(1632 S. K. m. 30, 135) (765 S. K. m. 2, 59, 102, 212, 219) (353 S. K. m. 162, 217) (5237 S. K. m. 7, 66, 67, 252, 257) (5252 S. K. m. 9)
Görevi kötüye kullanmak suçundan sanık terhisli Tbp. Tğm. Çiler Cansın KIZILAY hakkında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen 29.09.2005 gün ve 2005/977-632 sayılı davanın düşmesine dair kararının, sanık müdafi tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine, dava dosyası, Başsavcılığın suç niteliğinin tespitindeki hata nedeniyle bozma isteyen 23.02.2006 gün ve 2006/1141 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanık hakkında, lağvedilen 59uncu Er Eğitim Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığının 19.10.1992 gün ve 1992/860-432 sayılı iddianamesiyle, kanun ve nizam hükümlerine göre yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak için rüşvet almak suçunu işlediği belirtilerek, eylemine uyan ASCK'nın 135'inci delaletiyle TCK'nın 212/1-4, 219/4 ve 219/3'üncü maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan davada;
Lağvedilen 59uncu Er Eğitim Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 28.06.1995 gün ve 1995/24-262 sayılı hüküm ile, rüşvet almak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCK'nın 135'inci maddesi delaletiyle TCK'nın 212/1-4, 219/3, 59, 219/4'üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün ağır hapis ve 694.444 TL. ağır para cezası ile mahkumiyetine, memuriyetten müebbeden mahrumiyetine, ASCK'nın 30/A-l,2'nci maddesi uyarınca ordudan tardına karar verildiği;
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 16.04.1996 gün ve 1996/124-224 sayılı ilamı ile sübut yönünden bozulmasına karar verildiği; Başsavcılığın Dairemiz kararma itirazı sonucu Daireler Kurulunun 20.06.1996 gün ve 1996/98-97 sayılı karan ile, Daire kararının kaldırılmasına, Mahkemenin mahkumiyet hükmünün eksik soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verildiği;
59'uncu Er Eğitim Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesince, Daireler Kurulunun bozma kararına uyularak yargılamaya devam edilirken bu Mahkemenin lağvedilmesi üzerine dosyanın Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesine intikal ettiği, bu Mahkemece yargılamaya devam edilerek, eksik soruşturma ikmal edildikten sonra, 12.12.2000 gün ve 2000/71-925 sayılı hüküm ile, rüşvet almak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCK'nın 135inci maddesi delaletiyle TCK'nın 212/1-4, 219/3, 59, 219/4'üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün ağır hapis ve 694.444 TL. ağır para cezası ile mahkumiyetine, memuriyetten müebbeden mahrumiyetine, ASCK'nın 30/1-A maddesi uyarınca TSKdan çıkarılmasına karar verildiği;
Bu hükmün sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 25.12.2001 gün ve 2001/1001-1197 sayılı ilamı ile usul yönünden bozulmasına karar verildiği;
Bozma ilamına uyan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin yeniden yaptığı yargılama sonunda, 28.08.2003 gün ve 2003/395-729 sayılı hükmü ile, rüşvet almak suçunu işlediği sabit görülerek, önceki mahkumiyet hükmünün aynen kurulduğu;
Bu hükmün de, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 29.06.2004 gün ve 2004/679-883 sayılı ilamı ile yine usul yönünden bozulmasına karar verildiği;
Bozma ilamına uyan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin yeniden yaptığı yargılama sonunda, 23.09.2004 gün ve 2004/1456-696 sayılı hükmü ile, rüşvet almak suçunu işlediği sabit görülerek, eylemine uyan ASCK'nın 135inci maddesi delaletiyle TCK'nın 212/1-4, 219/3, 59, 219/4'üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün ağır hapis ve 694.000 TL. ağır para cezası ile mahkumiyetine, memuriyetten müebbeden mahrumiyetine, ASCK'nın 30/1-A maddesi uyarınca TSK dan çıkarılmasına karar verildiği;
Bu hükmün, yine sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 22.02.2005 gün ve 2005/64-227 sayılı ilamı ile yine usul yönünden bozulmasına karar verildiği;
Son bozma ilamına uyan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin yeniden yaptığı yargılama sonunda, 29.09.2005 gün ve 2005/977-632 sayılı hükmü ile, sanığın eyleminin 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'nın 257/3'üncü maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu, aynı kanunun 66 ve 67'nci maddelerindeki düzenlemeye göre, bu suçtan zamanaşımı süresinin 12 yıl olduğu dikkate alındığında, suç tarihi olan 04.06.1992 tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin 04.06.2004 tarihinde sona erdiği kabul edilerek, 5237 sayılı TCK'nın 66'ncı ve 353 sayılı Kanunun 162'nci maddesi uyarınca sanık hakkında açılmış olan davanın düşmesine karar verildiği;
Bu son kararın da, sanık müdafii Av. F. Özcan TOKUŞ tarafından, dosyadaki delillere göre, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesini gerektirecek yoğunluğun olmaması, sübut durumunun şüpheli kalması nedeniyle şüpheden sanığın yararlandırılması ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği ileri sürülerek temyiz edilmesi üzerine yapılan incelemede;
Dosyadaki delillere göre; Olay tarihinde sanık Tğm. Çiler Cansın KIZILAY'ın Kayseri 200 Yataklı Asker Hastanesinde ortopedi uzmanı olarak, haklarındaki mahkumiyet hükümleri kesinleşen P. Er Hakan AV AĞ, P. Er Besim CANER ve P. Onb. Halil GÜNDÜZ'ün 1inci Kom. Tug. 2. Tb. 3. Bl. K.lığı emrinde askerlik hizmetini yaptıkları, anılan Tugayda bir kısım personelin OHAL bölgesine gönderilmelerinin söz konusu olması nedeniyle, Mayıs 1992 ayında izinde iken ayağından rahatsızlanan Hakan AVAĞ'ın, OHAL bölgesine gitmek istemediğini belirterek ayağındaki rahatsızlığı Besim CANER ve Halil GÜNDÜZ'e söylediği, her iki sanığın da bu işin kolayı var, seni Doğuya göndermeyeceğiz şeklinde beyanda bulundukları, Hakan'ın bu iş nasıl olacak şeklinde sorusu üzerine, sabah revire çıkar, hastaneye sevk yaptırırız. Hastanede Cansın Asteğmeni görürüz, böylelikle hallederiz şeklinde karşılık verdikleri, Hakan'ın bu kez nasıl halledeceğiz sorusuna, Bir kutu çikolata alırız, kutuya 500.000 TL. koyarız dedikleri, kendilerinin de aynı şekilde hava değişimi aldıklarını belirttikleri, bu konuşmadan sonra ertesi günü (03.06.1992 tarihinde), her üçünün de Birlik vizite defterinin 159, 160 ve 161 sıralarına kayıt oldukları ve Birlik Revirinde Tugay revir defterinin 1188, ll89,ye 1190 sıralarında kayıtları yapılıp muayeneleri sonucu Kayseri Asker Hastanesi Ortopedi Kliniğine sevklerinin yapıldığı, her üçünün de aynı gün (03.06.1992) Kayseri Asker Hastanesine gidip, müracaat kayıt defterinin 9880, 9881 ve 9883 sıra numaralarına kayıt yaptırdıkları, Besim CANER'in aynı gün ortopedi kliniğine başvurarak 1241 sırada kaydını yaptırıp, Dr. Ç. Cansın KIZILAY tarafından yapılan muayenesi sonucu 20 gün istirahat verildiği, o gün Hakan AV AĞ ve Halil GÜNDÜZ'ün ortopedi kliniğine kayıt olmadıkları, ancak Hakan AVAĞ ile Halil GÜNDÜZ'ün sanık Cansın'ın odasına giderek Hakan AVAĞ'ın rapor işini görüştükleri, bu görüşme sırasında Hakan'ın oda kapısı önünde beklediği, bu arada Hakan'ı içeri çağıran sanık Cansın'ın bayram şekeri (çikolata) getirmesini istediği, ayrıca ona diz kapağının röntgen filmini çektirmesini söylediği, Hakan'ın yanında Halil olduğu halde röntgen filmini çektirip sanık Cansın'a getirdiği, Cansın'ın röntgen filmini inceledikten sonra Hakan'a fotoğraf çektirmesini belirttiği, Halil ile birlikte şehre giden Hakan fotoğraf çektirip yine Halil ile birlikte Hastaneye dönerek, fotoğrafları Cansın'a verdikleri, sanığın ertesi günü (04.06.1992) gelmelerini istemesi üzerine, Hakan'ın Halil ile birlikte kıtalarına döndükleri, 04.06.1992 tarihinde yeniden birlikte Askeri Hastaneye geldikleri ve ortopedi klinik defterinin 2161 ve 2162 sıra numarasına kayıtlarını yaptırdıkları, sanık Cansın ile yeniden görüştükleri ve görüşme sonunda Halil ile Hakan'ın, sanık Cansın'ın bir gün önce söylediği bayram şekeri isteğini tekrarlaması üzerine çarşıya inerek Sağra Bayiinden çikolata aldıkları, burada çikolata paketinin altına 5 adet 100.000 TL. lik olmak üzere toplam 500.000 TL. kağıt para koyup, o şekilde paket yaptırdıktan sonra yeniden Hastaneye dönerek sanık Cansın'ın odasına gittikleri, burada Halil GÜNDÜZ'ün içinde para bulunan söz konusu paketi sanık Cansın'a verdiği, paketi alan sanık Cansın'ın Hediyenin büyüğü altta değil mi diye sorması üzerine, Halil'in evet şeklinde onayladığı, daha sonra Cansın tarafından Halil GÜNDÜZ'e 20 gün istirahat verildiği, Hakan' ı ise aynı gün öğleden sonra toplanacak Sağlık Kuruluna sevk ettiği ve burada Sağlık Kurulunca Hakan'a 04.06.1992 gün ve 914 nolu SMK kaydını ihtiva eden raporla bir ay hava değişimi verildiği, Hakan'ın hava değişimi sonunda SMK kaydı ihtiva eden rapor alması nedeniyle Merkez Komutanlığı aracılığı ile Hastaneye şevkinin yapıldığı, yeniden muayene olmak için Hastaneye gelen Hakan'ın, sanık Cansın'ın o tarihte izinde olması nedeniyle başka bir doktor tarafından yapılan muayenesi sonucu birliğine taburcu edildiği, kendisine verilen ön rapor ile hastaneye sevk yazısına, 15 Temmuzda ameliyat olacak şeklinde iğfal kabiliyetini haiz olmayacak biçimde yazı yazan Hakan AVAĞ'ın birliğinin bulunduğu OHAL bölgesine gönderildiği, Birliği Komutanlığınca, sanığın elinde bulunan ön rapordaki yazı nedeniyle durumundan şüphelenilerek hakkında soruşturma başlatıldığı ve Hakan'ın tüm olayları itiraf ettiği Hakan AVAĞ'ın birbirine uyumlu ifadeleri, tanık ifadeleri ve dosyadaki delillerden anlaşılmaktadır.
Hakan AVAĞ'ın Askeri Savcılıkça Ankara GATA'ya röntgen filmi ve rapor ile gönderilmesi sonucu, burada ortopedi uzmanı Yrd. Doç. tarafından yapılan incelemede (D.55), sanık P. Er Hakan AVAĞ'ın ortopedi uzmanınca yazılmış muayene bulguları ve rapora göre konulan teşhis doğru olup, sağlık kurulu muayene fişinde belirtilen teşhis ile sağlık kurulu kararı sağlık yeteneği yönetmeliğine uygundur. denilmesi,
Daireler Kurulunun bozma kararı gereği olarak Askeri Mahkemece Mareşal Çakmak Asker Hastanesine sevk edilen Hakan AVAĞ hakkında, burada muayenesi sonucu tanzim edilen 10.03.1999 gün ve 438 sayılı TSK. Sağlık Raporunda (D. 545), Dosyadaki mevcut grafi ile mağdurun yeni çekilen grafileri birbiri ile uyumludur. Dosyadaki eski sağlık kurulu raporunda yazılı olan kondromalisi patellar tanısı ağırlıklı olarak klinik muayeneye dayalı olup radyolojik muayene normal olsa bile konulan tanıyı ekarte etmez, hastanın o dönemdeki muayene bulguları ile konulan tanı ve verilen hava değişiminin uyumlu olup olmadığı konusunu halen objektif olarak değerlendirilemez denildiği,
Bilirkişi olarak görüşüne başvurulan GATA'da görevli Ortopedi uzmanı Doç. Tbp. Yb. Ali ŞEHİRLİOĞLU'nun, Mareşal Çakmak Asker Hastanesinin 10.03.1999 gün ve 438 nolu Sağlık Raporunu inceleyerek, bu karara aynen katıldığını, prensip olarak ayaktan sağlık kuruluna çıkarılan hastanın radyolojik dayanağının uygun olacağı kanısında olduğunu belirtmesi (D.597),
Yine bilirkişi olarak görüşüne başvurulan GATA Ortopedi Ana Bilim Dalı Başkanlığında görevli Yrd. Doç. Dr. Tbp. Bnb. Erbil OĞUZ'un, Ben dosyada bulunan (D.16/A) röntgeni inceledim, bu röntgen filminde kırık veya çatlak gözükmemektedir, bu röntgen filminde patella kemiği ile femur kemiği arasında daralma olduğu, 03.06.1992 tarihli raporda belirtilmiştir, bu daralma klinik bulgular ile birlikte anlam taşır, röntgende klinik bulgular olmadan hekimin değerlendirmesine göre açıklık değişebilir, klinik bulgular ile birlikte değerlendirilmesi daha doğru olur, ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki röntgeni çekilen hastanın çekim esnasındaki pozisyonu da önemlidir, ben bu röntgen raporunda çatlak veya kırık olmadığını söyleyebilirim, 03.06.1992 tarih ve 9880 sayılı ortopedi uzmanının bulguları ile aynı rapordaki röntgen uzmanının bulguları arasında çelişki olduğu söylenemez, ortopedi uzmanının bulguları klinik bulguya dayanmaktadır, D. 467 de bulunan Hakan AVAĞ'a ait hava değişimi raporunu da inceledim, Hakan AVAĞ'a ait röntgen raporu ile bu hava değişimi raporu arasında da bir çelişki bulunmamaktadır, hava değişim raporundaki bulgular klinik bulgulara dayanmaktadır, Hakan AVAĞ hakkında Erzurum Mareşal Çakmak Hastanesi Baştabipliği tarafından düzenlenen ve D.542 de yer alan sağlık kurulu raporunu da inceledim, bu sağlık kurulu raporundaki röntgen uzmanı her iki diz eklemini oluşturan kemiklerde osseüspatoloji izlenmediği belirtilmiştir, röntgen raporu olmadığı için röntgen raporunu göremedim, bu raporda belirtilen röntgen bulguları ile 03.06.1992 tarihli raporda belirtilen röntgen bulguları arasında çelişki yoktur, bu şahsın röntgen filminin değiştirilip değiştirilmediği hususunda kesin bir şey söylemek tıbben mümkün değildir, yeni çekilen grafiler ile eski çekilen grafilerin uyumlu olduğu bulgular dikkate alınarak söylenebilir şeklinde mütalaada bulunması ve tüm dosya içeriği nazara alındığında;
Sanık Ç. Cansın KIZILAY'ın, Hakan AVAĞ'ın normal bulguları içeren röntgen filmini bir başkası ile değiştirmediği, protokol defterine yazdığı ve heyete çıkararak bir ay hava değişimi verilmesine dayanak teşkil eden sağ diz grafisinde sağ patella femaral eklemde lateralde hafif daralma gözleniyor teşhisinin doğru olduğu, sanık Cansın'ın, Hakan AVAĞ'ı muayenesi sonucunda ortaya koyduğu teşhisle heyete çıkarması ve onun bir ay hava değişimi alması, sanık Cansın tarafından doktorluk görevi olarak yapması gereken bir görevi bulunduğu cihetle, sanığın eylemi, 765 sayılı TCK'nın 212'nci maddesinde düzenlenen basit rüşvet suçunu, başka bir deyimle memurun görevi gereği yapmak zorunda olduğu bir işi yapması için rüşvet almak suçunu oluşturmaktadır.
Ancak, 765 sayılı TCK'nunu yürürlükten kaldırarak 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'da rüşvet suçu yeniden düzenlenmiştir. 5237 sayılı Kanunun 252/3'ncü maddesinde, rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır. şeklinde tarif edilmiştir. Madde gerekçesinde de, ...haksız menfaatin, hukuki olmayan bir işin yapılması ya da yapılmaması amacıyla temin edilmiş olması gerekir.' Buna karşılık izlenen suç siyaseti gereğince, haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlisine menfaat temininin, rüşvet suçunu oluşturmayacağı kabul edilmiştir. Çünkü bu gibi durumlarda, menfaati temin eden kişi, işinin en azından zamanında yapılmayacağı konusunda bir endişeyle hareket etmektedir... denilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 252'nci maddesindeki düzenlemeye ve madde gerekçesine göre, 765 sayılı TCK'nın 212'nci maddesinde yer alan basit rüşvet hali yeni kanunda yer almamıştır.
5237 sayılı TCK'nın 257/3'üncü maddesinde, İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. hükmüne yer verilmiş olup, maddenin (1)'inci fıkrasındaki ceza, bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Bu maddenin gerekçesinde de, ...Maddenin üçüncü fıkrasına göre; kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması, bazı hallerde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır. Ancak, bunun için, fiilin icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturmaması gerekir. Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için, kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde yarar sağlaması, rüşvet suçunu oluşturacaktır. Buna karşılık, kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranmak amacıyla kişilerden menfaat temin etmesi durumunda ise, rüşvet suçu değil, kural olarak icbar suretiyle irtikap suçu oluşur. Ancak, somut olayda, kişinin menfaat sağlama yönünde icbar edildiği yönünde, somut dayanak noktalarının bulunmaması durumunda, fiilin görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilerek cezaya hükmedilecektir. ifadeleri yer almıştır.
5237 sayılı TCK'nın rüşvet tanımının yapıldığı 252/3'üncü maddesi ile görevi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği 257/3'üncü maddesi birlikte nazara alındığında, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması için menfaat temini rüşvet suçuna; görevinin gereklerine uygun davranmak amacıyla kişilerden menfaat temini ise görevi kötüye kullanma suçuna vücut verecektir. Yeni düzenleme bu şekildedir.
Er Hakan AVAĞ'a konulan tanıya göre, sanık Cansın tarafından verilen hava değişimi prosedüre ve mevzuata uygun olup, bu nedenle sanık Cansın'ın eylemi, görevi gereği yapması gereken bir işi yapmak için menfaat temin etmektir. Başka bir deyimle, sanığın eylemi 5237 sayılı TCK'nın 257/3'üncü maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır. Sözü geçen madde ise 765 sayılı TCK'nın 212'nci maddesine nazaran sanık lehine düzenleme içermektedir.
765 sayılı TCK'nın 2/2 ve 5237 sayılı TCK'nın 7/2'nci maddelerine göre, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile somadan yürürlüğe giren kanunun hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanması gereklidir. Dolayısıyla, sanığın eylemi hakkında 5237 sayılı TCK'nın 257/3'üncü maddesi uygulanacaktır.
Dava zamanaşımı süreleri 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK.'nun da farklı olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK.'nın 102/4'üncü maddesinde, beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis ve hapis cezalarını müstelzim cürümlerde dava zamanaşımı süresi 5 yıl olup, aynı Kanunun 104/2'nci maddesine göre, zamanaşımının kesilmesi halinde, zamanaşımı süresi, maddede öngörülen dava zamanaşımı süresini en fazla yarısı kadar uzatabilecektir. 5237 sayılı Kanunun 66/1-e maddesinde ise, beş yıldan fazla olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıl olup, aynı Kanunun 67/4'üncü maddesine göre, zamanaşımının kesilmesi halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirtilen sürenin en fazla yarısı kadar uzayacaktır. 5237 sayılı Kanunun 257/3'üncü maddesinde yer alan suça uygulanabilecek cezanın yukarı haddi (üç yıl hapis) nazara alındığında, 765 sayılı TCK hükümlerine göre, dava zamanaşımı süresi en fazla 7,5 yıl, 5237 sayılı TCK hükümlerine göre en fazla 12 yıl olacaktır.
5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun, Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul başlıklı 9/3'üncü maddesinde, Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir. denilmektedir. Buna göre, sanık hakkında lehe hükümlerin belirlenmesi için, 765 sayılı TCK'nın 212'nci maddesi ve dava zamanaşımı ile ilgili 102 ve 104'ncü maddelerinin tatbiki sonucu ortaya çıkan durum ile, 5237 sayılı TCK'nın 257/3'üncü maddesi ve dava zamanaşımı ile ilgili 66 ve 67'nci maddelerinin tatbiki sonucu ortaya çıkan durum karşılaştırılacaktır. Bu karşılaştırmada, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 257/3, 66 ve 67'nci maddelerinin tatbik edilmesi daha lehine sonuç doğurmaktadır. Bu durumda, sanık hakkında tatbik edilmesi gereken 5237 sayılı TCK'nın 257/3'üncü maddesinde öngörülen ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası olduğundan, zamanaşımı süresi aynı Kanunun 66/1-e ve 67/4 maddeleri gereği 12 yıldır. Yüklenen suç, 04.06.1992 ve öncesi tarihlerde işlenmesi nedeniyle, 12 yıllık azami dava zamanaşımı süresi 04.06.2004 tarihinde dolmuştur (sona ermiştir). Dolayısıyla, sanık hakkında yüklenen suç ile ilgili olarak dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle, davanın düşmesi kararı verilmesinde isabetsizlik ve Kanuna aykırılık bulunmadığından ve yukarıda açıklanan nedenlerle sanık müdafinin yüklenen suçun oluşmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmediğinden, reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin 353 sayılı Kanunun 217/2'nci maddesi uyarınca REDDİNE,
Usul ve esas yönünden Kanuna uygun olan davanın düşmesine ilişkin hükmün ONANMASINA,
Tebliğnameye aykırı olarak, 07.03.2006 tarihinde ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy