(5271 S. K. m. 40, 42, 193) (1632 S. K. m. 137) (5237 S. K. m. 50, 52, 62) (818 S. K. m. 44) (353 S. K. m. 16, 81, 207, 209) (7201 S. K. m. 21, 23) (Tebligat Tüzüğü m. 28, 30, 33)
Askeri Mahkemenin, 26.3.2009 tarihli ve 2009/88-93 Esas ve Karar sayılı kararı ile; sanığın, 14.5.2008 tarihinde hizmette tekasülle askeri aracın mühimce hasarına sebep olmak suçunu işlediği kabul edilerek, ASCK'nın 137, TCK'nın 62, 50/1-a ve 52/2'nci maddeleri gereğince beşyüz TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına; verilen adli para cezasının TCK'nın 52/4'üncü maddesi uyarınca 5 eşit taksit halinde ödenmesine, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilmesine, ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesine; eylemi ile sebebiyet verdiği 1600,31 TL. Hazine zararının sanıktan tahsili halinde müzayaka düşeceği kanaati ile Borçlar Kanunu'nun 44/2'nci maddesi gereğince 1300,31 TL.lik kısmının tenkis edilerek, bakiye 300 TL.nin 353 sayılı Kanun'un 16'ncı maddesi uyarınca sanıktan tazminen tahsiline; sanıktan 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun değişik 1 sayılı tarifesi gereğince 16,00 TL. nispi harç alınmasına karar verilmiştir.
Hüküm hakkında, sanık tarafından; gerekçeli hüküm tarafına tebliğ için Nisan 2009 tarihinden önce gelmiş ise de, hastalık sebebiyle ailece İstanbul'a gitmeleri ve burada 15 günden fazla kalmaları nedeniyle PTT memurunca muhtara tebliğ edildiği ve bunun kendisini mağdur ettiği belirtilerek zımnen eski hale getirme talebinde bulunulmuş; geç saatte uykusu geldiği için kafası dağıldığından kazanın iradesi dışında meydana geldiği ileri sürülerek de temyiz talebinde bulunulmuştur.
Askeri Mahkemece, 20.11.2009 tarihli ve 2009/88-603 E-K sayılı duruşmasız işlere ait karar ile zımni olarak temyiz isteminin süre yönünden reddine, eski hale getirme talebinin değerlendirilmesi için dosyanın Askeri Yargıtaya gönderilmesine karar verilmiştir.
Yapılan incelemede;
Eski hale getirme talebi hakkında inceleme:
5271 sayılı Kanun'un; Eski hale getirme başlıklı 40'mcı maddesi:
(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir.
(2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır.;
Eski hale getirme dilekçesi başlıklı 41'inci maddesi:
(1) Eski hale getirme dilekçesi, engelin kalkmasından itibaren yedi gün içinde, süreye uyulduğunda usule ilişkin işlemleri yapacak olan mahkemeye verilir.
(2) Dilekçe sahibi, sürenin geçmesinde kusuru olmadığına ilişkin olguları, varsa belgelerini de ekleyerek açıklar. Dilekçe verildiği anda usule ilişkin yapılamayan işlemler de yerine getirilir?;
Eski hale getirme dilekçesi üzerine verilecek karar başlıklı 42'nci maddesi ise:
(1) Süresi içinde usul işlemi yapılsaydı, esasa hangi mahkeme hükmedecek idiyse, eski hale getirme dilekçesi hakkında da o mahkeme karar verir.
(2) Eski hale getirme isteminin kabulüne ilişkin karar kesindir; reddine ilişkin karara karşı itiraz yoluna gidilebilir.
(3) Eski hale getirme dilekçesi, kararın yerine getirilmesini durdurmaz; ancak, mahkeme yerine getirmeyi erteleyebilir. şeklinde düzenlemeler içermektedir.
Buna göre; eski hale getirme talebinde bulunulması için tebligatın hukuka uygun bir şekilde yapılması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, tebligatın hukuka uygun bir şekilde yapılmaması halinde eski hale getirme kurumunun işletilmesi imkanı bulunmamaktadır.
Sanığın yokluğunda verilen hükmün, kendine rastlanılmadığından sanığın tebliğ saatinde adresinde bulunamaması nedeniyle 22.4.2009 tarihinde mahalle muhtarı F.D.'ye tebliğ edilerek 2 nolu haber kağıdının kapıya yapıştırıldığı ve durumun sanığın komşusu O.A'ya haber verildiği; sanığın, kanun yolu, merci, şekli ve sürelerine ilişkin haklarının ne olduğunun hüküm fıkrasında açık ve anlaşılır biçimde yazılı olduğu; sanığın 16.7.2009 tarihinde kayda giren dilekçe ile eski hale getirme sebeplerini de bildirerek hakkında verilen mahkûmiyet hükmünü temyiz ettiği görülmektedir.
353 sayılı Kanun'un 209'uncu maddesine göre, temyiz isteminin, karar veya hükmün tefhiminden, tefhim sanığın yokluğunda yapılmış ise tebliğinden itibaren bir hafta içerisinde yapılması mümkündür.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21'inci maddesinde, muhatap veya onun adına tebligat yapılabilecek kimselerin o adreste oturup da tevzi saatlerinde adreste bulunmamaları durumunda, tebliğ olunacak evrakın muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir veya memurlarından birisine imza karşılığı teslim edileceği ve tebliğ memurunun tesellüm edenin adresini kapsayan ihbarnameyi muhatabın bina kapısına yapıştırıp en yakın komşusuna haber vereceği öngörülmüş ve ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebligat tarihi olarak kabul edilmiştir.
Tebligat Kanunu'nun 21'inci maddesi gereğince yapılacak tebligatın şekli ise, Tebligat Tüzüğü'nün 28 ve 30'uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre, kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap namına tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebligat memuru, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu, kapıcı, muhtar vb. gibi kimselerden araştırarak vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması, beyanı yapan imzadan imtina ederse bu ciheti şerh ve kendi imzasıyla tasdik etmesi, her durumda ise Tebligat Kanunu'nun 23/8 ve Tebligat Tüzüğü'nün 33'üncü maddesi uyarınca tebliğ mazbatasının tebliğ memurunun adı ve soyadını içermesi ve tebliği yapan tarafından da imzalanması gerekmektedir.
Belirtilen tebligat yöntemi, muhatabın veya namına tebligat yapılabilecek diğer kimselerin o adreste oturmakla birlikte işte, çarşıda vb. olmaları nedeniyle tevzi saatlerinden sonra adrese gelmeleri haline münhasır olup, muhatabın nereye gittiği ve ne zaman döneceği belli değilse, tebligat evrakı bila tebliğ çıkış merciine iade edilmeli; şayet muhatap veya muhatap adına kendisine tebligat yapılabilecek kimseler birkaç gün için şehir dışına seyahate çıkmış iseler bu durumda tebligat 20'nci maddeye göre yapılmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında; yapılan ilk tebligat esnasında, tebligat memurunun, sanığın tebligat adresinde oturmakla birlikte tevzi saatinde adreste bulunamadığını öğrenerek tebligat için Tebligat Kanunu'nun 21'inci ve Tüzüğün 28 ile 30'uncu maddelerindeki yöntemi uyguladığı ve tebliğ olunacak gerekçeli hükmü mahalle muhtarına teslim ettiği, daha sonra 2 nolu haber kağıdını sanığın kapısına yapıştırarak sanığın tevzi saatinde adreste olmadığını beyan eden O.A'ya bildirdiği, mahalle muhtarı ve komşusunun imzasını almakla birlikte tebliğ memurunun tebliğ mazbatasını imzalamadığı ve tebliğ memurunun adı ve soyadının mazbatada yer almadığı görülmektedir. Bu nedenle, 22.4.2009 tarihinde yapılan tebligatın geçerli bir tebligat olarak kabul edilmesi mümkün görülmemiştir.
Bu itibarla, 22.4.2009 tarihinde yapılan tebligatın geçerli olmaması nedeniyle, sanığın 15.7.2009 tarihli temyiz başvurusunun bir haftalık yasal süre içerisinde yapıldığı kabul edilmiştir.
Bu sebeple, ortada eski hale getirilmesi gereken bir durumun söz konusu olmadığı dikkate alındığında, sürenin geçirilmemesi nedeniyle eski hale getirme kurumunun işletilmesi mümkün olmadığından, sanığın eski hale getirme talebi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına ve sanığın temyiz istemi doğrultusunda temyiz incelemesi yapılmasına geçilmiştir.
Temyiz başvurusu hakkında inceleme:
Askeri Mahkemece; Sanığın Orduevi Müdürlüğü emrinde askerliğini yaptığı sırada askeri araç sürücüsü olarak görevlendirildiği, kendisine askeri araç sürücü ehliyetinin verildiği, 06 EFT 43 plakalı Ford Transit marka askeri aracın 8.5.2008 tarihinde el senediyle sanığa teslim edildiği;
Olay tarihinde göreve çıkmadan önce tekerlekli araç günlük görev ve koruyucu bakım formunun düzenlendiği, 13.5.2008 tarihinde sanıkla aynı birlikte görev yapan İkm.Er C.G.'nin rahatsızlanması üzerine saat 23.00 sıralarında sanık tarafından askeri araç ile Ankara GATA Hastanesine götürüldüğü, araç komutanı olarak ise araçta Dz.Er A.E.'nin bulunduğu; 14.5.2008 tarihinde saat 01.30 sıralarında birliğe geri dönmek maksadıyla GATA Hastanesinden ayrıldıkları, Dışkapı-Ulus istikametinde hareket halindeyken sanığın bir ara aracı toparlayamayıp bordur taşına çarpması üzerine aracın savrulup sol yan tarafına devrildiği ve kaza sonrasında araçla ilgili olarak maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağı düzenlendiği;
Kovuşturma evresinde dinlenen bilirkişinin, araçta meydana gelen hasarın aracın göreve sevk edilmesine engel teşkil ettiğini, sanığın ani direksiyon kırması ve şerit değiştirmesi sonucu kazaya sebebiyet verdiği için kusurlu olduğunu ve hasarın mühimce olduğunu beyan ettiği;
Olay sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda, 8.7.2008 tarihli ve 2008/106210-68384 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve bu suretle sanığın, hizmette tekasülle askeri aracın mühimce hasarına sebep olmak suçunu işlediği kabul edilerek mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
Sanığın sorgu ve savunmasının 18.9.2008 tarihinde huzurda tespit edildiği, duruşmanın 6.11.2008 tarihine bırakılmasına ve sanığın duruşmaya celbi için birliği komutanlığına müzekkere yazılmasına karar verildiği; duruşmaya celbedilen sanığın, hükümlü olarak cezaevine konulması nedeniyle 6.11.2008 tarihli duruşmada hazır bulundurulamadığı, bu kez duruşmanın 18.12.2008 tarihine bırakılmasına ve sanığın duruşmaya celbi için birliği komutanlığına müzekkere yazılmasına karar verilmesine rağmen sanığın duruşmaya çağrılmadığı, sanığın da 18.12.2008 tarihli duruşmada hazır bulunmadığı, bunun üzerine duruşmanın 5.2.2009 tarihine bırakılmasına ve sanığın duruşmaya celbine karar verildiği; duruşmaya celbedilen sanığın 14.1.2009 tarihinden itibaren bir ay hava değişiminde olması sebebiyle duruşmada hazır bulundurulmadığı, duruşmanın 5.3.2009 tarihine bırakılmasına ve sanığın duruşmaya celbedilmesine karar verilmekle birlikte sanığın hava değişimi süresi sonunda eksik askerlik süresini Askerlik Şubesinde tamamlaması nedeniyle sanığın 5.3.2009 tarihli duruşmada da hazır bulundurulamadığı; 26.3.2009 tarihinde yapılan duruşmaya duruşmadan haberdar edilmeyen sanık katılmadığı ve duruşmanın yokluğunda yürütülmesine karar verilmediği halde, sanığın yokluğunda hüküm kurulduğu görülmektedir.
Duruşmada hazır bulunma zorunluluğundan bağışık tutulma istemi bulunmayan sanığın, 353 sayılı Kanun'un 81'inci maddesi gereğince birliği aracılığıyla duruşmaya çağrılması gerekirken duruşmaya çağrılmamasının ve bu tarihten sonraki duruşmalarda ise duruşmaların bırakıldığı günlere dair kendisine tebligat yapılmaması nedeniyle duruşmalarda hazır bulunmayan sanığın yokluğunda yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK'nın 193 ve 353 sayılı Kanun'un 207/3-H maddeleri kapsamında vicahilik ilkesine aykırılık oluşturduğu ve savunma hakkının kısıtladığı anlaşıldığından, hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy