(1632 S. K. m. 130, 90)
Askeri mahkemece; sanığın,
1) 16.5.2002 tarihinde askeri eşyayı hususi menfaatinde kullanmak suçunu işlediğinin kabulüyle eylemine uyan ASCK'nın 130/1-2, 50, TCK'nın 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddeleri gereğince 603.327.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi gereğince cezasının ertelenmesine, 17.267.297.- TL Hazine zararının ASCK'nin 130/son maddesi gereğince sanıktan tahsiline, 492 sayılı Kanun gereğince 7.880.000.-TL nispi harem sanıktan alınmasına,
2) 26.6.2002 tarihinde mukavemet suçunu işlediğinin kabulüyle eylemine uyan ASCK'nın 90/1 maddesinin az vahim hâl cümlesi, TCK'nın 51/son ve 59/2'nci maddeleri gereğince yirmi beş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükümler, sanık tarafından "suçların unsurları itibarıyla oluşmadığı" İleri sürülerek temyiz edilmiştir.
a) Askeri eşyayı hususi menfaatinde kullanmak suçu yönünden yapılan inceleme ve değerlendirmede:
Hatay-İskenderun İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı, Kale Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapan sanığın, 16.5.2002 tarihinde 20.00-22.00 saatleri arasında 6 numaralı nöbet yerinde çevre emniyet nöbetçisi iken, nöbet görevi icabı kendisine verilen dolu şarjörde bulunan 20 adet mermiyi havaya ateş etmek suretiyle patlattığı, bu patlama sebebi ile 17.267.297.- TL Hazine zararına sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır.
Askeri mahkemece, sanığın tüm unsurları ile oluşan askeri eşyayı hususi menfaatinde kullanmak suçundan, yasal ve inandırıcı gerekçelerle, yapılı olduğu şekilde cezalandırılmasında usul, sübut, vasıf ve takdir yönlerinden kanuna aykırılık bulunmamaktadır.
Ancak, 1.1.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun ile para birimi Yeni Türk Lirası (YTL) olarak belirlenmiş ve Türk Lirası değerler Yeni Türk Lirasına dönüştürülürken "bir milyon Türk Lirası eşittir bir Yeni Türk Lirası" değişim oranının esas alınacağı öngörülmüştür. Diğer taraftan, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 45 ve 52'nci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5'inci maddesi gereğince ağır para cezalan "adli para cezası"na dönüştürülmüştür.
1.5.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Kanunun 22nci maddesiyle 5083 sayılı Kanunun 2'nci maddesine eklenen üçüncü fıkrasında ise, "ilgili Kanunlar gereğince uygulanacak adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz' hükmüne yer verilmiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 2/2'nci ve sonradan yürürlüğe konulan 5237 sayılı TCK'nın 7/2'nci maddeleri lehe olan Kanunun uygulanması gerektiği hükmünü amir olup, yapılan yasal düzenlemeler ile suç tarihinde yürürlükte olan TCK'nın 30/2'nci maddesinde yer alan, "para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz" şeklindeki hükmün uygulanma olanağı kalmamıştır. Bu durumda, suç tarihinde yürürlükte bulunan 647 sayılı Kanunun 4 ve 5'inci maddelerinde belirtilen miktarların, TCK'nın Ek 2 ve Ek-6'nci maddeleri gereğince yeniden değerleme oranları dikkate alınarak belirlenmesi sırasında, gerek hesaplama sonucu bulunan, gerek üzerinde hesaplama yapılacak her miktar ve aşamada bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar dikkate alınmadan belirlenmesi gerekmektedir.
Somut olayda hürriyeti bağlayıcı cezanın beher gününün 6 YTL üzerinden adli para cezasına çevrilerek, sonuç olarak 498 YTL adli para cezasına hükmedilmesi gerekmektedir. Askeri mahkemece hürriyeti bağlayıcı cezanın beher gününün 7.269.000 TL üzerinden hesaplanarak sonuç olarak 603.327.000 TL ağır para cezasına hükmedilmesi yasaya aykırı olduğundan, mahkûmiyet hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiş, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanunun 220/2-J maddesi gereğince mahkûmiyet hükmü düzeltilerek onanmıştır.
b) Mukavemet suçu yönünden yapılan inceleme ve değerlendirmede:
26.6.2002 tarihinde karakol komutanınca yapılan sabah kontrolüne geç çıkan sanığın, sakal tıraşı olmadığının ve botlarını da boyamadığının tespit edilmesi üzerine, karakol komutanı J.Kd.Çvş. H.T. tarafından arkadaşlarına kötü örnek olduğu gerekçesiyle ikaz. edilmesine rağmen, sanığın amiri karakol komutanına karşı direndiği ve "sen bana karışamazsın, sen kim oluyorsun, seni öldürürüm" dediği, bunun üzerine karakol komutanının sanığı karakol içerisine götürerek kelepçe taktırdığı, kelepçe takılırken sanığın "sen bana kelepçe taktıramazsın, sen kim oluyorsun da bana kelepçe taktırıyorsun. Seni nerede olsa bulup vururum, sen elimden kurtulamazsın" dediği dosya içeriğindeki kanıtlardan anlaşılmaktadır.
ASCK'nın 90ıncı maddesinde; bir amir veya üstünü zorla ve tehdit ile hizmet emrini ifadan menetmeye, yahut hizmete müteallik bir muameleyi yapmak veya yapmamak için zorlamaya kalkışmak "mukavemet" olarak tanımlanmış ve suç sayılmıştır.
Dava konusu olayda tanıklar J.Kd.Bçvş. H.T. ve J.Er S.Ç.'nin birbirini tamamlayan ifadeleri ile sanığın tevilli ikrarı karşısında, eylemin mukavemet suçunu oluşturduğunun kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 29'uncu maddesinde, haksız, tahrike ilişkin yeni esaslar belirlenirken, hafif tahrik-ağır tahrik kriterlerine yer verilmeden, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını öngören hâller dışındaki diğer hâllerde, verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarının indirilebilmesine olanak tanındığı ve bu hususun sözü edilen Kanunun 7'nci maddesi kapsamında sanık lehine durum oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede, sanığın sübut bulduğu kabul edilen suçuna ilişkin olarak, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasındaki takdirin askeri mahkemece yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy