetli ve İs.Yzb. S.M.M.’nin kullanımına tahsisli olan el telsizini, kendisine teslim edilmesini müteakip odasında kilitli bir yerde bulundurmak suretiyle askeri eşyayı gizlemek suçunu işlediği sabit görülerek, mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Ceza yargılamasında “delil serbestisi” ve “vicdani delil sistemi” esas olmakla birlikte, aynı zamanda delillerin belli kurallar çerçevesinde elde edilmesi de gerekmektedir.
Bazı delillerin elde edilme biçimi istisnai olarak yasaklanmıştır. Elde edilme biçimi belirli yöntemlere bağlanmış bir delilin elde edilmesi sırasında kanunun öngördüğü usul ve esaslara uyulmamış olması hâlinde, hukuka aykırı delilden söz edilmektedir. Delil elde etme konusunda öngörülen yasaklara “delil elde etme yasakları”, hukuka aykırı elde edilen delillerin hüküm verilirken değerlendirilmemesine de “delil değerlendirme yasakları” denilmektedir.
Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlığını taşıyan 38’inci maddesinin 6’ncı fıkrası; “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmünü içermektedir.
CMK’nın “Kanunun Kapsamı” başlığını taşıyan 1’inci maddesinde, bu Kanunun ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenlediği belirtilmiştir.
Aynı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” başlığını taşıyan 206’ncı maddesi, kanuna aykırı olarak elde edilmiş delilin reddolunacağı, 217/2’nci maddesi ise, “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” hükümlerini içermektedir.
Diğer yandan, CMK’nın, “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlığını taşıyan 289’uncu maddesinde, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâlinde hukuka kesin aykırılık varsayılacağı düzenlenmiştir.
Yine, 353 sayılı Kanun’un 207’nci maddesinde, hükmün, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hâlinde, hukuka kesin aykırılık varsayılacağı yazılıdır.
Bu hususlar dikkate alındığında, Anayasa ve kanunların emredici hükümleriyle, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği, reddedileceği ve hükme esas alınamayacağının açıkça düzenlendiği anlaşılmaktadır.
353 sayılı Kanun’un 66’ncı maddesi;
“Aramaya ve zapta karar verme yetkisi; milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, askeri mahkemeye aittir.
Yukarıda belirtilen sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askeri savcılar, teşkilâtında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirleri ve bunların verecekleri yazılı emir üzerine diğer askeri makamlar da arama ve zapt işlemi yapabilirler. Arama ve zapt işlemleri, yirmi dört saat içinde yetkili askeri mahkemenin onayına sunulur. Askeri mahkeme, kararını arama ve zapt işleminden itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde, zapt kendiliğinden kalkar.
Askeri mahallerde yapılacak arama ve zapttan, o yerdeki askeri birlik komutanı veya kurum amiri haberdar edilir.
Askeri mahkemenin onayına sunulmayan arama ve zapt işlemleri hakkında, aleyhine arama ve zapt işlemi yapılan kimse, askeri mahkemeden her zaman bu hususta bir karar verilmesini isteyebilir.
Yukarıdaki fıkralara göre verilecek kararlara karşı yedi gün içinde en yakın askeri mahkemeye itiraz edilebilir.”
Hükmünü içermektedir.
Somut olayda; İs.Yzb. S.M.M.’nin, beraberinde İs.Tğm.H.A.Ö., İs.Onb. M.Y., İs.Er Ş.K. ve İs.Er Ö.G. oldukları hâlde, 26.12.2011 tarihinde 18.15 sıralarında Merkez Komutanlığına geldikleri, S.M.M.’nin emriyle sanığın odasının kapısının Merkez Komutanlığında görevli İs.Onb.L.Y.’ye açtırıldığı, yine İs.Yzb.S.M.M. tarafından erlere odada bulunan etajerin kilitli çekmecesinin açılmasının emredildiği ve bir tornavida marifetiyle etajerin üst kısmındaki vidaların söktürülmesi suretiyle üst kapağının açtırıldığı, iddianın konusunu teşkil eden el telsizinin çekmecede olduğunun tespiti üzerine, İs.Yzb.S.M.M. ve beraberindekilerin el telsizini almak suretiyle sanığın odasından ayrıldıkları anlaşılmaktadır.
Yasal düzenlemeler kapsamında somut olay irdelendiğinde;
Sanığın odasına mesai haricinde girilerek, etajerin kilitli çekmecesinin vidaları söktürülmek suretiyle açtırılması şeklinde İs.Yzb. S.M.M. emriyle yaptırılan aramanın, Askeri Mahkeme kararına dayanmadığı, Kanun’un yetkili kıldığı kişiler tarafından veya bunların verdiği yazılı emir üzerine yaptırılmadığı ve Kanunda öngörülen süre içinde yetkili Askeri Mahkemenin onayına sunulmadığı açık olduğundan, 353 sayılı Kanun’un 66’ncı maddesi kapsamında hukuka uygun bir arama olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Bu nedenlerle, yapılan arama hukuka aykırı olduğu gibi, hukuka aykırı elde edilen ve hükmün konusunu oluşturan delil de hükme esas alınamayacak, değerlendirmeye de tabi tutulamayacaktır.
Ayrıca, sanığın savunmaları ile örtüşen tanık beyanları dikkate alındığında; el telsizinin Muhabere Takımında görevli İs.Çvş.H.Ç. tarafından, Merkez Komutanlığının telsizi olduğu belirtilerek sanığa teslim edildiği ve telsizin kaybı ile ilgili yapılan hukuksuz arama öncesinde bilgisine dahi başvurulmadığı, sanığın söz konusu telsizi gizleme kastı ile çekmecesinde bulundurduğuna ilişkin aleyhine değerlendirilebilecek hiçbir delilin bulunmadığı açık olduğundan, suç işleme kastı ile hareket etmediği anlaşılan sanık açısından askeri eşyayı gizlemek suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün esas yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
Esas yönünden hukuka aykırı olan mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi uyarınca, müdafiin temyizine atfen ve resen BOZULMASINA;
22.3.2016 tarihinde, tebliğnameye uygun olarak ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy