(765 S. K. m. 102, 104) (353 S. K. m. 227) (5271 S. K. m. 196) (YCGK. 11.05.1981 T. 1981/7-27 E. 1981/175 K.)
Askeri mahkemece; sanığa atılı askeri eşyayı gizlemek suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilerek beraat kararı verilmiş; bu karar, askeri savcı tarafından; sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek, sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
Dava aşamalarına göre; 2.3.2002 tarihinde üzerinde yapılan aramada, bir adet piyade tüfeği mermisi, iki adet boş kovan bulunduğu belirlenen sanık hakkında, 13.8.2002 tarihli iddianame ile ASCK'nın 131/2 ve 50'nci maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, 13.5.2003 tarihli hükümle, anılan hükümler uyarınca ve sonuç olarak 1.272.273.000 TL ağır para cezasıyla mahkumiyet kararı verildiği, bu kararın Dairemizin 16.12.2003/1183-1181 sayılı ilamıyla bozulduğu, bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonunda yazılı şekilde beraat karan verildiği anlaşılmakta olup; sanığa isnat olunan askeri eşyayı gizlemek suçu için ASCK'nın 131'inci maddesinde öngörülen azami cezanın beş sene hapis cezası olduğu, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK'nın 102'nci maddesi uyarınca, ceza miktarı itibarıyla dava zamanaşımı süresinin beş yıl olduğu, dava zamanaşımını kesen son işlemin 13.5.2003 tarihinde mahkumiyet karan verilmesi olduğu, bu tarihten itibaren beş yıllık zamanaşımı süresinin 13.5.2008 tarihi itibarıyla dolduğu, 22.3.2005 tarihinde sorgu ve savunmasının tespiti amacıyla gıyaben tutuklanmasına karar verilmiş olmasının zamanaşımını kesen bir işlem olmadığı ve dolayısıyla davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bozmadan sonra yapılan yargılamada adreslerinde bulunamayan sanığın bozmaya karşı diyeceklerinin belirlenmesi için, 22.3.2005 tarihinde gıyaben tutuklanmasına karar verildiği, yapılan aramalara rağmen gıyabi tutukluluğun vicahiye çevrilmediği, 29.5.2007 tarihinde yakalama emrinin toplattırılmasına karar verildiği ve sanığın bozmaya karşı diyecekleri belirlenmeden CMK'nın 196'ncı maddesi uyarınca yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğu görülmekte ve dolayısıyla gıyabi tutuklama kararı verilmesiyle zamanaşımı süresinin kesileceği düşüncesi akla gelmekte ise de; bozmadan sonra yapılan yargılamada verilen gıyabi tutuklama kararın zamanaşımı süresini kesmesi için, haklı sebeplerle verilmiş olması gerekmektedir. 353 sayılı Kanun'un 227'nci maddesinin son fıkrası uyarınca bozmadan sonra yapılan yargılamada adresinde bulunamayan sanık hakkındaki yargılamaya yokluğunda devam edilmesi olanağı varken, bu yolu gidilmeden gıyabi tutuklama kararı verilmiş olması karşısında, bu kararın zamanaşımını keseceğini kabul etmek mümkün değildir.
As. Yrg. Drl. Krl.'nun 12.10.1989/212-212; YCGK'nın 11.5.1981/7-27/175; As. Yrg. 3.D.'nin; 24.11.2004/1121-1108 ve 10.5.2005/561-558, As. Yrg. 1.D.'nin 8.6.2005/650-635 sayılı kararlarında da, sanığın bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespiti için yapılan işlemlerin dava zamanaşımını kesmeyeceği kabul edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy