(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230) (1632 S. K. m. 85, 91) (5237 S. K. m. 50, 52, 62)
Askeri Mahkemece; sanık Shh.Er D.İ. ve mağdur Uzm.Çvş. H.Ç.’in aynı Birlikte görevli oldukları, 8.4.2014 tarihinde nöbetçi uzman çavuş olan mağdurun saat 07.00 sıralarında kontrol maksadıyla koğuşlar bölgesine geldiği, bu sırada sanığın küfürlü konuşmasını duyduğu, bunun üzerine mağduru yanına çağırarak küfürlü konuşmaması hususunda ikazda bulunduğu, bu ikaza sinirlenen sanığın mağdura hitaben “sen kimsin, s…rim seni” dediği ve akabinde mağdurun yakasını tuttuğu, mağdurun da sanıktan kurtulmak maksadıyla sanığı ittiği ve orada bulunan askerlerin araya girmesi ile sanığın sakinleştirildiği, maddi vakıanın bu şekilde sübuta erdiği kabul edilerek, mahkûmiyet kararları verilmiş ise de;
5271 sayılı CMK’nın 230/1’inci maddesine göre, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde; “Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi ...” ve “Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi ...” gösterilmelidir.
T.C. Anayasası’nın 141/3 ve 5271 sayılı CMK’nın 34/1’inci maddelerine göre de, kararlar, gerekçeli yazılmalıdır.
Gerekçe: Hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde, geçerli, yeterli ve yasal olması, gerekçede teşevvüş yaratılmaması zorunludur. Askeri Yargıtay’ın içtihatlarında belirtildiği üzere, sanığa atılı olayın ne şekilde kabul edildiğinin, makul ve dosya içeriğine uygun gerekçelerle izah edilmesi gerekli olup; bu nitelikteki bir gerekçeli hükmün, kamunun bilgilenmesini, tarafların ikna olmalarını, temyiz denetiminin kolaylaşmasını, yargılamanın güvenilirliğini ve adil yargılanma ilkesinin gerçekleşmesini sağlayacağı aşikârdır.
Askeri Mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde; sanığın mağdura “sen kimsin, s..rim seni” şeklindeki sözleri üste hakaret suçunu, "mağdurun yakasından tutması" ise üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu, kabul edilerek cezalandırılma yoluna gidilmiş olup, sanığın suç oluşturan eylemleri, sanığın savunmalarına, vaka kanaat raporuna, tanık ifadelerine, olay tespit tutanağına ve sair dosya kapsamına dayandırılarak sabit kabul edilmiştir (Dz.198).
Bu açıklamalar ışığında mahkemenin gerekçeli kararı ve bu kararın dayanağı deliller incelendiğinde;
Sanığın birliğinde verdiği ifadelerinde (Dz.10, 11, 77, 78) ve mahkemedeki sorgu ve savunmasında (Dz.183, 184); mağdurun yakasından tuttuğuna ilişkin hiçbir ikrarının bulunmadığı, aksine "mağdurun arkasından gelip kendisinin elini tutup çevirdiğini ve yere yatırdığını, Hakkı uzmana karşı herhangi bir taarruzunun bulunmadığını" beyan ettiği, ayrıca sanığın mağdura küfür ettiğine dair herhangi bir ikrarının da bulunmadığı; Birlik Komutanlığınca tespit edilen beyanlarında (Dz.78); "... si..rim yatakları niye yapmıyorsunuz" şeklinde sözler sarf ettiğini ancak bu sözleri ulaştırma takımından ismini bilmediği bir arkadaşına söylediğini belirttiği;
Mağdur Ulş.Uzm.Çvş. H.Ç. ise; (Dz.12, 13, 79, 80)’deki Birlik ifadelerinde “s…rim komutanını ya da s…me komutanını” gibi bir şey söylediğini, Dz.157-158’deki talimat mahkemesince tespit edilen ifadesinde ise; “s…rim komutanını ya da buna benzer bir şey söylediğini” beyan etmektedir. Dz.183, 184’deki mahkeme ifadesinde sanıkla itiştiklerini belirtip, sanığın kendisinin yakasından tuttuğundan da bahsetmemiştir.
Tanıklardan F.A.'in (Dz.31, 65, 66)’daki birlik ifadesinde; “Komutanı da seni de s..rim” dedi, H.Ç. Uzmanımız "kim o küfür eden" diye bağırarak sordu, H. Komutamız koğuşun arka kısmında kalan tuvaletler tarafına gitti. Bağrışmaları duyunca arkaya doğru koştum. D.İ.’i ben tutarak ayırdım şeklinde beyanlarda bulunduğu, bu beyanları içerisinde sanığın, mağdurun yakasından tuttuğuna dair her hangi bir beyanının bulunmadığı;
Aynı tanığın talimat yoluyla … Asliye Ceza Mahkemesince tespit ettirilen ifadesinde ise (Dz.174); "Sanık uzman çavuşa sinkaflı küfürler etti, uzman çavuşta sanığa girişti, birkaç kere vurdu, kaç kere vurduğunu görmedim” şeklinde beyanlarda bulunduğu, sanığın mağdura yönelik sarf ettiği küfrün içeriğinden bahsetmediği, sanığın değil, mağdurun sanığa vurduğundan bahsettiği, ayrıca, talimat mahkemesinin tutanağa geçirdiği davranış ve gözlemler ve bu tanığın olaydan kısa bir süre sonra 28.4.2014 tarihinden itibaren "uyum bozuklukları" tanısı ile askerliğe elverişli değildir raporu aldığı dikkate alındığında, bu tanığın beyanlarının sağlıklı olmadığı da anlaşılmaktadır.
Tanık F.P.'ün (Dz.73, 74)’deki Birlik ifadesinde “Doğan kimsenin koğuşun tertip ve düzenine yardım etmediğinden dolayı küfür ederek söyleniyordu. H. Uzman kim o küfür eden diye bağırarak sordu D. H. Uzmanı görünce sizin olduğunuzu bilmiyordum, şaka yapıldığını sandım diye uzaktan söyledi, ikisi arasında karşılıklı atışma ve arbede yaşandı birbirlerinin yakasına sarıldılar” şeklinde beyanda bulunduğu, hangisinin önce yakadan tuttuğunu belirtmediği ayrıca sanığın mağdura yönelik küfür ettiğine dair de bir beyanının bulunmadığı;
Aynı tanığın Askeri Mahkeme huzurunda tespit edilen ifadesinde ise (Dz.127); “Bunun üzerine D. ortaya küfür etmeye başladı, orada bulunan birkaç arkadaş D.’a içeride komutanımız var dediler, D. s..rim komutanı da seni de dedi. Bunun üzerine H. Uzman kim o küfür eden diye sordu ve bulunduğumuz yere doğru geldi, D. komutanımızı görünce siz miydiniz komutanım kusura bakmayın öyle demek istemedim gibi sözler söyledi, tartışmaya devam ettiler bir müddet sonra birbirlerinin yakasına yapıştılar, ben hemen ayırmak için destek istedim, akabinde aralarına girdik” şeklinde beyanlarda bulunduğu, Askeri Mahkemece tanığın hazırlık ifadesinin okunduğu, tanıktan sorulduğu, tanığın doğrudur, kabul ederim dediği ancak, iki ifade arasındaki çelişkilerin giderilmediği (Dz. 127);
Tanık Y.S.'ın (Dz.68, 69)'deki Birlik ifadesinde; “…D. bazı arkadaşların koğuşun tertip ve düzenini sağlamaya yardım etmediğinden dolayı arkalarından küfür ederek söyleniyordu. H. Uzmanımız kapı tarafından kim o küfür eden diye bağırarak sordu, D., H. Uzmanı görünce özür dilerim, sizin olduğunuzu bilmiyordum şaka yapıldığını sandım diye uzaktan söyledi, ikisi arasında karşılıklı atışma ve arbede yaşandı, tam olarak birbirlerine ne söylediklerini anlamadım, birbirlerini yakasına sarıldılar” şeklinde beyanlarda bulunduğu;
Aynı tanığın talimat mahkemesince tespit edilen (Dz.194)’deki ifadesinde ise; “... bu esnada D. isimli şahısta koğuşta bulunan askerlere durduk yere sinkaflı küfürler etmeye başladı Nöbetçi Uzm.Çvş. ise kim o küfür eden diye seslendi, D. da “sen kimsin sinkaflarım seni” diye cevap verdi, Nöbetçi Uzm.Çvş. yanına giderek birbirlerini itmeye çalıştılar, birbirleri ile atışıp itiştiler, o esnada D. koşarak ranza ve camlara vurmaya çalıştı” şeklinde beyanlarda bulunduğu, tanığın Birlik komutanlığınca tespit edilen ifadesinin talimat mahkemesince okunmadığı, dolayısıyla her iki ifade arasındaki çelişkinin de giderilmemiş olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılması gereken en önemli iş, maddi olayın doğru şekilde delilleri ile ortaya konularak tespit edilmesidir. Mahkeme yargılama konusu üste hakaret suçunda üste hakaret teşkil eden sözlerin “sen kimsin, s..rim seni” olduğunu kabul etmiştir. Oysa tanıklardan F.P.'ün Birlik ifadesinde "D. kimsenin koğuşun tertip ve düzenine yardım etmediğinden dolayı küfür ederek söyleniyordu" mahkemece de tespit edilen ifadelerinde ise, " D. s..rim komutanı da seni de dedi" şeklinde beyanlarda bulunduğu, her iki ifadenin çelişkili olduğu ve aradaki çelişkinin giderilmediği;
Tanık F.A.'in Birlik ifadesinde; “s..rim komutanı da, seni de” şeklinde küfür ettiğini, talimat mahkemesince tespit edilen ifadesinde ise "Sanık uzman çavuşa sinkaflı küfürler etti, uzman çavuşta sanığa girişti, birkaç kere vurdu, kaç kere vurduğunu görmedim” şeklinde beyanlarda bulunduğu her iki ifadenin çelişkili olduğu ve aradaki çelişkinin giderilmediği;
Tanık Y.S.'ın Birlik ifadesinde; "D. bazı arkadaşların koğuşun tertip ve düzenini sağlamaya yardım etmediğinden dolayı arkalarından küfür ederek söyleniyordu" mahkeme de tespit edilen ifadelerinde ise, "D. isimli şahısta koğuşta bulunan askerlere durduk yere sinkaflı küfürler etmeye başladı Nöbetçi Uzm.Çvş. ise kim o küfür eden diye seslendi, D. da “sen kimsin sinkaflarım seni” diye cevap verdi, şeklinde beyanlarda bulunduğu her iki ifadenin çelişkili olduğu ve aradaki çelişkinin giderilmediği;
Mağdur Ulş.Uzm.Çvş. H.Ç. ise; Birlik ifadelerinde, “s…rim komutanını ya da s…me komutanını” gibi bir şey söylediğini, talimat mahkemesince tespit edilen ifadesinde ise; “s…rim komutanını ya da buna benzer bir şey söylediğini” beyan etmektedir.
Maddi olayda hakaret teşkil ettiği kabul edilen sözün ne olduğu ve ne şekilde söylendiği suçun hem maddi unsurunun hem de manevi unsurunun belirlenmesi açısından önemlidir. Mahkemenin gerekçeli kararında sanığın hakaret teşkil ettiğini kabul ettiği “sen kimsin, s..rim seni” şeklindeki sözlerinin hangi tanık veya tanıkların beyanlarına dayandığını göstermemesi ve tanıkların Birlik ifadeleri ile Mahkeme huzurunda tespit edilen ifadeleri arasındaki çelişkileri gidermeksizin hüküm kurmuş olması karşısında; karar gerekçeden yoksun olduğundan, üste hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün gerekçesizlik sebebiyle usul yönünden bozulmasına;
Yine; üste fiilen taarruz suçu yönünden yapılan incelemede, tanık F.A. sanığın değil de, mağdurun sanığa giriştiğini kaç kez vurduğunu bilmediğini beyan etmektedir. Tanık F.P. sanık ve mağdurun birbirlerinin yakasına sarıldığını beyan etmektedir. Tanık Y.S.’da tarafların birbirinin yakasına sarıldıklarını beyan etmektedir. Mağdur ise mahkeme huzurunda tespit edilen beyanlarında aramızda itiş kakış oldu şeklinde beyanlarda bulunmakta ancak, sanığın yakasından tuttuğuna dair herhangi bir beyanda bulunmamaktadır. Mahkemenin sanığın mağdurun yakasına yapıştığını hangi tanık veya tanıkların beyanlarına dayanarak kabul ettiğini, hangi tanığın beyanına ne sebeple üstünlük tanıyarak onun anlatımları doğrultusunda olayı kabul ettiğini göstermemesi karşısında; karar gerekçeden yoksun olduğundan, üste fiilen taarruz suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün de gerekçesizlik sebebiyle usul yönünden bozulmasına;
Diğer taraftan dosya içeriğine göre; Birlik komutanlığınca dinlenilen ve beyanlarına göre olay esnasında koğuşta oldukları anlaşılan tanıklar F.K. (Dz.3,76), M.O. (Dz.9,72) ve G.Ş.’in (Dz.70) tanık sıfatıyla dinlenilmemesinin noksan soruşturma teşkil ettiği; ayrıca, her ne kadar sanık yargılama aşamasında psikiyatri uzmanı bilirkişiye muayene ettirilmiş ise de (Dz.185-186); bilirkişinin sadece, sanığın TCK’nın 32'nci maddesi kapsamında bir rahatsızlığı olup olmadığının tespiti için adli gözleme gerek olmadığı doğrultusunda beyanlarda bulunduğu; ancak, dizi 92'de bulunan adli sicil kaydına göre birçok suçtan sabıkası bulunan ve suç tarihi öncesinde iki ayrı Asker Hastanesince "disosyal kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik, uyum bozukluğu" tanıları konulmak suretiyle bir ay hava değişimi verilerek (Dz.52,53) psikiyatrik rahatsızlıkları tespit edilen sanığın, suç tarihlerinde askerliğe elverişli olup olmadığının tespit edilmemesinin de, noksan soruşturma teşkil ettiği sonucuna varıldığından, mahkûmiyet hükümlerinin bu hukuka aykırılıklar sebebiyle noksan soruşturma yönünden de ayrı ayrı bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince, usul ve noksan soruşturma yönlerinden hukuka aykırı görülen mahkûmiyet hükümlerinin ayrı ayrı BOZULMASINA;
19.1.2016 tarihinde, tebliğnameye uygun olarak ve oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy