(1632 S. K. m. 66) (5237 S. K. m. 62) (5271 S. K. m. 38/A, 219, 231) (353 S. K. m. 221)
Sanık hakkında daha önce verilen mahkûmiyet hükmünün, Dairemizin 1.7.2008 tarihli ve 2008/1802-1798 sayılı kararı ile CMK’nın 231’inci maddesi uyarınca değerlendirme yapılmak üzere bozulması üzerine, bozmaya uyan Askeri Mahkemenin 8.8.2008 tarihli ve 2008/957-447 sayılı kararı ile sanığın bahse konu tarihler arasında izin tecavüzü suçundan, ASCK’nın 66/1-b ve TCK’nın 62’nci maddeleri uyarınca, sonuç olarak on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanığın beş yıl süre ile denetim süresine tâbi tutulmasına karar verildiği, taraflarca itiraz edilmeyen bu kararın, 16.9.2008 tarihinde kesinleştiği;
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştirilmesinden sonra, beş yıllık deneme süresi içerisinde, sanığın 2.5.2012 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde kabul etmek veya bulundurmak suçundan, … Sulh Ceza Mahkemesinin 16.1.2014 tarihli, 2013/570 Esas ve 2014/24 Karar sayılı hükmü ile mahkûmiyetine karar verildiği ve bu kararın da 26.2.2014 tarihinde kesinleştiği;
Anlaşılmaktadır.
Askeri Mahkemece; deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemiş olması nedeniyle yeniden duruşma açılıp, sanığın, 21.9.2007 tarihinde yedi günlük dağıtım iznine gönderildiği, en geç 28.9.2007 günü sonuna kadar Birliğine katılması gerekirken katılmadığı, 5.10.2007 tarihinde yakalandığı, böylece, 29.9.2007-5.10.2007 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek açıklanması geri bırakılan hükmün açıklandığı belirtilerek, yukarıda izah edildiği şekilde mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
Sanığın hükmün açıklanmasına karşı diyeceklerinin tespiti edildiği … Asliye Ceza Mahkemesinin 29.6.2015 tarihli duruşma tutanağının hâkim ve tutanak kâtibi tarafından e-imza ile imzalandığı, yetkili bir kişi tarafından, duruşma tutanağına “Güvenli elektronik imzalı aslı ile aynıdır.” şeklinde bir onay işleminin yapılmadığı, CMK’nın 219/1’inci maddesine göre, duruşma tutanağının, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanması gerektiğinde kuşku bulunmayıp, 6352 sayılı Kanun’la eklenen CMK’nın “Elektronik İşlemler” başlıklı 38/A maddesinin 8’inci bendinde; “Elektronik ortamdan fiziki örnek çıkartılması gereken hâllerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek, hâkim, Cumhuriyet savcısı veya görevlendirilen yetkili kişi tarafından imzalanır ve mühürlenir.” hükmünün yer aldığı, nitekim bu hususların Adalet Bakanlığının 10.11.2011 tarihli ve 124/1 sayılı Genelgesinde de açıkça ifade edildiği, bu şekilde tespit olunan sanık beyanının hükme esas alınması, CMK’nın 38/A ve 219/1'inci maddelerine (Dairemizin 17.12.2014 tarihli, 2014/832-828; 2.12.2014 tarihli, 2014/806-804; 21.5.2014 tarihli, 2014/476-472 sayılı kararları da bu yöndedir), aykırılık teşkil ettiğinden, mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sebebi karşısında, kabule göre, hükmün açıklanması durumunda cezanın ertelenmesini açıkça talep eden ve dosya kapsamından erteleme hükümlerinin uygulanmaması için objektif bir engelin bulunmadığı anlaşılan sanık hakkında, erteleme yerine adli para cezası seçenek yaptırımının tercih edilmesine ilişkin gerekçenin gösterilmemesinin ve sanığın hükümlü olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunda bu aşamada işaret edilmiştir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
Usul yönünden hukuka aykırı olan mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi uyarınca, sanığın temyizine atfen ve resen BOZULMASINA;
9.2.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy