(353 S. K. m. 227)
Askeri Mahkemece; daha önce emniyeti suiistimal suçundan verilmiş olan mahkûmiyet hükmünün Dairemizin 26.11.2002 tarih ve 2002/1208-1204 sayılı ilamıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonunda; sanığın arkadaşının bir şeyini çalmak suçunu işlediği sabit görülerek, ASCK'nın 132, TCK'nın 59/2 ve 647 S.K.nun 4 üncü maddeleri uyarınca 711.750.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına; ancak sanık hakkında önceki hükümle TCK'nın 508 inci maddesi uyarınca tayin edilen cezanın kazanılmış hak teşkil ettiğinden bahisle, bu hüküm gereğince, sanığın 2 ay hapis ve 142.365.600 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezadan TCK'nın 59/2 nci maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak 1 ay 20 gün hapis ve 118.638.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 647 S.K.nun 4 üncü maddesi uyarınca hürriyeti bağlayıcı cezanın günlüğü 4.745.520 TL. karşılığı para cezasına çevrilerek ve TCK'nın 72 nci maddesi uyarınca para cezaları toplanarak sonuç olarak 355.914.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, cezanın 647 S.K.nun 6 ncı maddesi uyarınca ertelenmesine, tabanca bedeli olan 513.093.000 TL. sının 3095 S.K.nun 1 ve B.K.nın 41 inci maddeleri uyarınca ilk hüküm tarihi olan 26.5.2001 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte sanıktan alınarak müdahile verilmesine karar verilmiştir.
Bu hüküm, sanık müdafii tarafından; sanığın suçluluğunun ciddî hiçimde tartışılabilir nitelikte olduğu, Askerî Yargıtay Başsavcılığı ve Askeri Mahkeme Başkanının görüşlerinin de bu kuşkuyu güçlendirdiği, bozmadan sonra dinlenen tanık Hüseyin'in beyanları ve diğer delillere göre mahkûmiyet kararının bozulması gerektiği ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Yapılan incelemede: Sanık Uzm.Çvş. S.E.'nin aynı birlikte görev yapmakta olan uzman çavuşlar G.Y., H.Ö., Y.O. ve müdahil A. M. ile aynı evde oturmakta olduğu; 27.5.2001 tarihinde, müdahil Alaattin'in, hibe yoluyla edindiği ve evdeki çekyat diye tabir edilen kanepenin içinde muhafaza ettiği parabellum marka şahsî tabancasının bulunduğu yerde olmadığını anlaması üzerine silâhın kendisinde olup olmadığını sanıktan sorduğu, sanığın ilk önce "ben bilmiyorum, görmedim"; daha sonra ısrarlı sorular ve tanık A.Ö.'nün silâhı sanıkla görmüş olduğuna ilişkin beyanları üzerine "ben aldım, ancak çekyatın altına koydum... nereye koyduğumu hatırlamıyorum.... belki kaybetmiş olabilirim.... silâhı çaldım, parasını yedim..." şeklinde çelişkili beyanlarda bulunduğu; daha sonraki esas savunmalarında ise; silâhı, 26.5.2001 tarihinde müdahilin açık öğretim sınavına girdiği ve evde olmadığı sırada başkaları tarafından çalınmasın düşüncesiyle ve sanığın rızası doğrultusunda yerinden aldığını, aynı akşam da yerine koyduğunu beyan ettiği anlaşılmaktadır.
Sanığın, 26.5.2001 tarihinde; müdahil, H.Ö. ve A.Ö. ile birlikte açık öğretim lise sınavı için İzmit lisesine gittiklerinde sınava girecek olan müdahile "silâhını ve telefonunu almasaydın, sınava almazlar" dediği, müdahilin silâhı almadığını söylemesi üzerine de "tamam silâhı ben alırım, haberin olsun" dediği, daha sonra yerinden aldığı ve gün boyu üzerinde taşıdığı tabancayı o sırada lavaboda bulunan müdahile haber verme gereği duymadan yerine koyduğu ve daha önce de zaman zaman silâhı bu şekilde taşıdığı doğrultusundaki savunmasının, olay yerinde bulunan ve aynı evde ikamet eden tanıklar tarafından doğrulanmaması; aksine daha sonra sanık lehine çelişkili ifadelerde bulunmuş olan tanık A.O. de dahil olmak üzere İzmit Lisesine birlikte giden bütün kişilerin burada silâhla ilgili bir konuşma olmadığını beyan etmeleri; keza ayni evde ikamet eden tanıkların müdahile ait silâhın zaman zaman sanık tarafından taşınmadığını söylemeleri; sanığın güvenini kazanmış olan müdahil ile tanıklar Y.O., H.Ö. ve G.Y.'nin sanığa suç atmaları için hiçbir sebep bulunmaması, sanığın silâhın çalınabileceğini silâh sahibinden daha fazla düşünmesinin ve daha sonra silâhı yerine koyarken evde olan müdahile haber vermemesinin, akıl, mantık ve normal insan ilişkileriyle bağdaşmaması dikkate alındığında; söz konusu silâhın sanık tarafından çalınmış olduğu sonucuna varılmaktadır. Dolayısıyla sanık lehine olmak üzere anlamsız ve çelişkili beyanlarda bulunan tanık A.Ö.'nün beyanlarına itibar edilmemesinde ve sanığın ASCK'nın 132 nci maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Mahkemece haklı gerekçelerle ifadesine itibar edilmemiş olan tanık A.Ö.'nün beyanları dikkate alınmak ve ortada şüpheli durum olduğu kabul edilmek suretiyle sanığın atılı suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığı doğrultusundaki tebliğname görüşüne iştirak edilmemiştir.
Ancak; arkadaşının eşyasını çalmak suçundan dolayı ASCK'nın 132, TCK'nın 59/2 ve 647 S.K.nun 4 üncü maddeleri uyarınca 711.750.000 TL. ağır para cezasına hükmedildikten sonra; bozmadan önce verilen ve sanık aleyhine temyiz edilmemiş olan mahkûmiyet hükmündeki ertelenmiş para cezasının 353 S.K.nun 227/3 üncü maddesi uyarınca kazanılmış hak teşkil ettiği dikkate alınmak suretiyle, sonuç olarak sanığın 355.914.000 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezasının 647 S.K.nun 6 ncı maddesi uyarınca ertelenmesine hükmedilmesi gerekmekte iken; sadece cezanın cinsi, miktarı ve uygulanmasını (paraya çevirme, erteleme) kapsamakta olan 353 S.K.nun 227/3 ncü maddesindeki kazanılmış hak kuralının, sanki suç niteliğini de kapsıyormuş gibi sonuç çıkarmaya elverişli şekilde; sanığın TCK'nın 508, 59/2, 647 S.K.nun 4 ve 6 ncı maddeleri uyarınca sonuç olarak 355.914.000 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine karar verilmiş olması kanuna aykırı olduğundan, bu sebeple hükmün bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy