(353 S. K. m. 257)
Yapılan incelemede: Sanığın, 13.1.2002 tarihînde 17.00-18.00 saatleri arasında Er B.Y. ile birlikte 4 numaralı mevzide nöbetçi olduğu, nöbetçi uzman çavuş tarafından doldur-boşalt işlemi yaptırılarak tüfeği emniyete aldırılıp dolu şarjör taktırılarak nöbete gönderildikten sonra saat 17.30 sıralarında müteveffa Onb.G.K.'nin mevziiye doğru yaklaştığı, başlangıçta yaklaşan şahsın kim olduğunun fark edilemediği, daha sonra sesinden gelenin müteveffa olduğu anlaşıldığı, nöbet yerinde sanığın müteveffa ile şakalaştığı, tüfeğini doğrultarak "seni vururum" dediği müteveffanın da "vurursan vur, zaten canım sıkkın, bitmişim" diye konuştuğu, tüfeğinin kurma kolunu çekip bırakan ve emniyetini açan sanığın tetiğe dokunmasıyla tüfeğin bir el ateş aldığı, müteveffanın göğsünün sol tarafı sekizinci kaburga hizasından giren mermi çekirdeğinin sırtının sağ tarafından onuncu kaburga hizasından çıkmasıyla yaralanarak hastaneye kaldırılırken yolda öldüğü, böylece sanığın atılı suçu işlediği kabul edilerek yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
15.3.2003 tarihinde yapılan duruşmada alınan ara kararında yeterince ifade edilememiş olmakla birlikte müteveffanın anne ve babasının müdahil olarak. Av. E.A.'nın da müdahiller vekili olarak davaya katılmalarının kabulüne karar verilip, oturum sonunda duruşmanın diğer hususların yerine getirilmesi için başka bir güne bırakılmasına karar verildiği hâlde, müdahillere duruşma gününün bildirilmediği, daha sonra yapılan duruşmalarda da müdahillere bu yönde bir tebligat yapılmadığı, yargılamanın müdahillerin yokluğunda sürdürülerek hüküm kurulduğu görülmektedir.
353 sayılı Kanunun 257 nci maddesinde "Askerî mahkemelerde katılma yolu ile dava olunabileceği gibi şahsi davada açılabilir. Bu hâllerde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun hükümleri tatbik olunur..." hükmü ile askerî mahkemelerde katılma yoluyla davada bulunulabileceği belirtilmiştir.
Davaya müdahil olarak kabullerine karar verilen müteveffanın anne ve babasına duruşma gününün tebliğ edilmeyip, duruşmanın hiçbir aşamasında da beyanları ve son iddiaları alınmaksızın hüküm kurulması usule aykırılık oluşturmaktadır. (As. Yrg.2 nci D.nin 4.4.2001 tarih ve 2001/259-255 sayılı kararı da bu yöndedir).
Askerî mahkemece mütalâasına başvurulan bilirkişi P.Ütğm. G.B.'nin olayda sanığın 6/8 oranında kusurlu olduğunu belirttiği, anılan bilirkişinin mütalâasından sonra P.Yzb. İ.U.'nun mütalâasına başvurulduğu, anılan bilirkişinin de sanığı aynı oranda kusurlu bulduğu, daha sonra P.Bnb. Ş.A.'nın da bilirkişi olarak tayin edildiği, anılan bilirkişinin sanığı 8/8 oranında kusurlu bulduğu, askerî mahkemece farklı bilirkişi mütalâalarının gerekçeli hükümde hiç tartışılıp irdelenmediği, ilk iki bilirkişi mütalâasına neden itibar edilmediğinin değerlendirilmediği, gerekçeli hükümde sadece deliller gösterilirken "tanıkların beyanları bilirkişi raporu..." şeklinde açıklamaya yer verildiği görülmektedir.
Hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine göre açıklanması olan gerekçenin; yeterli, geçerli ve denetime imkân verecek nitelikte bulunması, gerekçede, leh ve aleyhteki tüm delillerin sadece atıfta bulunularak değil, tartışılıp irdelenerek gösterilmesi, bunların karşılaştırılması, hangisinin diğerine üstün tutulduğunun açıklanması gerekir.
Anayasanın 141/3 ve 353 sayılı Kanunun 50 nci maddelerinde kararların gerekçeli olacağı belirtilmiş, 353 sayılı Kanunun 173 üncü maddesinde hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar düzenlenmiş, anılan Kanunun 207/3- G maddesinde ise, hükmün gerekçeden yoksun olması kanuna mutlak aykırılık halleri arasında sayılmıştır.
Gerekçeli hükümde özellikle farklı görüş ve sonuçlan içeren bilirkişi mütalâaların tartışılıp irdelenmemesi, karşılaştırılıp, neden itibar edilip edilmediğinin değerlendirilmemesi, tüm delillere sadece atıfta bulunulması, davada bir bilirkişi dinlenmiş gibi ".... bilirkişi raporu.."na atıfta bulunulup herhangi bir açıklamaya yer verilmemesi nedenleriyle, gerekçeli hükmün ve denetime imkân verecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, mahkûmiyet hükmünün öncelikle usul yönünden bozulmasına karar verilmiş, bozma nedeni karşısında bu aşamada diğer yönlerden inceleme yapılmamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy