(1632 S. K. m. 66) (5237 S. K. m. 50, 52, 62)
Sanığın, 25.3.2012 tarihinden itibaren dört günü yol süresi olmak üzere toplam altı gün süre ile kanuni izne ayrılmak için talebi üzerine düzenlenen izin belgesini bir şekilde eline geçirip, 24.3.2012 günü Birliğinden izin almaksızın ayrıldığı, aynı gün saat 17.30dan itibaren yapılan aramalarda Birlik içerisinde bulunmadığının tespit edildiği, 4.5.2012 günü kendiliğinden Birliğine katıldığı, böylece 24.3.2012-4.5.2012 tarihleri arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
Dosya içeriğine göre, sanığın firar hâlinde iken, 29.3.2012 günü saat 12.38de rahatsızlığı nedeniyle
Devlet Hastanesi Acil Servisine başvurduğu, KBB Kliniğinde yatırılarak tedavi edildiği, ağabeyi A.D.nin, 3.4.2012 günü
Merkez Komutanlığına başvurarak asker kişi olması nedeniyle sanık hakkında hastaneye sevk işlemini yaptırdığı, 5.4.2012 tarihinde SemptumDeviasyonu tanısı ve 25 gün istirahat kararı verilerek taburcu edildiği, istirahatinin
Asker Hastanesi tarafından 6.4.2012 tarihinde onaylandığı, istirahatinin bitiminde 30.4.2012 günü başvurduğu
Askerlik Şubesi Başkanlığınca 3.5.2012 tarihinde Birliğine katılmak üzere sevk edildiği, 3.5.2012 akşamı Birliğine katıldığı ve bir gün sonra 4.5.2012 günü yoklama defterine kaydının yapıldığı (Dz.78) anlaşılmaktadır.
Askeri Yargıtayın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, haklarında resmi izin belgesi düzenlenmiş olsa bile amirleri tarafından bu izin belgesi kendilerine verilmeden, keza izin belgesinde yazılı tarih ve saatten önce izin vermeye yetkili amirlerinden izin almaksızın Birliklerini terk eden faillerin eylemlerinin, diğer unsurlarının da gerçekleşmesi hâlinde firar suçunu oluşturacağı hususunda herhangi bir kuşku ve duraksama bulunmamaktadır.
Tebliğnamede; sanığın moralinin bozuk olması ve kişisel problemleri nedeniyle 24.3.2012 günü akşam yoklamasına katılmadığını, geceyi aynı kışlada başka bir birlikte görevli arkadaşı P.ErS.T.un koğuşunda geçirdiğini beyan etmesi ve bu beyanının P.Er S.T. tarafından doğrulanmış olması, keza nizamiye kayıtlarında sanığın isminin bulunmaması karşısında, hangi tarihte birliğinden ayrıldığının şüpheli kaldığı, bu nedenle 25.3.2012 günü izne ayrıldığının, dolayısıyla eyleminin izin tecavüzü suçu olarak vasıflandırılması gerektiği belirtilmiş ise de; sanığın, kimseden izin almadan ve kendisine izin belgesi bizzat verilmeden, izne ayrılacağı 25.3.2012 tarihinden bir gün önce yapılan tüm aramalara rağmen vazifesi gereği bulunması gerektiği Birliğinde bulunmadığı hiçbir tereddüde meydan bırakmayacak şekilde tutanakla tespit edildiğinden, diğer unsurlarının varlığı hâlinde eyleminin firar suçunu oluşturabileceği ve suçun temadisinin ise 24.3.2012 gününden itibaren başlayacağı sonucuna varıldığından, tebliğnamedeki suç vasfına ilişkin değerlendirmeye iştirak edilmemiştir. Nitekim, benzer olaylara ilişkin As.Yrg.Drl.Krl.nun 10.6.1999 tarihli, 1999/136-127 ve As.Yrg. 2nci D.nin 4.3.1964 tarihli, 1964/278-276 E.K. sayılı kararlarının kabul tarzları da bu doğrultudadır.
Askeri Yargıtayın uyum ve kararlılık gösteren içtihatlarında, mütemadi nitelikteki firar ve izin tecavüzü suçlarında suçun maddi unsurunu oluşturan başlangıç ve bitim tarihlerinin, bir başka anlatımla maddi (öz) vakanın doğru olarak saptanmasının zorunlu olduğu, keza, bu suç tiplerinde temadinin sona erdiği tarihin her türlü kuşkudan uzak olarak belirlenmesinin af, zamanaşımı ve tekerrür müesseselerinin uygulanabilmesi açısından öneminin bulunduğu vurgulanmıştır.
Mütemadi suçlardan olan firar suçunda temadi; failin kıtasına katılmak ya da askeri birlik veya kuruma ya da resmi makamlara başvurmak/teslim olmak, yahut yetkili makamlarca yakalanmakla sona erer. Başka bir deyimle temadi; iradi olarak (kendiliğinden katılma veya teslim olma) veya gayri iradi olarak (yakalanma) sona erer. Temadinin iradi olarak sona erdiğinin kabulü için, ilgilinin firar durumuna kendi serbest iradesi ile son vermesi, yani kendiliğinden birliğine dönmesi veya bir askeri birliğe veya resmi bir kuruluşa müracaat etmesi gerekmektedir. Uygulamada, birliğine veya resmi bir makama henüz teslim olmamakla birlikte, failin kıtasına dönmek veya teslim olmak istediği dış aleme yansıyan davranışlarından anlaşılabiliyorsa, bu hâlde dahi firar temadisini sona erdirme kastıyla hareket ettiği kabul edilmektedir.
Yapılan bu açıklamalar kapsamında Askeri Mahkemece sanığın, 4.5.2012 günü Birliğine kendiliğinden katılması suretiyle firar suçunun temadisini bitirdiği kabul edilmiş ise de; 24.3.2012 günkü firarını takiben yedi günlük kanuni süre dolmadan rahatsızlığı nedeniyle 29.3.2012 günü saat 12.38de
Devlet Hastanesi Acil Servisine başvurduğu, epistaksis (burun kanaması) ön tanısı ile KBB servisine yatışının yapıldığı, 2.4.2012 günü ameliyata alındığı, ağabeyi A.D.nin 3.4.2012 günü
Merkez Komutanlığına başvurarak asker kişi olması nedeniyle hastaneye sevk işlemini yaptırdığı, 5.4.2012 tarihinde SemptumDeviasyonu tanısı ve 25 gün istirahat kararı verilerek taburcu edildiği, istirahatinin
Asker Hastanesi tarafından 6.4.2012 günü onaylandığı, istirahatinin bitiminde 30.4.2012 günü
Askerlik Şubesine başvurduğu anlaşılmakla, rahatsızlığı nedeniyle hastane acil servisine başvurması, yatarak tedavisi devam ederken asker kişi sıfatının bildirilerek hastane sevk evrakının tanzim ettirilmesi, takiben de düzenlenen istirahat raporunun Askeri Hastanede onaylatılması, istirahat süresi sonunda da Askerlik Şubesine başvurarak Birliğine sevkini sağlatması karşısında, rahatsızlığı nedeniyle 29.3.2012 günü Kars Devlet Hastanesine başvurmakla dehalet kastını gösterdiği, bu nedenle firar suçunun temadisinin bitiminin 29.3.2012 olarak kabul edilmesi gerektiği, ASCKnın 66/1-a maddesinde öngörülen gün unsurunun dava konusu olayda gerçekleşmediği, eyleminin suç tarihleri itibariyle 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanunun 50/1inci maddesinde düzenlenen, kısa süreli kaçma suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
16.2.2013 tarihli ve 28561 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 31.1.2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanununun 45inci maddesiyle değişik 477 sayılı Kanunun 1inci maddesinde Disiplin Mahkemelerinin sadece savaş zamanında kurulacağı;
6413 sayılı Kanunun Geçici 1/4üncü maddesi uyarınca, 477 sayılı Kanuna göre kurulu bulunan Disiplin Mahkemelerinin, ilgili yönetmelik yayımlanıncaya kadar Disiplin Kurulu olarak 6413 sayılı Kanun hükümlerine göre faaliyetlerine devam edeceği;
Yine aynı Kanunun Erbaş ve erler hakkında daha önceden verilmiş cezaların değişmesi, yerine getirilmesi ve yükümlülük süresine etkileri başlıklı Geçici 4üncü maddesinde ise, erbaş ve erler hakkında disiplin mahkemeleri tarafından verilen oda hapsi cezalarının hizmetten men cezasına dönüştürüleceği;
Aynı Kanunun geçiş dönemini düzenleyen Geçici 1inci maddesine göre, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yerine getirilmekte olan oda hapsi cezalarının infazına derhal son verileceği, disiplin mahkemelerinde bulunan ve kararı kesinleşmeyen dosyaların otuz gün içinde disiplin amirine iade edileceği, disiplin amirinin 477 sayılı Kanunun tabi olduğu zamanaşımı süresine bağlı olarak yürürlüğe giren Kanun uyarınca değerlendirme yapacağı;
Düzenlenmiş bulunmaktadır.
6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile barış zamanına münhasır olmak üzere disiplin cezaları idari yaptırım olarak idari yargılamanın konusu hâline getirilerek, Kıtasından veya görev yerinden yedi günü aşmayacak ve bu süre içinde kendiliğinden gelecek şekilde kaçmak veya mesaiye gitmemek şeklinde tanımlanan Kısa süreli kaçmak eylemlerinin, bu Kanunun 19/1-b ve 26ncı maddelerinde, erbaş ve erler yönünden disiplin kurulları tarafından Hizmet yerini terk etmeme cezası verilmesini gerektiren Disiplinsizlik hâli olarak yaptırıma bağlandığı göz önüne alındığında, sanık hakkında firar suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün esas yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Üyeler
ve
; sanığın, 29.3.2012 günü
Devlet Hastanesi Acil Servisine başvurmasının, ağabeyinin 3.4.2012 günü
Merkez Komutanlığına başvurarak sevk işlemini yaptırmasının, takiben
Devlet Hastanesinin istirahat raporunun Askeri Hastane tarafından onaylanmasının dehalet kastını ortaya koymadığı, askeri birlik veya kuruma ya da resmi makamlara başvurmak/teslim olmak olarak kabul edilemeyeceği, sayılan tüm bu işlemlerin tedaviye yönelik olduğu, 30.4.2012 günü
Askerlik Şubesine başvurmasının dehalet kastını gösterdiği, bu nedenle, kanunda ön görülen yedi günlük sürenin geçirildiği ve suçun oluştuğu, bitim tarihinin de 30.4.2012 olarak kabul edilmesi gerektiği görüşü ile çoğunluğun bu kararına iştirak etmemişlerdir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
Esas yönünden hukuka aykırı bulunan mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi gereğince, sanığın temyizine atfen ve resen BOZULMASINA;
26.4.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe sebepte kısmen farklı sonuçta uygun olarak, Üyelerin karşı oyları ve oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy