(2709 S. K. m. 40) (1632 S. K. m. 49, 66) (765 S. K. m. 59, 71, 102, 103, 104) (353 S. K. m. 81, 136, 207, 220, 251) (1412 S. K. m. 74) (5271 S. K. m. 196, 231) (AYDK 27.04.2000 T. 2000/88 E. 2000/87 K.)
İzin tecavüzü ve müteaddit firar suçlarından hükümlü (sanık) P.Er İsmet KARAL hakkında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesince tesis edilen 5.2.2009 tarihli ve 2009/233-31 sayılı uyarlama mahkumiyet kararı, sanık müdafii tarafından süresinde temyiz edildiğinden, Askeri Yargıtay Başsavcılığının anılan kararın yok hükmünde sayılmasına ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesince tesis edilen 5.11.2002 tarihli ve 2002/265-792 sayılı mahkumiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmesi istemlerini içeren, 12.5.2009 tarihli ve 2009/5091 sayılı tebliğnamesine bağlı olarak Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 5.11.2002 tarihli ve 2002/265-792 sayılı kararı ile; hükümlü (sanık) P.Er İsmet KARAL'ın,
1) 24.11.2000-11.12.2000 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1-b, 73 ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, neticeten beş ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının yasal imkansızlık nedeniyle ağır para cezasına çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
2) 21.12.2000-12.1.2001 tarihleri arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1-a ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, neticeten on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının yasal imkansızlık nedeniyle ağır para cezasına çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
3) 13.3.2001-10.9.2001 tarihleri arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1-a ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, neticeten on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının yasal imkansızlık nedeniyle ağır para cezasına çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
4) 12.9.2001-25.9.2001 tarihleri arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1-a ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, neticeten on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının yasal imkansızlık nedeniyle ağır para cezasına çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına,
5) 29.9.2001-29.3.2002 tarihleri arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 66/1-a ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, neticeten on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının yasal imkansızlık nedeniyle ağır para cezasına çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına, sanığa verilen aynı neviden hürriyeti bağlayıcı hapis cezalarının 765 sayılı TCK'nın 71'inci maddesi gereğince, içtima edilerek sanığın, kırk beş ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, nezaret altında ve yolda geçirdiği süreler ile tutuklulukta geçirdiği sürelerin 353 sayılı Kanun'un 251/1'inci maddesi gereğince, adli gözlem altında geçirdiği sürelerin CMUK'un 74/5'inci maddesi gereğince, mahkumiyet müddetinden mahsubuna karar verilmiş, hükümleri taraflarca temyiz edilmediği belirtilerek, 4.3.2003 tarihinde kesinleştirilmiştir (Dz.323-325).
İnfaz aşamasında, Askeri Savcılıkça, CMK'nın 231'inci maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle hükmün infazına devam edilip edilmeyeceği hususunda bir değerlendirme yapılmasının talep edilmesi üzerine (Dz.351), önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 18.4.2008 tarihli ve 2002/265 (K)-2008/780 Müt. sayılı duruşmasız işlere ait kararı ile bu mahkumiyet hükmünün infazının durdurulmasına (Dz.353); sonra, duruşma açılarak yapılan uyarlama yargılaması sonucunda, temyize konu olan, 5.2.2009 tarihli ve 2009/233-31 sayılı kararıyla; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına, mahkumiyet hükümlerinin infazının durdurulmasına ilişkin 18.4.2008 tarihli ve 2002/265 (K)-2008/780 Müt. sayılı duruşmasız işlere ait kararın geri alınmasına ve hükümlü hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin aynen infazına karar verilmiştir (Dz.413-416).
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin, lehe kanun değerlendirmesi amacıyla, duruşma açılmasını müteakip verilen, 5.2.2009 tarihli ve 2009/233-31 sayılı kararı hükümlü (sanık) müdafii tarafından kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi yasal bir zorunluluk olmasına rağmen sanığın bu haktan faydalandırılmamasının hukuka aykırılık teşkil ettiği ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
Yapılan incelemede;
Anayasa'nın 3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunla değişik 40/2'nci maddesindeki Devlet, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır hükmü nazara alındığında; ilgililerin yüzlerine karşı verilen kararların tefhiminden sonra duruşmayı yöneten askeri hakim tarafından hazır bulunanlara varsa hangi kanun yoluna, hangi mercilere, hangi sürede ve ne şekilde başvurabileceklerinin anlatılması, ilgililerin yokluğunda verilen kararlarda ise, kanun yolu, merci, şekli ve sürelerine ilişkin haklarının ne olduğunun bu konuda yapılacak tebligat işlemine esas olmak üzere karara (hükümlerde hüküm fıkrasına) açık ve anlaşılır biçimde yazılması, kararda bu konuda bir açıklama yapılmamış ise, bir sureti (parçası) tarih ve imza karşılığı ilgiliye verilecek olan tebliğ mazbatasında veya tebligat için yazılan yazıda kanun yolu, merci, şekli ve sürelerine ilişkin haklarının ne olduğunun belirtilmesi gerekmektedir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; sanığın yokluğunda verilen Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 5.11.2002 tarihli ve 2002/265-792 sayılı kararının hüküm fıkrasında, bir kanun yolu olan temyize hangi mercilerde, ne şekilde ve hangi sürede başvurulabileceği hususlarının hiç yazılmamış olduğu görülmektedir. Bu durum karşısında, yukarıda belirtilen kararın kesinleşme işleminin hatalı olduğu, bu aşamada infazı gereken bir cezanın da bulunmadığı, hükümlü (sanık) müdafiinin lehe kanun değerlendirmesi sonucunda verilen karara yönelik isteminin ilk mahkumiyet kararına yönelik temyiz başvurusu olarak kabul edilmesi gerektiğinden, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 5.2.2009 tarihli ve 2009/233-31 sayılı kararının yok hükmünde sayılmasına ve temyiz incelemesi yapılmasına karar verilmiştir.
1) Sanığın üzerine atılı izin tecavüzü suçu ile ilgili olarak,
Sanığın, 24.11.2000-11.12.2000 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek yazılı olduğu şekilde mahkumiyeti cihetine gidilmiş ise de;
ASCK'nın 49'uncu maddesi 1'inci fıkrası A ve B bentlerinde sayılan suçlar arasında izin tecavüzü suçunun sayılmaması nedeniyle bu suça ilişkin dava zamanaşımı süresinin, suçun işlendiği tarihten itibaren başlatılıp, suç tarihinde yürürlükte olan ve lehe hükümler içeren mülga 765 sayılı TCK'nın 102/4, 103 ve 104'üncü maddeleri gereğince hesaplanması gerekmektedir. Sanığın üzerine atılı izin tecavüzü suçunun 24.11.2000-11.12.2000 tarihleri arasında işlenmesi, sanığın üzerine atılı izin tecavüzü suçunun düzenlendiği ASCK'nın 66/1-b maddesinde öngörülen cezanın üst sınırının üç yıl hapis cezası olması ve dava zamanaşımı süresinin lehe olan mülga 765 sayılı TCK'nın 102/4'üncü maddesine göre beş yıl olması, 765 sayılı TCK'nın 104/1'inci maddesinde belirtilen zaman aşımını kesen işlemler dikkate alındığında, sanık hakkındaki davanın 25.5.2001 tarihli iddianame ile açılması (Dz.116) ve sanık hakkında 5.11.2002 tarihinde mahkumiyet hükmü tesis edilmesi (Dz.322) nazara alındığında kesilen dava zamanaşımı süresi dava zamanaşımını kesen sebepler nedeniyle her seferinde yeniden başlayacağından; hükmün tesis edilmesi ile kesilen dava zaman aşımı süresinin 5.11.2007 tarihinde sona erdiği anlaşılmakla, sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün bozulmasına, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 353 sayılı Kanun'un 220/2-C maddesi gereğince kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.
2) Sanığın üzerine atılı müteaddit firar suçu ile ilgili olarak,
Sanığın, 21.12.2000-12.1.2001, 13.3.2001-10.9.2001, 12.9.2001-25.9.2001 ve 29.9.2001-29.3.2002 tarihleri arasında müteaddit firar suçunu işlediği kabul edilerek yazılı olduğu şekilde mahkumiyeti cihetine gidilmiş ise de;
Ayrıntıları Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 27.4.2000 tarihli ve 2000/88-87 sayılı ilamında da açıklandığı üzere; ceza yargılamasında vicahilik ilkesi esas olup, yargılamanın sanığın gıyabında sona erdirilmesi istisna oluşturmakta ve ancak yasanın öngördüğü şartlar altında mümkün olmaktadır. Yasal şartlar oluşmadığı ve mahkemece de bu nedenle duruşmadan vareste tutulma kararı verilmediği takdirde, sanık duruşmanın başlamasından sonra, hüküm verilinceye kadar, kendisini yargılayan mahkemenin huzurunda bulunmak, duruşmalara katılmak ve kendini savunmak hakkına sahiptir. CMK'nın 196'ncı maddesine göre, sanığın duruşmada hazır bulunmak mecburiyetinden bağışık tutulabilmesi, kendisinin veya vekaletnamesinde açıklık bulunması halinde müdafiinin açık isteğine bağlıdır. Asker kişi olan sanığın duruşmaya ne şekilde çağrılıp getirileceği ise 353 sayılı Kanun'un 81'inci maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre, sanığın bağlı olduğu askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin emri olmaksızın kendiliğinden duruşmaya katılması mümkün bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; sanığın yargılama safahatında, son olarak 2.7.2002 tarihinde yapılan duruşmaya katıldığı ve bu duruşmada, sanığın duruşma tarihinde tutuklu bulunduğu Mamak 1'inci Sınıf Askeri Ceza ve Tutukevi Müdürlüğünden 16.7.2002 tarihinde yapılacak bir sonraki duruşmaya çağrılmasına karar verildiği (Dz.298), sanığın bir sonraki duruşmanın bırakıldığı 16.7.2002 tarihinde adli gözlem altına alınması nedeniyle duruşmaya katılmadığı, sanığın tahliye edilmesine karar verilmesi nedeniyle, 3.9.2002 tarihinde yapılacak bir sonraki duruşmaya birlik komutanlığından çağrılmasına karar verildiği (Dz.301), sanığın 3.9.2002 tarihinde yapılan duruşmaya da katılmadığı (Dz.317) ve duruşmalardan bağışık tutulmaksızın hakkında mahkumiyet hükmü tesis edildiği görülmektedir.
Sanığın, 15.7.2002-18.7.2002 tarihleri arasında adli gözlem altına alınması (Dz.304) nedeniyle 16.7.2002 tarihinde yapılan duruşmaya katılamaması ve daha sonra hava değişimi alması (Dz.318) nedeniyle, 16.7.2002 tarihinden sonra yapılan duruşmaların tarih ve saatlerinden haberdar edilmemesi ve yokluğunda yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması, 353 sayılı Kanun'un mülga 136 ile CMK'nın 196'ncı maddelerine aykırı olması yanında, savunma hakkının kısıtlanması anlamında 353 sayılı Kanun'un 207/3-H maddesine göre kanuna mutlak aykırılık, oluşturduğundan, mahkumiyet hükümlerinin öncelikle usul yönünden bozulmasına karar verilmiş, bozma nedeni karşısında diğer yönlerden temyiz incelemesi yapılmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1) Sanık müdafiinin temyizine atfen ve resen, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 5.2.2009 tarihli ve 2009/233-31 sayılı uyarlama mahkumiyet kararının, YOK HÜKMÜNDE SAYILMASINA;
2) Sanık müdafiinin temyizine atfen ve resen, sanığın üzerine atılı izin tecavüzü suçu ile ilgili mahkumiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun'un 221/1'inci maddesi gereğince, dava zamanaşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle BOZULMASINA;
Bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, CMK'nın 223 ve 353 sayılı Kanun'un 220/2-C maddeleri gereğince, sanığın üzerine atılı izin tecavüzü suçu ile ilgili kamu davasının DÜŞMESİNE;
3) Sanık müdafiinin temyizine atfen ve resen, usul yönünden hukuka aykırı kurulduğu anlaşılan sanığın üzerine atılı 21.12.2000-12.1.2001, 13.3.2001-10.9.2001, 12.9.2001-25.9.2001 ve 29.9.2001-29.3.2002 tarihleri arasındaki firar suçları ile ilgili mahkumiyet hükümlerinin, 353 sayılı Kanunun 221/1'inci maddesi gereğince ayrı ayrı BOZULMASINA;
07.07.2009 tarihinde, tebliğnamedeki görüşe uygun olarak ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy