(1632 S. K. m. 95/4)
Askeri mahkemece; sanıkların astlık ve üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir ve tezyif edici fiil ve harekette bulunmak suçunu işlediklerinden bahisle, eylemlerine uyan ASCK'nın 95/4,5'inci maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle açılan davada, sanıkların eylemlerinin TCK'nın 159/1'inci maddesinin Devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif edenler cümlesinde düzenlenen suçu oluşturduğu, bu suçun askeri bir suç olmadığı ve yargılama görevinin adli yargı mercilerine ait olduğu kabul edilerek görevsizlik kararı verilmiştir.
Bu karara karşı;
1- Komutan tarafından; sanıklara atılı suçun TCK'nın 159'uncu maddesinde yazılı olan suça göre daha özel bir suç olduğu, suçun oluşumu için genel kastın yeterli olduğu, eylemlerin üç komutana yönelik olarak kişiselleştirilmiş olduğu, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin tümünün hedef alınmadığı, sadece üst düzey üç komutanın hedef alındığı ve dolayısıyla eylemlerinin iddianamede belirtilen suçu oluşturduğu ve yargılama görevinin askeri mahkemeye ait olduğu ileri sürülerek;
2- Askeri savcı tarafından; ASCK'nın 95/5'inci maddesindeki düzenlemenin, 5187 sayılı Kanunun 27'nci maddesine göre daha özel bir düzenleme olması sebebiyle öncelikli olarak uygulanması gerektiği, ASCK'nın 95/4'üncü maddesindeki suçun ordunun iç düzenine ilişkin olduğu, bu suçun oluşumu için eylemin disiplin ve itaat zincirinin kopartılması ya da yıpratılmasına yönelik olması gerektiği, mağdurların Türk Silâhlı Kuvvetlerinin çağdaş, demokratik ve lâik tavrını muhafaza ve açıklamada daha öne çıkmış, daha keskin ve daha tavırlı kişiliğe sahip şahsiyetler olduğu; emekli Orgeneral Ç.Dnin Misakımilli, emekli Orgeneral T.K.'nın türban ve başörtüsü, Orgeneral H.T.'nin ise Atatürkçülük ve lâiklik merkezli hatırlatmalarının sanıkların eylemlerinde etkili olduğu, sanıkların bir bütün hâlinde değerlendirilmesi gereken yazılarıyla, Türk Silâhlı Kuvvetlerine ve onu temsil edenlere söz söylemekten imtina ettikleri, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin disiplin anlayışına olumlu vurgular yapıldığı, Genelkurmay Başkanının bu husustaki sözlerine yer verilerek, mağdurların; genel disiplin anlayışından uzak, kural ve kanun tanımaz, bildiklerini okur, toplumun geneli ile kopuk, kendi iç yasalarını bile dinlemeyen kişiler olduğunun vurgulandığı, sanıkların her birinin yazılarının ayrı ayrı değil, toplu olarak değerlendirilmesi gerektiği, yazılarda mağdurların ve astlarıyla aralarında olan güçlü bağın hedef alınmış olduğu, eylemlerinin atılı suçu oluşturacağı, hedef kitlenin daha genel olduğu ve eylemlerin daha ağır suçu oluşturduğu görüşüyle verilen görevsizlik kararının yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek, temyiz isteminde bulunulmuştur.
3'üncü Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının 9.1.2004/40-1 sayılı iddianamesiyle; İstanbul/Bağcılar'da haftalık olarak yayımlanmakta olan Türkiye'de Cuma isimli derginin kapağında ve ilk 11 sayfasında aynı konuya ilişkin olarak yer alan bütün yazı ve karikatürlerin topluca değerlendirildiği, dergide yazı ve beyanları yayımlanmış olan sanıklardan; M.K.'nm. ''Askerliğin olmazsa olmaz şartı 'lâiklik' değil 'vatanseverliktir' başlıklı yazısıyla; A.D.'nin, "Paşalar laf dinlemezse" başlıklı yazısıyla; M.H.'nin, "Korkarım Türkiye'yi Bu Tip Paşalar Yıkacak" başlıklı yazısıyla; H.A.'nın, "Bu Askerler İçin İşlem Yapılmalı" başlıklı yazısıyla; astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir ve tezyif edici fiil ve harekette bulunmak suçunu işlediklerinden bahisle, her bir sanığın ASCK'nın 95/4-5 madde ve fıkraları uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, askeri mahkemece; sanıkların davaya konu edilen eylemlerinin TCK'nm 159uncu maddesinde düzenlenmiş olan Devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçunu oluşturacağı ve askeri suç olmayan bu suçtan yargılama görevinin adliye mahkemelerine ait olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan, öncelikle ASCK'nın 95/4'üncü maddesinde yazılı suçla TCK'nın 159'uncu maddesinde yazılı suçun unsurları bakımından incelenmesi gerekmektedir.
ASCK'nın 95/4'üncü maddesinde; astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve harekette bulunanların, TCK'nın 159'uncu maddesinde ise; Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini, Hükümetin manevi şahsiyetini, bakanlıkları, Devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenlerin cezalandırılacakları öngörülmüştür.
Her iki suçun da işlenebilmesi için; ortada tahkir ve tezyif edici bir fiil bulunmalı ve bu fiil alenen işlenmelidir. Bu unsurlar, her iki suçun da ortak unsurlarıdır. Suçlar arasındaki farklılık, tahkir ve tezyif edici fiillerin yöneldiği konunun ve korunan hukuki menfaatin değişik olmasından kaynaklanmaktadır. TCK'nın 159'uncu maddesiyle, Devletin temel kavram ve kurumları hakaret içeren eylemlerden korunmaya çalışılırken, ASCK'nın 95/4'üncü maddesiyle Türk Silâhlı Kuvvetlerinin disiplini, emir-komuta zinciri ve ast-üst arasındaki kuvvetli bağ aynı tür eylemlerden korunmaya çalışılmıştır. O hâlde, sanıkların eylemlerinin hedefi belirlenmelidir.
Sanıkların tahkir ve tezyif edici olduğu iddia olunan eylemlerinin, sadece orgeneral rütbesindeki üç komutana ve dolayısıyla bu komutanlara karşı güven hissini yok etmeye mi, yoksa Devletin askeri kuvvetleri olan Türk Silâhlı Kuvvetlerine mi yönelik olduğunun tespiti bakımından, önce dergide yer alan konuya ilişkin bütün yazı ve beyanların incelenmesi, daha sonra sanıklara atfedilen eylemlerin değerlendirilmesi uygun olacaktır.
Derginin kapağında, iskambil kâğıtları olan sinek 2'li, 3'lü ve 4'lüsünün üzerlerine, sırasıyla orgeneraller Ç.D., T.K. ve M.T.'nin üniformalı fotoğraflarının yerleştirilmiş olduğu, fotoğrafların altına "28 Şubat'ın 3 As Subayı Yine Konuştu, Disiplinsiz. Paşalar" yazılarının yazıldığı;
Derginin 1 'inci sayfasında, sanık M.K. tarafından yazılan yazıda; özetle; askerlik mesleğinin "olmazsa olmaz" şartının lâiklik ve Atatürkçülük olmayıp, "vatanseverlik" olduğu, vatan sevgisinden yoksun bir kişinin hiçbir zaman iyi bir asker olamayacağı, iyi bir vatansever olabilmek için, akıllı ve muhakeme yeteneğine sahip olmak, karını zararını hesaplayabilmek gerektiği, bazı vehimlerle kendi öz milletini karşısına alarak, enerjisini onlarla mücadeleye harcayan bir askerin hiçbir zaman iyi bir vatansever olamayacağı, bu hâlde, gerçek düşmanların ülkeyi sömürge hâline getireceği, Ç.D., T.K.ve H.T. paşaların son günlerde basında çıkan beyanlarının; bu komutanların, vatanseverliğin yerine lâiklik ve Kemalistlik gibi asli olmayan unsurları koymak istedikleri izlenimi verdiği, ülke huzurunu bozup ekonomik krizlere sebebiyet veren, milleti çağdaş-mürteci diye sınıflara ayırarak, milli birliği bozanların vatana en büyük kötülüğü yapan bedbahtlar oldukları; lâiklik, Kemalistlik. sosyalistlik, muhafazakarlık gibi kavramları tartışmanın siyasilerin işi olduğu, askerin siyasete bulaşmasının hem ülkeyi perişan edeceği, hem de bağlı olduğu kurumu yaralayacağı görüşüne yer verildiği;
Derginin 2nci sayfasında, kapak dosyasında ele alınan konuyla ilgili olarak; insanın nerede ve nasıl konuşacağını bilmesinin önemli bir meziyet olduğu ve bir askerin buna daha da dikkat etmesi gerektiği vurgulandıktan sonra, hafta boyunca en çok konuşulan konulardan birinin emekli paşaların ardı ardına yaptığı açıklamalar olduğu, bu açıklamaların 28 Şubat sürecinde halk nezdindeki imajı zedelenen ordunun disiplin anlayışı üzerinde de tahribatlara yol açtığı, uzun yıllar boyunca en disiplinli kurum olarak kabul edilen TSK.'nın bu özelliğinin, özellikle son dönemdeki açıklamalar nedeniyle yara almışa benzediği, kamuoyunun olduğu kadar askeri yetkililerin de tepkilerine neden olan emekli personellerin açıklamalarının birçok açıdan ele alınarak, bunların bir disiplinsizlik göstergesi olup olmadığının ve Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununa aykırılığının ortaya konmaya çalışıldığı belirtilerek dava konusu yayının amacının ortaya konduğu;
Sanık A.D. tarafından yazılan derginin 3üncü sayfasındaki "Paşalar laf dinlemezse" başlıklı yazıda; emekli paşaların sorumsuz mu oldukları, yasaların onlar için geçerli olup olmadığı, örneğin iktidarı tehdit eden açıklamalar yapmaları hâlinde bile, savcıların yine de susup susmayacaklarına ilişkin sorularla yazıya başlandığı; emekli paşalara, eylemlerinin örgütlü suça girmemesi için uyarıda bulunulduğu, Türkiye'nin rahatlaması için bir darbeci hareketin bastırılması gerektiği, bunlardan bir kaçının birkaç yıl içerde yatmasının belki bir ibret dersi olacağı, başka türlü rahatlamanın zor olduğu, her zaman bir takım adamların çıkıp aba altından sopa göstermeye devam edeceği, önce; medya, mafya, sermaye, siyaset ve bürokrasi arasındaki kanlı, karanlık ve derin ilişkilerin, kayıt dışı siyaset ve ekonomi güçlerinin, derin ailenin illegal örgütlenmesinin ortaya çıkması gerektiği, bazı üst düzey yöneticilerin ve adının açıklanmasını istemeyen emekli paşaların kimler tararından kullanıldıklarını o zaman anlayacakları, kayıt dışı siyasetin, kayıt dışı ekonominin anası olduğu, hızlı paşaların emekli olunca şaibeli holdinglere danışman oldukları, irtica senaryoları, lâiklik tartışmaları ve hatta terörün belli merkezlerin ili olduğu derin kayıt dışı siyaset güçlerinin, "Atatürkçülük" maskesinin arkasına saklanarak yapacaklarını yaptıkları, bu emekli paşaların "derin aile" ilişkilerini de araştırmak gerektiği, belki bir kısmının olup bitenin farkında olmadığı, belki de ön yargılarının gerçekleri görmesine engel olduğu düşüncelerinin ifade edildiği, bunların emeklilik dönemlerinde toplumla diyalog kurma ve sinerji üretme konularında başarılı olma veya vehimleri ile ahkâm kesip kimseyi dinlemeden, herkese akıl vermeye devam edip etmeyecekleri konularında soru cümleleri kurularak; garnizon, orduevi, lojman arasında hapsolmuş bir hayatla, dünyada olup bitenleri doğru algılamanın kolay olmadığının belirtildiği; kendi halkının inanç, tarih ve kültür değerlerinden korkan bürokrat, aydın ve politikacıların suyun başında olduklarının belirtilmesinden sonra, emekli paşaların yanlarına alacağı kişi ve kuruluşlarla parti kurup düşüncelerini millete açmaları tavsiyesinde bulunulduğu; belki bu şekilde milletin kararını vermesinden sonra gerçeği anlayacakları, ancak sanık olmamak için sözlerine dikkat etmeleri gerektiği düşüncelerine yer verilerek yazının sonlandırıldığı;
Derginin 4'üncu sayfasında, "DİSİPLİNSİZ PAŞALAR" başlığıyla kapak resmine aynen yer verildiği; 2'nci sayfada yer alan görüşlerin daha açık ve geniş olarak ifade edildiği, 10'uncu sayfaya kadar devam eden isimsiz yazıda, özetle; Türk Silâhlı Kuvvetlerinin disiplininin, bazı üst subayların; ordu içindeki kuralları, hiyerarşiyi ve emir komuta silsilesini aşan, siyasi mesajlarla dolu açıklamalar yapması sebebiyle tartışılır hâle geldiği, bunun Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununa ters olduğu; yıllar önce Ç.B., O.Ö. ve E.Önın bazı sözlerinin Türk Silâhlı Kuvvetlerinin vatandaşın kafasındaki imajını zedelemiş olduğu, şimdi de Org. Ç.D., Org. T.K. ve Org. H.T.'nin yapmış oldukları konuşmaların bunlara somut örnek olarak gösterilebileceği, bu kişilerin yaptıkları konuşmaların kamuoyunda disiplinsizlik olarak değerlendirildiği, Genelkurmay Başkanı H.Ö.nün de son yaptığı açıklamalarda, bu kişilerin Türk Silâhlı Kuvvetleri adına konuşma yapma yetkileri olmadığını net bir şekilde ifade ettiği, bu kişilerin konuşmalarının Türk Silâhlı Kuvvetleri Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunun 43, 13 ve 14'üncü maddelerine aykırı olduğu; Genelkurmay Başkanının, Org. T.K. ve Org. Ç.D.'nin görevlerini devretmeleri sebebiyle yapılan törenlerde yaptıkları konuşmalar üzerine meydana gelen tartışmalar sebebiyle bir kez daha; TSK.'nın görüşlerini Genelkurmay Başkanının açıklayacağı, Org. Ç.D.'nin emekliye ayrıldıktan sonra konuşmasının daha uygun olacağı ve söylediklerinin ferdi görüşleri olduğunu açıkladığı, Genelkurmay Başkanının, 2.10.2002 tarihinde Internet sitesinde de Türk Silâhlı Kuvvetleri adına açıklama yapmaya yetkili makamları belirtmiş olduğu açıklamalarına yer verildiği; yazının devamında; "Sadece siyasiler konuşmalı" başlığı altında emekli Org. M.F.'nin, "Disiplin Ordunun Temelidir" başlığı altında gazeteci T.A.'nın, "Siyasi açıklamaları suçtur" başlığı altında, emekli Tuğgeneral A.T.'nin, "Nerede kaldı askeri disiplin" başlığı altında gazeteci M.C.'nin görüşlerine yer verildiği, bu görüşlerde özetle; askerin konuşmaması, siyasi açıklamalar yapmaması ve tarafsız kalması düşüncelerinin ifade edildiği; "Askeri Geleneğe Aykırı" başlığı altında, Yüksek Askeri Şûra sonrası açıklama yapılmasının askeri geleneğe aykırı olduğu; "Bu korumalar neden yapılıyor" başlığı altında, Yeni Şafak gazetesi köşe yazarı H.K.'nin görüşlerine atıf yapılarak, bu tür davranışların aşırı sahiplenme duygusundan kaynaklandığı; "Emekli olunca konuşuyorlar" başlığı altında, emekli olan kişilerin konuşmalarının gündeme gelme isteği ve kaybedilecek bir şeyi olmama duygusundan kaynaklandığı görüşüne yer verildiği, "Paşalar ne söylemişti" başlığı altında Org. T.K.'nin yurt dışındaki konuşmasında; başörtüsünün dinle hiçbir alâkasının olmadığını, tarikatın sapma ve İslâmı bölme anlamına geldiğini, İslamda Hacı-hocanın, mezhebin, Aleviliğin olmadığını, ekonominin para basmayla kurtulabileceğini, Apo'yu asmayarak cezalandırdıklarını söylediği, görevini devrederken de MGK'nın yeni çıkarılan yasalarla işlevini kaybettiğini savunduğu; Org. Ç.D.'nin, Yemen'de Galiçya'da niçin kan akıtıldığını anlayamadığını belirterek, "Irak'ta ne işimiz var" yönünde açıklamalar yaptığı. Org. H.T.'nin de yine alışıldık lâiklik ve Atatürkçülük merkezli bir konuşma yaptığı haberine yer verildiği; daha sonra "KILINÇ giderayak konuştu", "Hem yapmıyor hem eleştiriyor" "Yemen'de ne işimiz varmış?", "TOLON Paşa da lâiklikten dem vurdu" başlıkları altında bu orgenerallerin çeşitli vesilelerle yaptıkları konuşmalardan bölümler aktarıldığı;
Derginin 6'ncı sayfasında ayrı bir bölüm içinde, sanık emekli Binbaşı M.H. tarafından yazılan "Korkarım Türkiye'yi bu tip paşalar yıkacak" başlıklı yazıda; görevdeki askeri yetkililerin siyasi açıklamalarının suç teşkil ettiği, rütbesi ne olursa olsun bu kişiler hakkında gereğinin yapılması gerektiği, ancak Türkiye'de rütbeli askerlerin milli menfaatler ile çatışan beyanlarda bulunması hâlinde bile bir şey yapılmadığı, örneğin Org. Ç.D.'nin yaptığı açıklama ile
vatan konusunu dahi tartışılır duruma getirdiği, beyanların vatan sevgisi konusunda yeni yetişen gençlerin sahip olduğu güzel duyguları olumsuz etkileyecek nitelikte olduğu, zihinlerin bulandırıldığı, vatan sevgisinin imandan olduğuna inandıkları, imanı olmayan bir insanda vatan sevgisi olamayacağı, paşanın "Yemen, vatanımız değildir" dediği, hâlbuki; Osmanlı İmparatorluğunun buraya asırlarca medeniyet götürmüş olduğu, fakat DOĞAN Paşanın bunu anlamasının mümkün olmadığı, bunların siyasetin memleketin geleceğine ve Ordunun manevi şahsiyetine zarar verdikleri, ülke içinde gereksiz gerginlik çıkmasına sebep oldukları, bunlardan mutlaka hesap sorulması ve bu tip siyasi demeç verenlerin acilen emekliliğe sevk edilmesi gerektiği, Osmanlıyı Enver ve Talat paşaların yıktığı, Türkiye Cumhuriyetini de bu tip paşaların yıkacağı, bunlara siyasi iktidarın dur demesi gerektiği, Ordunun siyasi parti olmadığı, ancak şu anda birtakım kişiler tarafından siyasi parti gibi kullanılmakla olduğu görüşüne yer verildiği;
Derginin 9'uncu sayfasında ayrı bir bölüm içinde sanık emekli Albay H.A. tarafından yazılan, "Bu askerler için işlem yapılmalı" başlıklı yazıda: Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri isimli kitabın 199'uncu sayfasında yer alan ve ordunun siyasete karışmaması gerektiğine ilişkin olarak 1918 yılında Atatürk tarafından söylenmiş olan sözlere yer verildikten sonra, bu direktif esas alınarak Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 43üncü maddesiyle Silâhlı Kuvvetler mensuplarının siyası mahiyette yazılı ve sözlü beyanat vermelerinin
yasaklanmış olduğu, ancak emeklilikleri karar altına alınan iki orgeneralin, kanunu yok farz edip, son bir ayda çeşitli siyasi beyanatlar vererek Atatürk'ün direktiflerini çiğnedikleri, bu ülkede hukukun üstünlüğü işlemediği için bu iki asker hakkında işlem yapılmadığı görüşlerine yer verildiği,
Derginin l'inci sayfasında tam sayfa olarak yer alan karikatürde; hiddetli ve çatık kaşlı bir kişinin, diğerine: "Onlara disiplinsiz diyemezsiniz ... Namaz kılmazlar!..Babaları sakallı değil..! Karıları örtülü değil!.." dediği, diğer kişinin bunu şaşkınlıkla karşılamakta olduğu;
Anlaşılmaktadır.
Dergide yer alan bu görüş ve düşünceler çerçevesinde her bir sanığın dava konusu eylemlerine gelince:
Sanık M.K.'nın yazısının, isimleri de anılmak suretiyle orgeneraller Ç,D., T.K. ve H.T.'nin yaptıkları açıklamalara; sanık M.H.'nin yazısının. Org. Ç.D.'nin yaptığı açıklamalara; sanık H.A.'nın yazısının ise, isimleri zikredilmeden, emeklilikleri karar altına alınan orgeneraller Ç.D. ve T.K.'nın yaptıkları açıklamalara yönelik olduğunda kuşku bulunmamakta; yukarıda açıklandığı üzere, bu kişiler yargılanmaktadır. Ancak, bu yapılırken; sanık M.K. tarafından, "... Asker siyasete bulaşırsa, hem ülkeyi perişan eder, hem de bağlı olduğu kurumu yaralar", sanık M.H. tarafından "...Ordu siyasi parti değildir. Maalesef Ordu şu anda birtakım kişiler tarafından siyasi parti gibi kullanılmaktadır." denilmek suretiyle, genel olarak Türk Silâhlı Kuvvetleri hedef dışında tutulmaya çalışılmıştır. Sanık H.A.'nın açıklamalarında ise Türk Silâhlı Kuvvetlerinin hedef alındığını çağrıştıran bir ifade bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, bu sanıkların eylemlerinin Türk Silâhlı Kuvvetlerine değil, sadece anılan komutanlara yönelik olduğu açıktır.
Sanık A.D.'nin "Paşalar laf dinlemezse" başlıklı yazısı da esas itibarıyla emekli olan komutanlara yönelik olmakla birlikte; "Garnizon, Orduevi, lojman arasına hapsolmuş bir hayatla, dünyada olup bitenleri doğru algılamak ne kadar kolay bilmiyorum"... denilmek suretiyle, bütün komutanları kapsayabilecek olumsuz bir değerlendirme yapılması ve bu kuşkuyu giderecek bir açıklamaya yer verilmemiş olması, eylemin bu vesileyle bütün olarak Türk Silâhlı Kuvvetlerinin komuta kademesine yöneltilmiş olabileceği düşüncesini akla getirmekte ise de; yazının başlığının paşaların laf dinlemediğine ilişkin olması, dergide kapak konusuyla ilgili olarak yapılan açıklamalarda genel olarak Türk Silâhlı Kuvvetlerinin disiplinli yapısından söz edilirken, TSK.'nın görüşlerini kimlerin açıklayabileceğine ilişkin olarak Genelkurmay Başkanının beyanları gerekçe gösterilerek anılan komutanlar tarafından yapılan açıklamaların disiplinsizlik olduğunun ileri sürülmesi karşısında; bu sanığın eyleminin de sadece açıklamalar yapan komutanlara yönelik olduğu ve Türk Silâhlı Kuvvetlerini hedef almadığı kabul edilmiştir.
Gerekçeli hükümde, sanıkların komutanlara yönelik olduğu bu şekilde kabul olunan eylemlerinin, TCK'nın 266 ve 268'inci maddeleri kapsamında suç oluşturması ihtimaline ilişkin değerlendirmelere de yer verilmiş ise de; iddia olunan eylemlerin astlık-üstlük münasebetlerini zedeleyici ve anılan komutanlara karşı duyulan güven hislerini yok etmeye matuf olduğu, tahkir ve tezyif edici olduklarının da kabul edilmesi hâlinde özel nitelikteki atılı suçun oluşacağı açıktır. Bu görüşümüz, benzer bir olayda As.Yrg.Drl.Krl.'nun 27.6.1996/105-104 sayılı kararıyla doğrulanmaktadır.
Açıklanan sebeplerle; sanıkların eylemlerinin ASCK'nın 95/4'üncü maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte olup, bu suçtan yargılama görevi askeri mahkemeye ait olduğu hâlde, aksi görüşlerle sanıklara müsnet eylemlerin TCK'nın 159uncu maddesinde yazılı suçu oluşturacağından bahisle tesis edilen görevsizlik kararı yasaya aykırı görülerek hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy