(1632 S. K. m. 117) (5237 S. K. m. 94) (353 S. K. m. 9, 17, 176, 207) (5271 S. K. m. 230)
Mağdur P.ErH.D.’in 22.7.2011 tarihli dilekçesinde, 2.8.2007 tarihinde …Askeri Ceza ve Tutukevi Müdürlüğüne kapatılması sonrasında, giriş işlemini yapan rütbeli personel ile yanındaki askerler tarafından dövüldüğünü, akşam hücrede dayak yediğini, bir hafta sonra diğer sanık P.Uzm.Çvş. H.D.T.’ın nöbetçi olduğu bir gün hücreye götürülerek gardiyanlar tarafından dövüldüğünü, P.Uzm.Çvş. H.D.T.’ın nöbetlerinde dayak yediğini, şikâyette bulunamadığını, bu işkenceler nedeniyle 26.9.2007 tarihinde cezaevinden firar ettiğini belirttiği, Askeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda, cezaevine girişinde 2.8.2007 tarihinde P.Uzm.Çvş. A.Y.’ın mağdura tokat attığı, böylece asta müessir fiil suçunu işlediği, cezaevinde bulunduğu süre içerisinde P.Uzm.Çvş. H.D.T.,P.Onb. M.Y. ve P.Onb. M.K. tarafından birden fazla kez darp edildiği, zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı göz önüne alındığında iki kez darp edildiğinin kabulü ile sanıklar P.Uzm.Çvş. H.D.T.,P.Onb. M.Y. ve P.Onb. M.K. hakkında iki ayrı asta müessir fiil suçundan açılan kamu davalarında, Askeri Mahkemece; Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca tanzim olunun uzmanlık raporundan, mağdura yapılan muamelelerin işkence boyutuna ulaştığının tespit edildiği, işkence suçunun askeri bir suç olmadığı, askerlik hizmet ve görevi ile ilgili olarak işlenmediği, TCK’da düzenlendiği, sanığın er rütbesini haiz olduğu, 10.4.2008 tarihinde terhis olduğu, işkence suçunun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanığın asker kişi vasfını kaybettiğinden, Askeri Mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, Askeri Mahkemenin görevsizliğine ve görevsizlik kararlarının kesinleşmesini müteakip TCK’nın 94’üncü maddesi uyarınca yargılama yapılabilmesi için dosyanın görevli ve yetkili mahkeme olan Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılmakta ise de;
CMK’nın “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230’uncu maddesinde; hükmün gerekçesinde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi yanında delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi; iddia ve savunmanın delillere göre irdelenmesi neticesinde ulaşılan kanaatin açıklanarak, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilinin ortaya konulması ve bu fiilin nitelendirilmesinin yapılması gerektiği hususları düzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasanın 141/3 ve CMK’nın 34/1’inci maddeleri, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı hükmünü haiz bulunmaktadır.
Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak açıklanmasıdır. Hükmün gerekçesinde, sanığın leh ve aleyhine olan, sübuta ilişkin tüm deliller gösterilip karşılaştırılarak, hangi delillerin diğerine üstün tutulduğu, hangi delillere itibar edilip, hangi delillere itibar edilmediği ve bunların nedenleri ayrıntılı olarak tartışılıp irdelenerek değerlendirilmeli, suçun maddi ve manevi unsurlarının nasıl oluştuğu, sanığın savunmalarına neden itibar edilmediği, temyiz denetimine olanak sağlayacak şekilde açıkça ortaya konulmalıdır. Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde, yasal ve yeterli unsurları içermeyen bir gerekçeyle hüküm kurulması, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açar. Yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması da, hükmün gerekçeden yoksun olmasıyla aynı hukuki sonucu doğurmaktadır. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, kamuyu bilgilendirmek, denetimde kolaylık sağlamak için hükmün gerekçeli olması bir zorunluluktur (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 29.03.2007 tarihli ve 2007/26-23 sayılı kararı).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, gerekçeli hükümde iddia ve mütalaanın özetlendiği, sanığın savunması ile yargılama sırasında dinlenilen mağdur ve tanık beyanlarının açıklandığı, ancak “Deliller ve değerlendirilmesi” başlıklı kısımda maddi vakanın kabulüne yer verilmediği, kısa kararda Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca tanzim olunun uzmanlık raporundan, mağdura yapılan muamelelerin işkence boyutuna ulaştığının tespit edilmesi nedeniyle eylemlerinin işkence boyutuna vardığı şeklinde bir değerlendirme yapılmakla birlikte gerekçede bu konuya yer verilmediği gibi bu sonuca hangi delillerle ve nasıl varıldığının açıklanmadığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca tanzim olunun uzmanlık raporu ile mevcut delillerin ilişkilendirilmediği görülmekle, CMK’nın 230’uncu maddesine aykırı olan bu durumun, 353 sayılı Kanun’un 207/3-G maddesi gereğince hukuka kesin aykırılık teşkil ettiği sonucuna varıldığından; görevsizlik hükmünün usul (gerekçesizlik) yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy