(1632 S. K. m. 132) (765 S. K. m. 59, 61, 72) (647 S. K. m. 4)
Üstünün Eşyasını Çalmaya Eksik Teşebbüs, Müteaddit Kez Üst ve Arkadaşının Eşyasını Çalmak suçlarından sanık P.Er Mehmet DURAK hakkında 8 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen 18.9.2002 tarih ve 2002/920-835 E.K. sayılı mahkumiyet hükümleri Komutan adına Adli Müşavir tarafından süresinde temyiz edildiğinden, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 13.11.2002 gün ve 2002/4468 sayılı hükümlerin bozulması istemini içeren tebliğnamesine bağlı olarak Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Askeri Mahkemece; P.Er Mehmet DURAK'ın,
1. Arkadaşının eşyasını çalmaya eksik teşebbüs suçunu işlediği kabul edilerek, As.C.K.nun 132, TCK.nun 61/1, 59/2, 647 sayılı Kanunun 4 ncü maddeleri gereğince 363.506.800 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına,
2. Üstünün eşyasını çalmak suçunu işlediği sabit görülerek, As.C.K.nun 132, TCK.nun 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4 ncü maddeleri uyarınca 1.090.520.400 TL. ağır para cezasıyla mahkumiyetine,
3. Arkadaşının eşyasını çalmak suçunu işlediği kabul edilerek, As.C.K.nun 132, TCK.nun 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4 ncü maddeleri gereğince 1.090.520.400 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, hükmolunarak mahkumiyet konusu aynı nevi'den ağır para cezalarının TCK.nun 72 nci maddesi gereğince içtimai ile neticeten 2.544.547.60O TL. ağır para cezasıyla mahkumiyetine karar verildiği görülmektedir.
Hükümler; Komutan adına Adli Müşavir tarafından, aynı suç işleme kararıyla hareket eden sanık hakkında teselsül hükümlerinin tatbiki yerine 3 ayrı suçtan hükme varılmasının yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle temyiz edilmiştir.
Başsavcılıkça tanzim olunan tebliğnamede; sanığın eylemlerinin teselsülen üst ve arkadaşının eşyasını çalmak suçunu oluşturduğu ileri sürülerek hükümlerin uygulama yönünden bozulmaları istenilmiştir.
A) Usul yönünden yapılan inceleme;
Yargılama konusu olayın görgü tanıklarından P.Onb. Akın ÇELİK ve P.Er Sezai GÖNENÇ'in Muş Asliye Ceza Mahkemesi tarafından tespit olunan 17.5.2002 tarihli ifadelerinde usulüne uygun biçimde huzura alınarak kimliklerinin tespit edildiği, her bir tanığın iddianameye konu edilen eylemler çerçevesinde birbirinden ayrı ve kesintisiz biçimde dinlenildiği görülmektedir.
Bu itibarla; tanıklardan Akın ÇELİK'in ifadesinin tespit edildiği esnada diğer tanık Sezai GÖNENÇ'in salondan çıkarıldığının istinabe duruşma tutanağına yazılmayışının unutkanlıktan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.
Farklı eylemlerin tanığı durumundaki bu askerlerin fikren ve psikolojik olarak birbirlerini etkileyebilecekleri hususundaki olası bir iddiada haklı, geçerli ve esasa etkili bir yön görülemeyeceğinden bu eksiklik bozma nedeni yapılmamıştır.
B) Esas yönünden yapılan inceleme;
Muş A Tipi Askeri Gazino Müdürlüğü emrinde askerlik hizmetini sürdüren P.Er Mehmet DURAK'ın; 9.1.2002 tarihinde koğuşta uyumakta olan P.Onb. Akın ÇELİK'in kolundaki saati kordonundan çözüp çalmaya çalıştığı esnada mağdurun fark etmesiyle eylemini gerçekleştiremediği,
14.1.2002 tarihinde sanığın aynı mağdura ait traş köpüğünü hak sahibinin rızası hilafına dolabından aldığı, P.Onb. Akın ÇELİK'in eşyasını çalan kişiye küfretmesi üzerine kendisinde olduğunu beyan ederek çaldığı şeyi iade ettiği,
Sanığın aynı gün P.Er Sezai GÖNENÇ'e ait dolaptan 4.000.000 TL. para, sigara ve 1 adet çakmağı gizlice çaldığı, durumundan şüphelenilen sanığın; başlatılan soruşturma esnasında suçlarını itiraf ettiği,
Böylelikle; Hak sahiplerinin rıza göstermemesine karşın faydalanma kastıyla hareket ederek başkalarına ait eşyaları çalmayı hedefleyen sanığın, biri tam teşebbüs safhasında iki tanesi tamamlanmış olmak üzere toplam üç ayrı üst ve arkadaşının eşyasını çalmak suçunu işlediği sübuta ermiştir.
Ceza Hukuku doktrininde, müteselsil suçun varlığının kabulü için;
a) Birden fazla suçun bulunması,
b) Bu suçların kanunun aynı hükmünü ihlal etmesi,
c) Nihayetinde de birden fazla suçların aynı suç işleme kararına bağlanabilmesi gerekmektedir.
Suç işleme kararından, kanunun aynı hükmünü birden fazla ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan genel bir niyet anlaşılır. Umumi bir saik birliğine gitmemek şartıyla müteselsil suçu teşkil eden hareketlerin aynı gayeye tevcih edilmeleri suç işleme kararındaki birliğin kıstası olarak kabul edilebilir. (Prof. Dr. Faruk EREM, Ceza Hukuku Genel Hükümler Cilt 1 Sayfa 375)
Müteselsil suç genel teorisinin en önemli koşulu belirli bir plan dahilinde hareket eden faillerin ilk eylemlerini gerçekleştirdikleri esnada, sonradan işleyecekleri cürümler için belirli bir niyet ve karar taşımalarıdır.
Sanığın önceden verilmiş suç işleme kararına bağlı olarak hareket ettiğini gösteren herhangi bir delilin dosyada yer almadığı görülmektedir.
Belirli bir plan dahilinde hareket etmekten ziyade, takip ve yakalanma olasılığının asgari seviyede olduğu zaman dilimlerini kollayan sanığın, müşterek yaşamın sağladığı imkan ve kolaylıkları suiistimal ederek karşısına çıkan tesadüfi fırsatlardan yararlanmak suretiyle atılı eylemleri gerçekleştirdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Hazırlık safhası, işleniş biçimi ve nihayete eriş tarzları itibarıyla farklı özellikler gösteren hareketler arasında teselsül ilişkisini haklı kılacak fikri ve sübjektif irtibat bulunmadığı, fiillerin gizlediği kronolojik seyrin ise, psikolojik ve düşünsel ayniyet taşımadığı görülmektedir.
Bu çerçevede; farklı suç işleme kararlarının tezahürü olan fiiller arasında teselsül ilişkisinin gerektirdiği sübjektif ilişkinin bulunmadığını belirleyerek, atılı eylemleri müstakilen cezalandıran askeri mahkemenin konuyla ilgili değerlendirmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle;
Yerel Mahkemece, oluşa ve dosyada mevcut bulunan delillerin etraflıca tartışılıp değerlendirilmesinden sonra edinilen vicdani kanaate göre verilen mahkumiyete dair hükümlerde usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden herhangi bir isabetsizliğe rastlanılmadığından, Komutanın temyiz itirazının reddiyle hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Komutan adına Adli Müşavir tarafından yapılan temyiz itirazının 353 sayılı Kanunun 217/2 nci maddesi gereğince REDDİNE,
Usul ve esas yönüyle kanuna uygun olan mahkumiyet hükümlerinin ayrı ayrı ONANMALARINA,
26.11.2002 tarihinde, tebliğnameye aykırı olarak, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy