(5275 S. K. m. 4, 107) (1632 S. K. m. 90) (5237 S. K. m. 29, 62, 63) (765 S. K. m. 40)
Askeri Mahkemenin 09.07.2008 tarihli ve 2008/240-510 sayılı kararı ile hükümlü terhisli J.Er C.B.'nin, mukavemet suçunu işlediği sabit görülerek ASCK'nın 90/1'inci maddesi (az vahim hal cümlesi), TCK'nın 29 ve 62'nci maddeleri gereğince, sonuç olarak 18 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 21.09.2004-24.11.2004 tarihleri arasında tutuklulukta geçirdiği sürelerin TCK'nın 63'üncü maddesi gereğince, mahkûmiyet müddetinden mahsubuna karar verilmiş; bu hüküm taraflarca süresinde temyiz edilmemekle 07.08.2008 tarihinde kesinleşmiştir.
İnfaz aşamasında, Askeri Savcılığın talebi üzerine, Askeri Mahkemenin 02.04.2009 tarihli ve 2008/240-2009/63 Müt. sayılı duruşmasız işlere ait karan ile, 09.07.2008 tarihli ve 2008/240-510 sayılı hükmü ile hükümlüye verilen 18 gün hapis cezasının infaz edilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Komutan adına Adli Müşavir, söz konusu duruşmasız işlere ait karara, koşullu salıverme kararı verilmesi gerekirken, cezanın infaz edilmesine yer olmadığına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, yasal süresi içerisinde itiraz etmiştir.
Yapılan incelemede;
Tutuklama, ceza yargılamasının güvenli yürümesini ve amaca erişmesini sağlamaya yönelik, yargılama hukuku açısından zorunlu hallerde hakimin verdiği karara dayanan bir önlemdir. Ancak tutuklama bir önlem olduğu kadar, kişi özgürlüğünü kısıtlayan bir mahiyet de taşımaktadır. Tutuklulukta geçen sürelerin ceza süresinden kısmen veya tamamen indirilmesi (mahsubu) ilkesi, suçlu oldukları henüz kesin olarak kanıtlanamayan kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılması, dolayısıyla ortaya çıkan haksızlıkları gidermeyi önleyici amaçlarla yoksun bırakılan özgürlüğün iadesi için kabul edilmiştir.
Mahsup konusunda mülga 765 sayılı TCK'nın 40'ıncı maddesinin 1'inci fıkrasındaki, hüküm kesinleşmeden önce meydana gelen tutukluluğun ceza mahkûmiyetinden indirileceği, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 63'üncü maddesindeki Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir şeklindeki hükümler ile her iki yasada da mahsubun mecburiliği (hukuki) sistemi kabul edilmiştir.
Konu, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 11.10.1993 tarihli ve 1993/103-101 sayılı kararında, İşlenen bir suç sebebiyle maruz kalınan her türlü özgürlüğü kısıtlayıcı sürelerin, niteliğine bakılmaksızın hükümlülük süresinden indirilerek cezanın infazının yapılması gerekmektedir. şeklinde açıklanmış, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 63'üncü maddesi de yargısal kararlarda vurgulanan hususları yasal temellere oturtmuştur.
5275 sayılı Kanun'un 4'üncü maddesi nazara alındığında, Askeri Mahkemenin 09.07.2008 tarihli ve 2008/240-510 sayılı hükmünün kesinleşmiş olması karşısında, bu hükümde yer alan cezanın infaz edilmesinin zorunluluk arz ettiğinde kuşku bulunmamaktadır.
Hükümlünün cezasının infazı yapılmaksızın, tutuklulukta geçen sürelerinin mahkûmiyet müddetini aşması nedeniyle infazına mahal bulunmadığına karar verilmesinin, infazın yapılması halinde şartla tahliye hükümlerinden yararlanma ihtimali olan ve tutukluluğunun artan sürelerini başka bir suçtan aldığı cezadan yahut askerlik hizmetinden mahsup edilmesini isteme hakkı bulunan hükümlünün aleyhine sonuç doğuracağı açıktır.
Bu itibarla; kesinleşmiş hükümdeki cezanın infaz edilmesine yer olmadığına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından, itirazın kabulüne ve hükümlü hakkındaki duruşmasız işlere ait kararın kaldırılması ile dosyanın koşullu salıverme kararı verilip verilmeyeceğinin takdiri için Askeri Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy