(1632 S. K. m. 66)
Askeri mahkemece; sanığın, 6.3.2003-8.5.2003 tarihleri arasına mükerrer firar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/2-c ve TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiş, hüküm sanık tarafından, verilen cezayı hak etmediği, suçun mükerrer firar vasfında olmadığı ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Yapılan incelemede: sanığın, 6.3.2003 tarihinde izin almaksızın birliğinden ayrıldığı, 8.5.2003 tarihinde yakalandığı anlaşılmaktadır.
Sanığın, 14.3.1991-9.4.1991 ve 12.9.1991-11.2.1998 tarihleri arasında işlediği iki ayrı firar suçundan 7'nci Kor. K.lığı Askeri Mahkemesinin 12.8.1998 tarih ve 1998/859-751 sayılı hükmü ile 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 17.2.1998-20.5.1998 tarihleri arasında tutuklulukta geçirdiği sürenin cezasından indirilmesine karar verildiği, bu hükmün 13.9.2000 tarihinde kesinleştiği görüldüğünden, firar suçlarından tutuklu olarak yargılanıp hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesi ile cezası kısmen infaz edilmiş olan sanığın dava konusu eylemi mükerrer firar suçunu oluşturmaktadır.
Askeri mahkemece, adli gözlem altına aldırılan sanık hakkında düzenlenen raporlara göre; "anti sosyal kişilik" tanısı konulan sanığın, suç tarihlerinde ve hâlen askerliğe elverişli olduğu, TCK'nın 46, 47 ve 48'incı maddelerinden yararlanamayacağı belirlenmiştir.
Sanığın, mazeret kabul etmez nitelikte bulunan ve tüm unsurları ile oluşan atılı suçtan, yasal ve inandırıcı gerekçelerle, alt sınırdan ceza tayin edilip, takdiri indirim de yapılarak yazılı olduğu şekilde cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir.
Tebliğname de; sanığın önceki suçlarının 4616 sayılı Kanunun 1/2'nci maddesi kapsamına girdiği, tekerrür hükümlerinin uygulanması hâlinde, aynı suç nedeniyle yargılaması uzayan ve haklarında aynı Kanunun l/4'üncü maddesi gereğince kamu davasının ertelenmesi kararı verilenlere göre mağdur olacağı, bu uygulamanın hakkaniyete uygun düşmeyeceği, bu nedenle eylemin firar suçunu oluşturduğu, hükmün suç vasfındaki hata nedeniyle bozulması gerektiği yönünde görüş belirtilmiş ise de;
Askeri Ceza Kanunu "tekerrür" müessesesini özel olarak düzenlemiş olup, diğer genel hükümlerde olduğu gibi bu müessese yönünden Türk Ceza Kanununa bir atıf yapılmamıştır.
ASCK'nın 42'nci maddesinde düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için; birinci ve ikinci suçun askeri cürüm olması, her iki askeri cürümün aynı olması, uygulama maddesinde tekerrürden söz edilmiş ve ne surette ceza verileceğinin gösterilmiş olması, birinci suçtan verilen cezanın tamamen veya kısmen çekilmiş veya bu cezanın özel af yoluyla düşmüş olması, son olarak, ikinci suçun önceki mahkûmiyetin çekilmesi veya düşmesinden itibaren belli bir süre içinde işlenmiş olması gerekir.
Somut olayda, sanık hakkında ASCK'nın 66/2-c maddesinin uygulanması, yani firar eyleminin mükerrer nitelikte olduğunun kabulü için yukarıda açıklanan bütün koşullar oluşmuştur. Önceki firar suçları nedeniyle bir süre tutuklu kalan sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmü, hükmün kesinleşmesi ile kısmen infaz edilmiş durumdadır. Daha sonra yürürlüğe giren 4616 sayılı Kanun ve bu kanundu değişiklik yapan 4758 sayılı Kanunun, daha önce infaz edilmiş hükümlerin hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaları söz konusu değildir. Anılan Kanunlar genel af kanunu niteliğinde de değildir. Sanık hakkındaki önceki hükmün kısmen infaz edilmiş sayılmasının da anılan kanunlar ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Tebliğname de belirtilen Anayasa Mahkemesinin 15.10.2003 tarih ve 2003/84-89 sayılı kararı ise; aynı tarihte suç işleyen iki kişiden biri hakkındaki yargılamanın soruşturmayı yapan organlar tarafından kısa sürede sonuçlandırılarak kesin hükümle bitirilmesi ve hükümlü statüsüne geçmesi hâlinde indirimin bir kez yapılması, ikinci kişinin kaçması ya da kimi nedenlerle yargılamayı güçleştirecek gayretler içinde olması veya yargılayanların çeşitli nedenlerle yargılamayı sonuçlandıramaması durumunda ise her dava için ayrı erteleme imkânı getirilmesi, yasanın uygulanmasında adil olmaya", farklı sonuçlar oluşturabileceği gerekçesiyle, Anayasanın 2'nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi ile 10'uncu maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı bulunarak, 4616 sayılı Kanunun 4758 sayılı Kanununla değişik 1/4'üncü maddesinin birinci paragrafının, "...haklarında ... son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm verilmemiş ..."ler yönünden iptaline ilişkindir. Anılan kararda, haklarında verilen hüküm kesinleşen ve hükümlü statüsüne geçenler yönünden değil, yargılamaları çeşitli nedenlerle uzayanlar yönünden her dava için ayrı erteleme imkânı getirilmesinin hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu vurgulanmış olup, sanığın durumunun, söz konusu kararla ilgisi bulunmamaktadır. Bu nedenle tebliğnamedeki görüşe katılmak mümkün olmamıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy