(1632 S. K. m. 30, 73) (353 S. K. m. 217)
31.3.2015 günü yapılan sabah yoklamasına katılmayarak firar eden sanığın, 10.4.2015 günü kendiliğinden gelerek Birliğine katıldığı, böylelikle 31.3.2015-10.4.2015 tarihleri arasında altı haftalık mehil içerisinde kendiliğinden dönmekle son bulan firar suçunu işlediği anlaşılmaktadır.
Askeri Mahkemece; sanığın, tüm unsurları ile oluşan atılı suçtan, yasal ve inandırıcı gerekçelerle, alt sınırdan ceza tayin edilip, cezasından takdiri indirim yapılarak, temadinin altı hafta içinde kendiliğinden gelmekle son bulması nedeniyle ASCK’nun 73’üncü maddesinin tatbik edilmesinde, daha önce kasıtlı suçtan (izin tecavüzü) kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunması ve uygulanmasında rızasının bulunmaması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasında, izin tecavüzü ve firar suçlarından kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri, Kuvvet sabıka kaydındaki izin süresini geçirme disiplinsizliği ile gerekçeli kararda belirtilmemekle birlikte; kovuşturma aşamasında pişman olmadığına ilişkin beyanları bulunan sanık hakkında yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat edinilememesi nedeniyle hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmemiş ve aynı gerekçe ile ertelenmemiş olmasında usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden (suç tarihi hatası dışında) hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dosyada psikiyatrik yönden bir rahatsızlığı olduğuna dair herhangi bir belge bulunmayan, ifadelerinde de bu hususta bir beyanı olmadığı anlaşılan sanık hakkında, Askeri Mahkemenin cezai ehliyeti ile ilgili bilirkişi mütalaasına başvurulmasına gerek görmeyerek cezai ehliyetinin tam olduğunu kabul etmesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığından, müdafiin bu yöndeki temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
Ancak suç temadi bitim tarihinin 10.4.2015 olarak belirlenmesi gerekirken, kısa karar ile gerekçeli kararın başlık ve hüküm bölümlerinde maddi hata nedeniyle 10.4.2014 şeklinde belirtilmiş olması sebebiyle hükmün bozulmasına, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Müdafi tarafından, Askeri Mahkemece sanık hakkında ASCK’nın 30’uncu maddesi kapsamında takdir hakkının kullanılmamasının, yani Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma feri cezasının tatbik edilmemesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de;
Sanık ve dolayısıyla müdafi, ancak sanık açısından olumsuzluk içeren, sanığın hukuki menfaatini ihlal eden kararlar için kanun yoluna başvurabilir. Sanık kendi aleyhine kanun yoluna başvuramaz (Turhan Tufan YÜCE, Türk-Alman Ceza Muhakemelerinde Kanunyolları, Ankara, 1967, s.39; Nurullah KUNTER, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, 1986, s.20). Doğal olarak, müdafiin de, sanığın aleyhine kanun yoluna başvurması mümkün değildir.
Hukuki menfaatin bozulduğunun tespiti, objektif ölçülere göre daha uygun bir karar verilmesinin imkân dahilinde olup olmadığı üzerine bir değerlendirme yapılması ile mümkündür.
Bu kapsamda, müdafiin sanık hakkında, objektif ölçülere göre sanık aleyhine olduğu hususunda tereddüt bulunmayan Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma feri cezasının tatbik edilmediği gerekçesiyle temyize hakkı bulunmadığından, tebliğnamede yer alan, sanık hakkında ASCK’nın 30/2’nci maddesi gereğince TSK’dan çıkarma feri cezası verilmemesine ilişkin Askeri Mahkeme gerekçesinin hukuka uygun olmadığından bahisle mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiği yönündeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle,
Müdafiin kabule değer görülmeyen temyiz sebeplerinin, 353 sayılı Kanun’un 217/2’inci maddesi gereğince REDDİNE,
Sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün, müdafiin temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi uyarınca suç tarihindeki hata nedeniyle BOZULMASINA;
353 sayılı Kanun’un 220/2-F maddesi gereğince, sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün suç bitim tarihi olarak yer alan “10.4.2014” bölümünün “10.4.2015” şeklinde düzeltme yapılmak suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA;
5.4.2016 tarihinde, tebliğnameye aykırı olarak ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy