(1632 S. K. m. 91)
Askeri mahkemece; sanığın,
a) Müteselsilen üste hakaret suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 85/1 (birinci cümle), TCK'nın 80 ve 59/2'nci maddeleri gereğince 2 ay 27 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
b) Müteselsilen üstü tehdit suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 82/2 (birinci cümle), TCK'nın 80 ve 59/2'nci maddeleri gereğince 5 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanık hakkında tayin edilen aynı neviden hürriyeti bağlayıcı cezaların içtimayla sonuç olarak 8 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Karar verilmiştir.
Hüküm, sanık tarafından eksik soruşturma ile karar verildiği, olay öncesinde mağdurun kendisini dövüp hakaret ettiği, temyiz kudretinin Adli Tıp Kurumunca araştırılmadığı, raporun yetersiz olduğu, gözlem allına alınmadığı, eylemin atılı suçu oluşturmadığı, lehine indirim sebepleri uygulanmadığı ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Yapılan incelemede:
Sanığın koğuşçu olarak görev yaptığı 12.1.2004 tarihinde, nöbetçi onbaşı olarak görevli olan P.Onb. M.K.'nın, sanığın alt tertip askerlere koğuşta temizlik yaptırdığını görmesi üzerine müdahale ederek, bu personele temizlik yaptıramayacağını söylediği, sanığın, mağdura kendisine kapsamayacağını belirttiği, kısa bir süre sonra koğuş kapısı önünde sanık ile mağdurun aynı nedenle tartıştıkları sırada sanığın, yine kendisine karışamayacağını söyleyip, mağdura "s.k ederim senin ecdadını" şeklinde sözler sarf ettiği, arkasından eline aldığı bir şişenin alı kısmını yere vurup kırdıktan sonra mağdurun üzerine doğru yürüdüğü, sanığa 3 metre kala arkadaşları tarafından mağdura vurmasının engellendiği, bu olaydan 5-10 dakika sonra mağdur doldur-boşalt istasyonunda nöbetçilerin yoklamasını alırken, bulaşık haneden ekmek bıçağını alan sanığın mağdurun Özerine yürüdüğü, "anasını avradım s.k ettiğimin çocuğu, o... çocuğu öldüreceğim seni" şeklinde sözler sarf ettiği, elindeki ekmek bıçağı ile mağdurun üzerine yürürken 4-5 metre kala arkadaşları tarafından tutulduğu, böylece atılı suçları işlediği kabul edilerek, yazılı olduğu şekilde cezalandırılmasına kurar verilmiş ise de;
Dosyadaki belgelerden ve tanık ifadelerinden olayın, 11.1.2004 tarihinde meydana geldiği anlaşılmasına rağmen, askeri mahkemece, atılı suçların 12.1.2004 tarihinde işlendiğinin kabul edildiği görülmektedir.
Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmak olup, bu sonuca varabilmek için öncelikle eylemin, zaman, yer, kişi, hareket ve sonuç gibi maddi unsurlar yönünden açıkça ortaya konulması gerekir. Bu açıdan, eylem ya da suyun ne zaman işlendiğinin belirlenmesi, maddi vakıanın somutlaştırılmasında esaslı bir unsur niteliğinde bulunup, bu unsurda yapılan hata, maddi vakıanın yanlış belirlenmesi sonucunu doğurur. Suçun işlendiği tarih, af, zamanaşımı, tekerrür gibi hukuki müesseselerin uygulanmasında da önem arz etmekte olup, bu açıdan suç işleme tarihinin doğru belirlenmesinde hem sanığın, hem de kamunun menfaati bulunmaktadır. Askeri mahkemece, suç tarihinin maddi vakıaya ve dosya içeriğine uygun olarak belirlenmemesi yasaya aykırı olup, hükümlerin bu yönden bozulması gerekmektedir.
Kısa aralıkla gerçekleşen eylemler sırasında sanığın önce kırık şişe ile daha sonra da ekmek bıçağı ile mağdura saldırdığı, her iki eylemde de mağdura birkaç metre kala arkadaşları tarafından tutulup, elindeki tehlikeli aletlerle mağdura vurmasının engellendiği görülmektedir.
ASCK' nın 91 'inci maddesinde düzenlenen üst veya amire fiilen taarruz suçunda, üst veya amirin otoritesinin kaynağı olan vücut bütünlüğüne yönelik aktif biçimde bir saldırı söz konusudur. Anılan maddede korunan hukuki menfaat nedeniyle, üste veya amire filen taarruza teşebbüs niteliğinde bulunan eylemlerde, tamamlanmış eylem ile aynı yaptırıma tâbi tutulmuştur.
ASCK' nın 82'nei maddesinde düzenlenen üstü veya amiri tehdit suçu ise, sanığın üst veya amire, onu ağır ve haksız bir zarara uğratacağını bildirmesi veya bu kanaati uyandıracak hâl ve davranışlarda bulunması suretiyle işlenebilir. Sanık, bu suçu işlerken mağduru istenilen bir hareketi yapmaya zorlamak, iradesini etkilemek, korkutmak ve iç huzurunu bozmak amacıyla hareket etmelidir.
Somut olayda, önce kırık şişe ile daha sonra da ekmek bıçağı ile mağdurun üstüne yürüyen ve mağdura birkaç metre kala arkadaşları tarafından tutularak engellenen sanığın eylemi, mağduru korkutmanın ötesinde, mağdurun vücut bütünlüne yönelik aktif saldırı niteliğindedir. Sanığın eylemi tehdit sınırlarını aşmış olup, tehlikeli aletle mağdura vuramamış olması, eylemin tehdit aşamasında kaldığı kabule uygun değildir. Sanığın belirtilen eylemleri tehlikeli aletle üste fiilen taarruza teşebbüs niteliğinde olduğundan, müteselsilen üstü tehdit suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün vasıf yönünden bozulması gerekmektedir.
Sanık hakkında her iki suç nedeniyle müteselsil suç hükümlerinin uygulanması da yerinde görülmemiştir. Müteselsil suçun varlığının kabulü için, kanunun aynı hükmünü ihlâle yönelik ve değişik samanlarda gerçekleşen birden fazla suçun, aynı suçu işleme kararına bağlanabilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, aynı nedenden kaynaklanan eylemler 5-10 dakika gibi çok kısa bir zaman aralığında gerçekleşmiş olup, eylemlerin oluş ve gelişme biçimi karşısında, eylemlerin değişik zamanlarda gerçekleştiğinin kabulüne elverişli bulunmamaktadır. Sanığın eylemleri, her bir suç yönünden birbirinin devamı niteliğinde olan ve bir bütünlük arz eden tek eylemler niteliğindedir. Sanığın üste hakaret ve tehlikeli aletle üste fiilen taarruza teşebbüs suçlarını oluşturan eylemlerinin ayrı ayrı tek suç niteliğinde olduğu sonucuna varıldığından, mahkûmiyet hükümlerinin bu yönden de bozulması gerekmektedir.
Sanık sorgu ve savunmasında, mağdurun, " sen kim oluyorsun da bana sormadan yanına adam alıyorsun, o... çocuğu s
.. git başımdan ,.. " diyerek tekme attığı, olay tanıklarından R.K., ... koğuşun önüne geldiğimizde sanık ile Onb. M.K.'nin kavgaya tutuştuklarını gördüm, her ikisi de birbirine vurmaya çalışıyordu, M.K.'nin elinde palaska vardı... , M.S., " ... gazinonun önüne gittiğimde sanık A.T. ile M.K.'nin tartıştıklarını ve ağız münakaşası eniklerini gördüm. Birbirlerine ana avrat küfrediyorlardı... ", M.A. "... biz çıktığımızda tartışma kavgaya dönüştü ..." şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır. Askeri mahkemece birbirine vurmaya çalışmak, kavgaya tutuşmak, ana avrat küfretmek şeklindeki ve ilk kez kim tarafından başlatıldığı belirlenemeyen söz ve davranışlar nedeniyle, haksız tahrik hükümlerinin hiç tartışılıp irdelenmemiş olmasının da yasaya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy