(353 S. K. m. 207)
Askeri mahkemece, sanığın; dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu işlediğinin kabulüyle, ASCK'nın 146'ncı maddesi delaletiyle TCK'nın 455/1 ve 59/2'nci maddeleri gereğince beş yıl hapis ve üç milyar TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm, müdahil vekili tarafından, "eylemin TCK'nın 448'inci maddesinde düzenlenen kasten adam öldürmek suçunu oluşturduğu" ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Yapılan incelemede;
Sanığın, 26.8.2004 tarihinde Hazar Gölü civarında J.Er S.K. ve müteveffa J.Er T.Ö. ile saat 13.30 civarında yaya olarak devriye görevine başladıkları, yaklaşık 10 ilâ 15 dakika kadar sonra karayolları kampının bulunduğu bölgedeki ağaçlık alana girdikleri, sanığın göl kıyısına yakın bir ağaca sırtını dayayarak, müteveffanın da yüzü göle bakacak şekilde oturdukları, sanığın müteveffaya şaka yollu küçük taşlar attığı, müteveffanın da buna karşılık vermesi üzerine sanığın, "senin şafağın bana taş atmaya yetmez, benim 56 günüm kalmış, beni psikopata bağlama" dediği, peşinden tüfeğinin kurma kolunu çekip bırakarak "ben deli adamım, ne yapacağım belli olmaz, çeker vururum" dediği, akabinde tüfeğin şarjörünü çıkararak tekrar kurma kolunu çekip bıraktığı, silâhtan çıkan merminin göle inen yamaca fırladığı, sanığın tekrar tüfeğine şarjörü takarak kurma kolunu çekip bıraktığı, peşinden şarjörü tekrar çıkardığı ve yine kurma kolunu çekip bıraktığı, ancak silâhtan mermi çıkmadığı, müteveffanın ayağa kalkarak sanığa hitaben "hadi kalk gidelim" demesine rağmen, sanığın tamam gideriz bekle şeklinde cevap verdiği ve yamaca düşen mermisini aradığı ancak bulamadığı, tekrar ağacın altına gelip oturduğu ve burada silâhın kurma kolu ile oynadığı, müteakiben devriyeye çıkmak için ayağa kalkmak isterken tüfeğin tetiğine dokunduğu ve silâhın ateş almasına sonucu çıkan merminin, müteveffanın sağ kolluk altından girerek omuz başından çıktığı ve müteveffanın bu yaralanma sebebiyle vefat ettiği, böylece sanığın atılı suçu işlediği kabul edilerek yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
Dosyadaki vekâletnameden Elazığ Barosu avukatlarından M.S.D.'nin sanık tarafından müdafi olarak görevlendirildiği, tensip tutanağından da, sanık müdafiine duruşma gününün tebliğine dair karar alındığı anlaşılmaktadır. Bu kararın yerine getirilmesi için sanık müdafiinin vekâletnamede yazılı olan adresine zarf çıkarılmasına rağmen, belirtilen adreste sanık müdafii bulunamadığından, mazbatalı zarf iade edilmiş ve sanık müdafi de, duruşmaların hiçbirine iştirak etmemiştir. Bu durumda sanık müdafiinin duruşma gününü bildiği ve duruşmaya ihtiyarıyla katılmadığı söylenemez.
Ceza Yargılaması makamları iddia, savunma ve yargılama makamından oluşmakta ve bu makamları savcı, sanık ve hâkim sujeler işgal etmektedir. Savunmanın, ceza yargısındaki önemi ise, hem usul yasalarında, hem Anayasalarda ve hem de uygar ülkeler tarafından benimsenen uluslararası sözleşmelerde her geçen gün daha da güvence altına alınması yönünden düzenlemelerle vurgulanmakta olduğu yadsınamaz.
Bu bağlamda, ülkemizin 10.3.1954 tarihli ve 6366 sayılı Kanunla katıldığı "İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Sözleşmesi" hükümleri içinde, 3.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Yasa ile değiştirilen T.C. Anayasasının 36'ncı maddesine giren "Adil Yargılanma Hakkı" kapsamında, gerek Ceza Muhakemeleri Kanununda ve gerekse 353 sayılı Kanunda savunma hakkını düzenleyen hükümlere yer verilmiştir. 353 sayılı Kanunun 85'inci maddesinde de, sanığın soruşturmasının her safhasında bir veya birden fazla müdafiin yardımına başvurabileceği hüküm altına alınmıştır.
Bu kapsamda var olan müdafiin çağrılmaması, müdafisiz yargılama yapılmasının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğu, gerek öğretide ve gerekse yargısal kararlarda duraksamasız bir biçimde kabul edilmiştir (Y.6.C.D. 25.4.1984 tarihli ve 2189/3362, 6.C.D. 9.4.1996 tarihli ve 3961/3904, 10 C.D. 18.5.1993 tarihli ve 1175/6154, Askeri Yargıtay 3.D. 25.2.1986 tarihli ve 27/47, 3.D. 3.12.1969 tarihli ve 626/609 vs).
Somut olayda, askeri mahkemece; sanık müdafiinin fiilen bulunduğu adres belirlenerek, bu adresi itibariyle sanık müdafiine duruşma günü tebliğ ve yapılan duruşmalardan haberdar edilmeden, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş olması, sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğundan hükmün, 353 sayılı Kanunun 207/11 maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy