(5271 S. K. m. 231, 260, 262) (353 S. K. m. 47, 196) (5237 S. K. m. 32, 50, 66)
Askeri Mahkemece; sanığın, 12.05.2010-01.06.2010 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek, ASCKnın 66/1-b ve TCKnın 62/1inci maddeleri uyarınca on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği;
Bu hüküm; sanık ile sanığın eşi ve annesi tarafından, sebep gösterilmeksizin, yasal süresi içinde temyiz edildiği;
Tebliğnamede, sanığın annesinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi ve hükmün uygulama yönünden bozulması görüşü bildirildiği;
Görülmüştür.
Temyiz incelemesine geçilmeden önce, sanığın eşi ve annesinin, sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünü temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığı hususunun belirlenmesi gerekmektedir.
Eşin kanun yoluna başvurma hakkı, CMK'nın 262'nci maddesinde Şüphelinin veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler.
Şüphelinin veya sanığın başvurusuna ilişkin hükümler, bunlar tarafından yapılacak başvuru ve onu izleyen işlemler için de geçerlidir. şeklinde düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere, 353 sayılı Kanun'un Ek 1'inci maddesi ile yapılan genel atıfla, 353 sayılı Kanunda aksine düzenleme bulunmayan hallerde CMK'da yer alan hükümlerin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
353 sayılı Kanunda eşin kanun yoluna başvurma hakkına yönelik bir düzenleme bulunmadığı gibi, 353 sayılı Kanun'un 5530 sayılı Kanun ile değişik Kanun yollarına başvurma başlığını taşıyan 196ncı maddesinin Kanun yolları askeri savcı, şüpheli, sanık ve katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar ile teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı ve askeri kurum amirine açıktır şeklindeki birinci fıkrası da, CMK'nın 262'nci maddesinin değil, CMK'nın 260'ıncı maddesinin karşılığıdır.
Bu itibarla, 353 sayılı Kanun'un Ek 1inci maddesi atfıyla CMK'nın 262'nci maddesi uyarınca, 21.02.2012 tarihinde (yasal süresi içinde) kayda giren temyiz dilekçesini Sanık S.K.'nın eşi A.K. TC.xxxxxxxxxxx şeklinde şerh düşmek suretiyle imzalayan sanığın eşi A.K.nın, sanık adına temyiz yoluna başvurma hakkının bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Nitekim 5530 sayılı Kanunun 353 sayılı Kanunun 196ncı maddesinde değişiklik yapan 40ıncı maddesinin gerekçesinde de açıkça şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi, eşi ve müdafiinin kanun yollarına başvurabilmesine ilişkin Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan hükümlerin genel atıf nedeniyle askeri yargıda da uygulanacağı belirtilmektedir.
Bununla birlikte, sanığın annesinin kanun yollarına başvurma hakkı bulunduğuna ilişkin ne CMK'da ne de 353 sayılı Kanunda herhangi bir düzenleme yer almaktadır. Dosya kapsamında, annesinin, sanığın yasal temsilcisi olduğuna yönelik bir iddia ve belirti de bulunmadığından, CMK'nın 262'nci maddesinin kapsamında değerlendirme yapılmasını gerektirir bir durum da söz konusu değildir.
Bu nedenle, sanığın annesi S.K.'nın sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne karşı sanık adına temyiz yoluna başvurma hakkı bulunmadığında, vaki temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Müteakiben bu karar ve kabul doğrultusunda, temyiz incelemesine geçilmiştir.
Yapılan incelemede;
Sanığın, 30.04.2010 tarihinde ayrıca (2) gün yol süresi verilerek toplam (12) gün süreyle kanuni izne gönderildiği, izne giderken Siirt Kabul ve Toplanma Merkezi Komutanlığına katıldığı ve buradan aynı gün saat 09.15de ayrıldığı, izin süresi sonunda 12.05.2010 günü saat 09.15e kadar birliğine katılması gerekirken katılmadığı, 01.06.2010 günü saat 10.45 sıralarında Niksar İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından yakalandığı tüm dosya kapsamından maddi vakıa olarak anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, Askeri Mahkemece; yaptırılan psikiyatrik inceleme sonunda, TCKnın 32/1-2nci maddelerinden yararlanamayacağı, suç tarihlerinde ve halen askerliğe elverişli olup olmadığının tespiti için adli gözlem altına alınmasına gerek duyulmadığı, psikiyatri uzmanı bilirkişinin mütalaası (dizi 54) ile belirlenen sanık hakkında; yapılan yargılama sonunda, toplanan delillere ve oluşan vicdani kanaate göre, yasal, haklı ve inandırıcı gerekçeler gösterilmek suretiyle, suçun sübutunu kabulde; vasfının tayininde; asgari hadden temel cezanın tayin edilmesinde; takdiri indirim sebebi göz önünde bulundurularak azami oranda indirim yapılmasında usul, sübut, vasıf ve takdir yönlerinden herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Ancak, hükümden sonra 23.01.2013 tarihli ve 28537 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 17.01.2013 tarihli ve 2012/80 Esas ve 2013/16 Karar sayılı kararıyla; ASCKnın 47nci maddesinin birinci fıkrasının 4551 sayılı Kanunun 12nci maddesiyle değiştirilen (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerinin, 5329 sayılı Kanunun 1inci maddesiyle ASCKna eklenen Ek 8inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile ... ibaresinin, 5329 sayılı Kanunun 1inci maddesiyle ASCKna eklenen Ek 10uncu maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
Söz konusu kararın yürürlüğe girmesi nedeniyle, yasal şartların oluşması halinde, ASCKnın 66/1-b maddesinde düzenlenen izin tecavüzü suçundan tayin olunan iki yıl ve daha az hapis cezaları açısından, TCKnın 51inci maddesi uyarınca ertelenmesi ve CMKnın 231inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumlarının uygulanabilmesi; ayrıca bir yıldan kısa süreli olarak tayin olunan hapis cezalarının da TCKnın 50nci maddesi uyarınca adli para cezasına veya maddede yazılı diğer seçenek yaptırımlardan birine çevrilebilmesi mümkün hale gelmiştir.
Bu nedenlerle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile kısa süreli hapis cezasını seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme konularında Askeri Mahkemece bir değerlendirme yapılmasına imkan sağlamak üzere, mahkûmiyet hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy