(2709 S. K. m. 175) (1632 S. K. m. 137) (5237 S. K. m. 44, 62, 89) (5271 S. K. m. 225, 226, 231)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Anayasanın değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma başlıklı 175inci maddesi kapsamında, askeri mahkemelerin ve Askeri Yargıtayın kaldırılmasını ön gören 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun, TBMM Genel Kurulunca 21.1.2017 tarihinde kabul edilmesi, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 11.2.2017 tarihli ve 29976 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması, bu doğrultuda Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığının 11.2.2017 tarihli ve 74 sayılı kararı ile, halkoylamasının 16.4.2017 Pazar günü yapılacağının 11.2.2017 tarihli ve 29976 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması nedeniyle, Kurulumuzca işin esasına girilip girilmeyeceği ön sorun olarak tartışılmış olup, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak halk oylaması sonucu Anayasa değişikliğine ilişkin 6771 sayılı Kanunun kabul edilip Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe gireceği tarihe kadar Askeri Yargıtayın görevi devam ettiği, bu nedenle olağan ve olağanüstü kanun yolu incelemelerinin yapılması gerektiği sonucuna ulaşılarak temyiz incelemesine geçilmiştir.
Üye
ve Üye
, Anayasa değişikliği halk oylamasından geçtiği takdirde, askeri yargıda devam etmekte olan yargılamaların, bulunduğu aşama gözetilmeksizin adli yargıya devredileceğini, görülmekte olan davaların taraflarında ve kamuoyu vicdanında, referandum tarihine kadar verilecek hüküm ve kararlar açısından, askeri yargı mercilerince verilecek kararların tabii hakim ilkesini zedeleyeceğine dair bir kanı oluşabileceğini, halk oylamasını bekleyerek sonuca göre görevli yargı mercilerince nihai kararın verilmesindeki yararın, 1-2 ay gibi çok kısa bir süre için bile beklenmeksizin, kaldırılmasına dair hukuki süreç işletilmekte olan askeri yargı mercilerince bir an önce karar verilmesindeki yarardan daha fazla olduğunu, Anayasa değişikliğinin halkoylamasında da kabul görmesi ihtimalinde, özellikle bu süreçte onama/itirazın reddi kararları verilerek kesinleşecek hükümler açısından ortaya çıkacak muhtemel hukuki sorunların ve gereksiz şekilde olağanüstü kanun yollarına müracaat ihtimali ve çabalarının da ortadan kalkacağını, bu itibarla askeri yargı organlarınca verilecek kararlar üzerine gölge düşürülmesinin önüne geçilmiş olacağını belirterek, anayasa değişikliği sürecinin bekletici mesele yapılması gerektiği görüşü ile çoğunluğun kararına katılmamıştır.
Sanığın, suç tarihinde
Mot.P.Tb.K.lığı emrinde görev yaptığı, TTZA Cobra araç sürücü ehliyetini 1.7.2014 tarihinde aldığı, 24.7.2014 tarihinde yapılacak olan TKTM konvoy faaliyeti için TTZA Cobra araç şoförü olarak görevlendirildiği, sanığın 24.7.2014 günü saat 09.10 sularında
plakalı
aracın şoförü olarak faaliyete katıldığı, araçta yanında nişancı olarak P.Er U.T.in bulunduğu, saat 09.30 civarı sevk ve idaresindeki
plakalı
araç ile otogar kavşağına geldiği, bu esnada kavşakta kendilerine kırmızı ışık yandığı, ancak sanığın buna aldırış etmeden
-
yolundan
istikametine doğru hareket ettiği, aynı anda sivil şahıs C.I.ın,
plakalı hususi aracı ile kendisine yeşil ışık yanmasından dolayı Cumhuriyet Caddesinden otogar dönel kavşağa girmek için hareket ettiği ve kırmızı ışıkta geçen sanığın sevk ve idaresindeki
plakalı
araç ile çarpıştığı, trafik kazası tespit tutanağına göre, sanığın, KTKnın 47/1-B maddesini (kırmızı ışık kuralına uymamak) ihlal ettiği ve kazaya neden olduğu, kaza nedeniyle sivil şahıs C.I.ın yaralandığı,
plakalı
aracında mühimce hasarın oluştuğu, araç hasarı sebebiyle toplam 2,430 TL Hazine zararı meydana geldiği, Hazine zararının sanık tarafından karşılandığı, oluşan hasar nedeniyle aracın 9.8.2014 tarihine kadar göreve çıkmadığı ve bu tarihe kadar hizmet dışı kaldığı, kazada yaralanan mağdur C.I. hakkında
Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen kati raporda; Hayati tehlikesi olduğunun ve vücudunda oluşan kemik kırığının hayati fonksiyonlarına etkisinin ağır derece olduğunun belirtildiği, olayla ilgili mağdurun sanıktan şikâyetçi olduğu ve uzlaşmak istemediği, böylelikle sanığın, gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek hatalı araç kullanması sonucunda sivil şahıs mağdur C.I.ın sevk ve idaresindeki araca çarptığı ve mağdur C.I.ın yaralanmasına sebebiyet verdiği, bu eylemiyle de taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olmak suçunu işlediği iddia edilerek hakkında kamu davası açıldığı;
Askeri Mahkemece; aynı olay hakkında daha önce sanık hakkında dava açıldığı ve karar verildiği belirtilerek davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, somut olayda, sanığın tek bir fiille hem hizmette tekâsülle harp malzemesini mühimce hasara uğratmak ve hem de taksirle yaralamaya neden olmak suçlarını aynı zamanda işlediği anlaşılmaktadır. Bu açıdan, yaralama eylemi sebebiyle mağdurun şikâyetçi olması ve uzlaşma istememesi karşısında, her iki suçla ilgili olarak yapılması gereken yargılama sonucunda, TCKnın 44üncü maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı gereğince ve Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 24.10.1958 tarih ve 1957/2791-149 sayılı kararı doğrultusunda, ASCKnın 137nci maddesinin tatbiki ve bu maddeye göre ceza tertip edilirken, TCKnın 89/2-b,e maddesindeki asgari ceza hadlerinin esas alınması suretiyle hüküm kurulması gerekmektedir.
İnceleme konusu olayda, sanık hakkında daha önceden Askeri Savcılığın 22.12.2014 tarihli, 2014/969-646 sayılı iddianamesi ile hizmette tekâsülle askeri aracın mühimce hasarına sebebiyet vermek suçunu işlediğinden bahisle ASCKnın 137inci maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde Askeri Mahkemenin 11.02.2016 tarihli, 2015/12 Esas ve 2016/18 Karar sayılı kararı ile sanığın hizmette tekâsülle askeri aracın mühimce hasarına sebebiyet vermek suçunu işlediği sabit görülerek, ASCKnın 137 ve TCKnın 62nci maddeleri gereğince 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMKnın 231/5-6ncı maddeleri gereğince bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanığın beş yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Askeri Mahkemece, daha önce açılan bu kamu davası sebebiyle, taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasının reddine karar verilmiş ve tebliğnamede bu kararın onanması yönünde görüş bildirilmiş ise de; 22.12.2014 tarihli, 2014/969-646 sayılı iddianamede ne olay içerisinde, ne de cezalandırılması istenen eylem şeklinde, mağdurun yaralanmasından ve taksirle yaralama suçuna konu bir eylemden bahsedilmemiştir. Davasız yargılama olmaz ve İddianamedeki fail ve fiil ile bağlılık ilkeleri çerçevesinde ve CMKnın 225'inci maddesi kapsamında bakıldığında, bu eylem (yaralama neticesi) sebebiyle 22.12.2014 tarihli iddianame ile kamu davası açılmadığından, o davada CMKnın 226ncı maddesince ek savunma alınmak suretiyle dahi, yaralama eylemi de dikkate alınarak İBK çerçevesinde hüküm kurmaya imkân bulunmamaktadır. Bu tespit de, yaralama eylemi sebebiyle 22.12.2014 tarihli iddianame ile açılmış bir kamu davası bulunmadığını, taksirle yaralamaya sebebiyet vermek suçundan açılan kamu davasının reddi koşullarının mevcut olmadığını ortaya koymaktadır.
Mevcut açıklamalar ışığında, sanık hakkında aynı eylemden (yaralama) dolayı daha önce açılmış bir kamu davası bulunduğu söylenemeyeceğinden ve CMKnın 223/7nci maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, hukuka aykırı bulunan davanın reddi kararının BOZULMASINA karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy