(1632 S. K. m. 82) (5237 S. K. m. 106, 223) (5271 S. K. m. 225)
Askeri Mahkemece; maddi olay, 31.10.2013 tarihinde, Nöbetçi Uzman Çavuş olarak birlik içerisindeki erbaş ve erleri sabah kışla banyosuna götürmek için görevlendirilen mağdur Tnk.Uzm.Çvş. E.K.’nın, A.R.D. ile kantinde çay içtikten sonra askerleri banyo malzemelerini almak ve üzerlerini değiştirmek için koğuşlarına götürdüğü, ardından sanığı gördüğü, sanığa banyoya gitmesini söylediği, sanığın ise banyoya gitmeyeceğini söyleyerek elindeki tespihi salladığı, bunun üzerine mağdurun elinde bulunan tespihi zorla aldığı, sanığın da mağdurun üzerine doğru yürüyüp “Tespihimi alanın a..koyarım, hangi ya…k tespihimi aldı?” diyerek bağırdığı, mağdurun da sanığın üzerine yürüdüğü ve “Ne diyorsun?” diyerek sanığı ittirdiği, sanığın “Seni keserim, seninle dışarıda görüşürüz.” şeklinde karşılık verdiği, mağdurun sanığa sıraya geçmesini emrettiği, sanığın da sıraya geçmeyerek Er A.R.D.’nin yanına gittiği, tespihin A.R.D. tarafından mağdura verildiğinden bahisle tartışmaya başladığı, tartışma devam ederken mağdurun yanlarına geldiği ve sanığın yakasından tutmak suretiyle ayırmak için ikisini hafif şekilde ittirdiği, sanığın mağdura “Elini indir, seni s…rim, elini keserim (kırarım).”dediği, ardından uzaklaştırıldığı, daha sonra öğle yemek içtiması için askerlerin toplandığı, sanığın sıraya girmeyerek başka bölükteki askerlerle konuştuğu, konuşmaması ve sıraya geçmesi için mağdur tarafından uyarıldığı, sanığın ise mağdura “Seni keserim, seninle sivilde görüşeceğiz.” şeklinde karşılık verdiği, mağdurun “Seni Bölük Komutanına ve Bölük Astsubayına söyleyeceğim.” demesi üzerine sanığın da “Selam söyle.” dediği, olayların bu şekilde sonlandığı şeklinde kabul edilmiştir.
Yine Askeri Mahkeme tarafından, olayın sanık ve mağdur arasında üç ayrı yerde gerçekleştiği kabul edilmiş; ancak, iddianamede sanığın mağdura söylediği “Tespihimi alanın a..koyarım, hangi y…şak tespihimi aldı?” şeklindeki cümle ile üste hakaret, “Seni keserim, seninle dışarıda görüşürüz.” şeklindeki cümle ile üstü tehdit suçlarını işlediği iddiası ile kamu davası açıldığı ve maddi vakanın ilk olayının dava konusu yapıldığı, bu nedenle CMK’nın 225’inci maddesi gereğince sadece iddianamede yer alan eyleme ilişkin değerlendirme yapılacağı da belirtilmiştir.
Sanığın tevilli ikrarı, mağdurun beyanı ve tanık A.R.D.’nin ifadesi ile, sanığın “Seni keserim, seninle dışarıda görüşürüz.” şeklinde bir cümle kullandığı, ancak bu cümlenin korku ve endişe oluşturmadığı belirtilmiş; akabinde mağdurun sanığın yakasından tutması ve ardından ittirmesinden sonra küfürlü sözden önceki hiddet ve şiddetli elemin gitgide artması ile öfkeyle sarf edilmiş bu sözün tehdit kastı altında söylenmediği, mücerret tehdit içeren bu sözlerin, sarf edildiği zaman ve yer, sarf edilme sebep ve şekli itibarıyla mağdur üzerinde ciddi anlamda bir korku ve endişe yaratacak, iç hürriyetini azaltacak (daraltacak) nitelikte bulunmadığı, sanığın, mücerret tehdit içeren bu sözlerinin, üste hakaret suçunu işledikten hemen sonra, bu eyleminin devamı niteliğinde ve öfkeyle söylenmiş sözler olduğu, olayda ayrıca bir de “üstü tehdit” suçunun unsurlarının bulunduğundan bahsedilemeyeceği açıklanmak suretiyle ceza tayin edilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Öncelikle; tanıklar F.M., C.A.T., V.Ö., A.R.D. ve S.Y.’nin, içerik olarak birbirini destekleyen ancak söylenen kişilerde ayrıntı kabul edilebilecek farklılıklar bulunan ifadeleri, sanığın ve mağdurun beyanları ile maddi olayın, sabah saat 10.30 sıralarında kışla banyosu önünde ve öğle yemeği içtiması sırasında olacak şekilde iki aşamada gerçekleştiği, bununla birlikte iddianamede kışla banyosu önünde gerçekleşme anı ile yemek içtiması sırasında söylenen sözlerin bir araya getirilerek, unsurları gösterilen suça ilişkin fiilin ortaya konulduğu görülmektedir.
Amiri veya üstü tehdit suçu, ASCK’nın 82/2’nci maddesinde, “Amir veya üstünü herhangi bir suretle tehdit edenlere, ... cezası verilir. ...” şeklinde düzenlenmiş olup, maddede suçun unsurları konusunda herhangi bir açıklık bulunmadığından, bu suçun unsurlarının, TCK’nın “Tehdit” suçuna ilişkin hükümleri dikkate alınarak belirlenmesi gerekmektedir.
Tehdit suçu, 5237 sayılı TCK’nın 106/1’inci maddesinde, “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ... Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle ...” tehdit etme şeklinde düzenlenmiştir.
Tehdit suçunun oluşması için genel kast yeterli olmakla birlikte, tehdit kastı, sarf edilen sözlerin muhatabın üzerinde ciddi bir korku ve endişe yaratacak nitelikte, yeterlilikte ve elverişlilikte olup olmadığının değerlendirilmesi ile belirlenir.
Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay ve Yargıtay kararlarında da, söylenen sözlerin tehdit içerip içermediğinin, failin ve mağdurun içinde bulundukları ortama, söylenen sözlere, söylenme nedenine ve söylendiği koşullara göre değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, kışla banyosu önünde beklerken kendisine ait tespihi elinde gördüğü üstü Tnk.Uzm.Çvş.E.K.’ya karşı, hakaret teşkil eden “Tespihimi alanın a..koyarım, hangi y…şak tespihimi aldı?” şeklindeki sözleri söyledikten sonra, hakaret eyleminden ayrı ve müstakil bir nitelik taşıyan üstü tehdit suçuna konu edilen sözleri de söylediği anlaşılmaktadır. İki söz arasında mağdurun sanığın üzerine yürümesi ve ittirmesi şeklinde tepkisel davranış bulunmakla birlikte, davranış sonrasında söylenen sözler, eylemin devamında ve öfkeyle değil, aksine korudukları hukuki değerler de gözetildiğinde, hakaret edildikten sonra eyleme son verilmeyip bilinçli bir şekilde hareket edilerek sarf edilmiş; hakaret ve tehdit sözleri mağdurda farklı duygular oluşmasına yol açmıştır. Olayın gelişimi, mağdurun, daha önceki bir günde tespit ettiği, sanığın rütbeli şahısların yanında da tespih çekme şeklindeki davranışını dikkate alarak, banyo hazırlığı sırasında dolapta gördüğü tespihi almasının disiplinsizliğe müdahale kapsamında olup, bu hâliyle haksız bir hareket teşkil etmemesi, buna rağmen şeref ve namusuna yönelik tahkirle karşılaşması, ittirme şeklinde verilen karşılığın, başlangıçta aslında sanıkta olmaması gereken hiddet ve elemi de gitgide arttıramayacak olması gözetildiğinde, vücut bütünlüğünü hedef alacak nitelikte ve ciddiyette, zarar vereceğini ifade edecek şekil ve boyutta, objektif olarak ciddi bir korku ve endişe yaratacak yeterlilik ve elverişlilikte söylenen söz, unsurları yönünden tehdit suçunu oluşturduğundan, ceza verilmesine yer olmadığı hükmünün bozulmasına (CMK’nın 223’üncü maddesi incelendiğinde, unsurları yönünden oluşmayan suç ile ilgili olarak beraat hükmü kurulabileceği, ceza verilmesine yer olmadığı hükmünün verileceği hâllerin ayrıca sayıldığına da işaret edilmiştir) karar verilmiştir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
Esas yönünden hukuka aykırı kurulan ceza verilmesine yer olmadığı hükmünün, Adli Müşavirin temyiz nedenlerine atfen ve resen, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi uyarınca BOZULMASINA;
5.4.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy