(2709 S. K. m. 138) (1632 S. K. m. 117) (5271 S. K. m. 217) (353 S. K. m. 163)
Askeri Savcılığın 24.7.2014 tarihli iddianamesiyle; sanığın, 2.3.2014 tarihinde katılanın sağ omuz ön kısmına iki kez vurmak suretiyle asta müessir fiil suçunu işlediğinden bahisle, ASCK’nın 117/1’inci maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış olup;
Yapılan yargılama sonucunda, Askeri Mahkemece; Kasımpaşa Asker Hastanesinde 2.3.2014 tarihinde sanığın nöbetçi subay, katılanın nöbetçi astsubay oldukları, aynı tarihte Tbp.Bnb. A.Ç.'nin ise nöbetçi tabip olduğu, … Hastanesi Baştabipliğinin 26.2.2014 tarihli, Mart 2014 ayı nöbet listeleri dağıtım emrinin "Nöbetçi Amirliği, Nöbetçi Subayı ile Hastane Nöbetçi Tabip arasında kıdemli olan tarafından tutulur." hükmü gereğince Yarbay rütbesinde olması nedeniyle nöbetçi tabipten kıdemli olan sanığın nöbetçi amir olduğu, … Sağlık Hizmetleri Bölge Komutanlığının Kışla Nöbet Devamlı Talimatına göre Kışla Nöbetçi Astsubayının Nöbetçi Amirine bağlı görev yaptığı, yine aynı talimatın "Kışla Nöbetçi Amiri ve Kışla Nöbetçi Subaylığınca yürütülen idari faaliyetlere yardımcı olmak üzere Emn. ve Hiz.Brl.K.lığınca birer Er görevlendirilir." hükmü gereğince, … Asker Hastanesinin nöbetçi subaylığında er görevlendirilmekte olduğu, nöbetçi amir olan sanığın nöbeti devraldıktan sonra nöbetçi subaylığında görev yapan Er N.V.'yi istirahat etmesi için gönderdiği ve yerine başka bir askerin gönderilmesini söylediği, nöbetçi amirin emri iletilen katılanın asker göndermediği, öğle saatlerinde sanığın kendisini telefonla arayarak asker göndermesini istemesi üzerine, katılanın asker göndermeyeceğini söylediği, sanığın emri yineleyerek telefonu kapattığı, telefonun yüzüne kapatıldığını düşünen katılanın (kendisinin kaçamaklı kabulü ve tanık İ.B.'nin beyanından anlaşıldığı üzere) telefonla nöbetçi subaylığı aradığı ve sanığın telefonu açıp kendisini tanıttığında konuşmadan telefonu kapattığı, arayan numaradan katılanın arayıp telefonu kapattığını anlayan sanığın sinirlenerek nöbetçi astsubaylığına gittiği, burada katılan ile birlikte lumbarağzı nöbetçi astsubayı Dz.İkm.Asb.Kd.Çvş. İ.B.'nin de bulunduğu, sanığın diğer katılana "Sen kim oluyorsun da benim emrimi yerine getirmiyorsun" dediği, katılanın ise sanığa, nöbetçi amir olmadığını, nöbetçi subay olduğunu, bu nedenle kendisine emir verme yetkisinin olmadığını söylediği, sanığın nöbetçi tabipten kıdemli olması nedeniyle nöbetçi amir olduğunu söylemesi üzerine katılanın aynı iddiasını sürdürdüğü, nöbetçi subay jurnalini imzalaması nedeniyle nöbetçi subay olduğunu, nöbetçi amir olsaydı nöbetçi amir jurnalini imzalaması gerektiğini, kendisine emir veremeyeceğini yinelediği, sanığın bağırarak tartışmaya dönüşen konuşma sırasında eliyle diğer sanığın omzuna temas ettiği, katılanın "Bana dokunamazsınız" diyerek bu duruma tepki gösterdiği, anlaşmazlığın çözümlenemeyeceğini anlayan sanığın telefonla ulaştığı Hastane Baştabibi ve Sağlık Hizmetleri Bölge Komutanının onayını alarak katılanı nöbetçi astsubaylık görevinden aldığı şeklinde maddi olay kabul edilerek;
Sanığın tartışma sırasında katılanın omzuna eliyle temas ettiğinin sabit olduğu, katılanın bu temasın "vurma" olduğunu belirttiği, sanığın ise ortamı yumuşatmak için babacan bir tavırla yaklaşmak istediğini, bu nedenle elini katılanın omzuna koyarak kendisine tekrar nöbetçi amir olduğunu söylediğini ve neden bu şekilde davrandığını sorduğunu ifade ettiği, tarafların anlatımları arasındaki farklılık nedeniyle olayın tek görgü tanığı olan İ.B.'in beyanının önem taşıdığı, ancak İ.B.'in sanığın katılana yönelik eylemini "Tam bir vurma değildi, temas ile vurma arası bir şeydi" şeklinde ifade etmesi karşısında, sanığın eyleminin asta müessir fiil niteliğinde "itip kakma" mı yoksa katılanı yatıştırmaya yönelik bir dokunma mı olduğu konusundaki belirsizliğin giderilemediği, bu nedenle sanığın eyleminin asta müessir fiil olduğu konusunda tam bir vicdani kanaate varılamadığından, kuşku sanık lehine yorumlanarak beraat kararı verilmiştir.
Delil değerlendirmesi yapılıp bir yargıya varılırken, Anayasamızın 138/1 ve 353 sayılı Kanun’un 163’üncü maddeleri ile ceza hukukunun genel prensipleri göz ardı edilmemelidir.
Anayasamızın 138/1’inci maddesi; “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler” hükmünü içermektedir.
CMK’nın 217/1’inci maddesinde ise; “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir.” hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, ceza yargılama hukukumuz, “vicdani delil sistemi” üzerine kurulmuştur. Vicdani kanaat, hâkimin duygu ve düşünceleri değil, somut, objektif, makul, mantıklı ve amaca elverişli gerçek deliller üzerine inşa edilebilir. Hukuki meselenin öncesinde halledilmesi gereken maddi sorunun çözümünde, akıl ve mantık kuralları ön planda olduğundan, varsayımlara, genellemelere ve karinelere yer yoktur.
Sırf şüphelere dayanılarak ve somut deliller yeterince araştırılmaksızın veya maddi bulgular göz ardı edilerek hüküm kurulduğu takdirde, Anayasa’nın öngördüğü “vicdani kanaat” değil, hâkimin subjektif yargısının ürünü olan “kişisel kanaat” ile sonuca varılmış olur. Bu yargı biçimi ise, ceza yargılama hukukunun genel prensiplerine ve Anayasa’ya aykırıdır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, olayın meydana geldiği yerde sanık ve katılanın dışında, tanık olarak Asb. İ.B.'nin bulunduğu görülmektedir.
2.3.2014 tarihinde vermiş olduğu şikâyet dilekçesinde (İnceleme sonuç raporunun ekindeki onaysız fotokopi) katılanın omzuna elini koyduğunu belirten ve aynı tarihli tutanakta da bu hususu tekrarlayan sanığın, aşamalardaki sorgu ve savunmalarında, elini dostça ve babacan bir tavırla katılanın omzuna koyduğunu, katılanın ise ayağa kalkarak "bana dokunma" dediği şeklinde beyanlarda bulunduğu;
3.3.2014 tarihinde vermiş olduğu şikâyet dilekçesinde, sanığın üzerine yürüyüp "sen kim oluyorsun lan" diye bağırdığını ve yaklaşıp omzuna iki kez vurduğunu, bunun üzerine sanığın elini ittirdiğini söyleyen Katılanın, aşamalardaki ifadelerinde, içerik olarak benzer şekilde beyanda bulunduğu, Askeri Savcı huzurunda ise, "lan" sözünden bahsetmeksizin, sağ omzuna iki kez orta şiddette vurduğunu belirttiği;
Olayın tek görgüye dayalı beyanda bulunan tanığı Asb. İ.B.'nin ise, idari tahkikat heyetine vermiş olduğu ifadesinde; sanığın katılanın omzuna rahatsız edecek şekilde iki kez eliyle fiziksel temasta bulunduğunu, katılanın ise sanığın eliyle temasını engelleyecek şekilde "bana dokunamazsınız" diye ikazda bulunduğunu, Askeri Savcıya vermiş olduğu ifadesinde; sanığın elinin içiyle katılanın omuz ön kısmına iki defa orta şiddette vurduğunu, elinin içiyle hafifçe vurduğunu, vurma sesini de duyduğunu, katılanın ayakta sendelemediğini, katılanın kendisini sıkı tuttuğu için sendelememiş olabileceğini, daha önceki ifadesinde de, sanığın katılanın omuz ön kısmına çok sert olmayan bir şekilde elinin içiyle iki kez vurduğunu, Askeri Mahkeme huzurunda vermiş olduğu ifadesinde ise; sanığın katılanın omzuna elinin avuç içi kısmıyla iki kez vurduğunu, ancak bunun tam bir vurma olmadığını, temas ile vurma arası bir şey olduğunu, katılanı uyarmak için ittirme şeklinde olduğunu, her ikisinin de ayakta olduğu sırada yapılan bu temas nedeniyle bir ses çıktığını, sanığın dokunması üzerine, katılanın sanığın elini tutarak ittirdiğini ve "bana dokunamazsınız" dediğini, beyan etmiştir.
Sanığın savunması ile katılan ve tanığın beyanları birlikte dikkate alındığında, sanığın katılanın omzuna elinin iç kısmıyla iki kez temasta bulunduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, söz konusu temasın, asta müessir fiil suçunu oluşturacak ölçüde bir "itip kakma" niteliğinde olup olmadığı hususunda duyulan belirsizlik nedeniyle beraate hükmedilmiş olmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Kaldı ki, söz konusu bu belirsizlik, eylemin asta müessir fiil kastıyla yapıldığı hususunda da kuşku duyulmasına sebep olmaktadır.
Öte yandan, sanığın eylemi sonucu, "neden bana vuruyorsunuz" şeklinde tepki gösterdiğini beyan eden katılana karşın, olayın tek görgüye dayalı beyanı saptanan ve bu beyanında, katılanın "dokunmayın" şeklinde tepki gösterdiğini ifade eden tanık Asb. İ.B.'nin tanıklığına itibar edildiğinde ise, sanık lehine yorumlanması gereken kuşku daha da güçlenmektedir.
Bu itibarla, Askeri Mahkemece, sanığın eyleminin asta müessir fiil olduğu konusunda tam bir vicdani kanaate varılamadığından bahisle, kuşku sanık lehine yorumlanarak tesis olunan beraat hükmünün onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Katılanın kabule değer görülmeyen temyiz sebeplerinin, 353 sayılı Kanun’un 217/2’nci maddesi gereğince REDDİNE;
Usûl ve esas yönlerinden hukuka uygun bulunan beraat hükmünün ONANMASINA;
1.3.2016 tarihinde, tebliğnameye aykırı olarak ve oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy