(1632 S. K. m. 66)
Askeri mahkemece, sanığın 24.3.2004-1.4.2004 tarihleri arasında kendiliğinden gelmekle sona eren firar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1-a, 73 ve TCK'nın 59/2'nci maddeleri uyarınca beş ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm komutan adına adli müşavir ve askeri Savcı tarafından, dosya içeriğine göre yakalandığı anlaşılan sanık hakkında ASCK'nın 73'üncü maddesinin uygulanmasının hatalı olduğu ileri sürülerek sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
Yapılan incelemede;
24.3.2004 tarihinde çıktığı çarşı izni sonrasında en geç 16.30'a kadar birliğine dönmesi gereken sanığın firar ederek memleketine gittiği, 1.4.2004 günü saat 13.30 sıralarında Adana'da bir parkta otururken asayiş ekibince durumundan şüphelenilerek kimliğinin sorulması üzerine sivil kimliğinin olmadığını, asker olduğunu söyleyip askeri kimliğini gösterdiği, bilahare de firari olduğunun anlaşılması üzerine yakalanıp merkez komutanlığına teslim edildiği dosya içeriğindeki kanıtlardan anlaşılmıştır.
Askeri mahkemece, sanığın firar suçunu işlediğinin sübut bulduğu, ancak polislerin kimliğini sorması üzerine askeri kimliğini gösterip bilahare de firari olduğunu söylemesi şeklinde cereyan eden olayda, teknik anlamda bir yakalamadan söz edilemeyeceği, bu itibarla da sanığın dehalet kastıyla hareket ettiği kabul edilerek, hakkında ASCK'nın 73'üncü maddesi uygulanarak ceza tayin edilmiş, tebliğname de de firari olduğunu saklamaya yönelik bir girişimde bulunmadan ve karakola götürülmeden öncede herhangi bir suç isnadı ya da sorgulama yapılmadan firari olduğunu beyan eden sanığın, teknik olarak yakalandığından söz edilemeyeceğinden bahisle, temyiz nedenlerine iştirak edilmeyerek hükmün onanması yönünde görüş bildirilmiştir.
Dosyadaki yakalama tutanağı ve sanığın hazırlık ifadesi ile sorgusu birlikle değerlendirildiğinde, 1.4.2004 tarihinde parkta bulunduğu sırada durumundan şüphelenilip kimlik sorulması ve sivil kimliğinin olmaması nedeniyle zorunlu olarak askeri kimliğini göstermek ve bilahare de firari olduğunu açıklamak durumunda kalan sanığın dehalet iradesi ile hareket ettiğine dair herhangi bir davranışının söz konusu olmadığı, sorgusunda eşinin kendisini ihbar etmesi nedeniyle yakalandığını belirttiği, Karakola götürülmesinden sonra firari olduğunu açıkladığı dikkate alındığında, ASCK'nın 73'üncü maddesinde öngörülen şekilde kendi iradesi ile firarilik durumuna son verdiğinin kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Askeri mahkemenin kararında emsal olarak belirtilen As.Yrg. 2'nci Dairesinin 3.12.2003 tarihli ve 2003/1156-1142 sayılı kararının, esas itibarıyla yakalanma zaptının dosyaya ithali ve gerekirse zaptı düzenleyenlerin ifadelerine başvurulması hususunda noksan soruşturmaya yönelik bir karar olduğu, bu nedenle de dehalet açısından değerlendirilebilecek bir niteliğinin bulunmadığı belirlenmiştir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 10.10.2002 tarihli ve 2002/79-78 sayılı, 6.3.2003 tarihli ve 2003/18-16 sayılı, 1.D.sinin 5.2.2003 tarihli ve 2003/114-112 sayılı kararları da dikkate alındığında, yakalanması öncesinde, firarilik durumuna son verme iradesi ile hareket ettiği hususunda delil bulunmayan sanık hakkında, ASCK'nın 73'üncü maddesi tatbik olunmak suretiyle tesis olunan mahkûmiyet hükmünün kanuna aykırı olduğu sonucuna varılmakla bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy