(2709 S. K. m. 40) (5271 S. K. m. 34, 147, 232) (1632 S. K. m. 47, Ek. m. 8, 10) (353 S. K. m. 221)
Öncelikle, Askeri Mahkemece verilen 11.10.2002 tarihli ve 2002/1476-895 sayılı mahkûmiyet hükmünün kesinleşip kesinleşmediği hususunda oylama yapılmış; oy çokluğu ile söz konusu mahkûmiyet hükmünün hükümlünün yüzüne karşı tefhim olunduğu, “…kanun yol ve süresi anlatıldı.” cümlesi ile yeterli bilgilendirme yapıldığı ve kanun yolu, süresi ve şekli hakkında bilgi sahibi olan hükümlü tarafından, yasal süresi içinde temyiz edilmeyen bu mahkûmiyet hükmünün usulüne uygun kesinleştiği, Üyelerin ise, T.C. Anayasası’nın 40/2, CMK’nın 34/2 ve 232/6’ncı maddelerindeki hükümler gözetildiğinde, hükümlünün (sanığın) yüzüne karşı tefhim olunan mahkûmiyet hükmünde yer alan “… temyizi kabil olmak üzere karar verildi. .. sanığın yüzüne karşı verilip kanun yol ve süresi anlatıldı” şeklindeki cümle ile kanun yolu, mercii, süresi ve şekli hakkında yeterli, açık ve tereddüte yer vermeyecek şekilde bilgilendirme yapıldığının kabul edilemeyeceği, hükümlünün (sanığın) haklarını öğrenme hakkının ihlâl edildiği, geçerli bir tebligat bulunmadığı, 11.10.2002 tarihli ve 2002/1476-895 sayılı mahkûmiyet hükmünün taraflarca yasal süresi içinde temyiz edilmediğinden bahisle kesinleştirilemeyeceği, dolayısıyla henüz kesinleşmeyen bu mahkûmiyet hükmü ile ilgili olarak kurulan ve hukuki dayanaktan yoksun olan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair duruşmasız işlere ait karar ve uyarlama mahkûmiyet hükmünün yok hükmünde sayılarak, duruşmasız işlere ait kararın kaldırılmasına ve uyarlama mahkûmiyet hükmünün bozulmasına, hükümlünün (sanığın) temyiz isteminin …Askeri Mahkemesinin 11.10.2002 tarihli ve 2002/1476-895 sayılı mahkûmiyet hükmüne karşı yapılmış temyiz başvurusu niteliğinde olduğuna dair düşünceleriyle kullandıkları ayrışık oy sonrasında, Askeri Mahkemenin 6.7.2015 tarihli, 2013/1024 Esas ve 2015/623 Karar sayılı uyarlama mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesine geçilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 28474 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5.7.2012 tarihli, 2012/9 Esas-2012/103 Karar sayılı kararıyla; ASCK’nın 47’nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerinin, Ek 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının “Sırf askeri suçlar ile bu Kanunun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlar hakkında, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile…” bölümünün ve ASCK’nın Ek 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu kabul edilerek iptaline karar verilmiş olduğundan, hükümlü hakkında, ASCK’nın 47, Ek 8 ve Ek 10’uncu maddeleri kapsamında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi veya ertelenmesine ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Somut olay ile ilgili olarak dava dosyası incelendiğinde; lehe kanun değerlendirmesi ile ilgili diyeceklerinin tespiti amacıyla, istinabe edilen mahkemeye gönderilen talimatın bila ikmal iadesi üzerine, hakkında yakalama emri düzenlenen hükümlü, yakalanmasını takiben …Askeri Mahkemesi huzuruna çıkarılmış; yakalama emrindeki kimlik bilgilerinin teyidinden sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi ve erteleme ile ilgili diyecekleri sorulmuş ancak, diyeceklerinin tespitinden önce CMK’nın 147’inci maddesinde belirtilen hakları, bu arada müdafi seçme hakkının bulunduğu, müdafi seçecek durumda değilse ve müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirileceği ile ilgili hakkı açıklanmamıştır. İddianameye karşı yapılan sorgu ve savunma sırasında yasal düzenleme bulunmadığından bu haktan yararlanamayan hükümlüye, söz konusu hakkı kullanıp kullanmama olanağı tanınmayarak, hükümlünün savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmakla, uyarlama mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Kesin hükmün dokunulmazlığı ilkesi ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünde değişiklik (uyarlama) yargılamasının esas itibarıyla infazı ilgilendiren ve etkileyen bir yargılama faaliyeti olması, uyarlama ile ilgili diyeceklerinin tespiti öncesinde kendisinin duruşmalardan bağışık tutulma isteminde bulunması, sorgu ve savunmasının tespiti sırasındaki yasal süre hakkının varlığı, lehe kanun değerlendirmesi ile kurulacak uyarlama mahkûmiyet hükmü öncesinde yasal süre hakkının hatırlatılması ve tanınmasının zorunlu olmaması, istem hâlinde ek sürenin verilebilirliği gözetilerek, hükümlünün bu yöndeki usul ve esasa ilişkin temyiz nedenleri kabule değer görülmemiştir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
Usul yönünden hukuka aykırı kurulan uyarlama mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi uyarınca, hükümlünün temyiz nedenlerine atfen ve resen BOZULMASINA;
23.2.2016 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe aykırı olarak ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy