(1632 S. K. m. 87) (5237 S. K. m. 21) (353 S. K. m. 217)
Sanığın, 9.3.2013 tarihinde akşam içtimasını müteakip Karargâh Bölük Nöbetçi Astsubayı P.Bçvş. N.E. emir ve komutasında, Tümen Komutanı tarafından verilen emre istinaden Tümen Karargâhında bulunan 12 adet yemek masasını taşımak için, bölük personeli ile birlikte Tümen Karargâhındaki tabdlot kısmına gittiği sırada, kışla mutfağının olduğu yere geldiklerinde, bölükten ayrılarak başka bir yöne doğru ilerlediği, P.Bçvş. N.E. sanığa “ayrılma” diye seslenmesine rağmen, sanığın bir müddet daha ilerleyip durduğu, P.Bçvş. N.E. sanığa nereye gittiğini sorduğu, sanığın da Bölük Komutanını görmesi gerektiği şeklinde cevap verdiği, P.Bçvş. N.E. Bölük Komutanının şu an lojman nizamiyesi civarında kontrolde olduğunu ve daha sonra görebileceğini söylediği, sanığın gitmekte ısrar ettiği, P.Bçvş. N.E. gitmemesi için çağırmasına rağmen, sanığın, “seninle de aramız bozulmasın ben gidiyorum” şeklinde karşılık vererek yürüyüş düzenindeki bölükten ayrılarak uzaklaştığı, tüm dosya kapsamından maddi vakıa olarak anlaşılmaktadır.
Emre itaatsizlikte ısrar suçunun düzenlenip müeyyideye bağlandığı ASCK’nın 87/1 nci maddesinin ilk cümlesinde “Hizmete ilişkin emri hiç yapmayan asker kişiler bir aydan bir seneye kadar,…hapis cezası ile cezalandırılırlar” şeklindeki düzenleme ile emre itaatsizlikte ısrar suçunun en basit hali hüküm altına alınmıştır. Maddenin ikinci cümlesinde ise “emrin yerine getirilmesini söz veya fiili ile açıkça reddeden veya emir tekrar edildiği halde emri yerine getirmeyenler, üç aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar” şeklindeki düzenleme ile ise, emre itaatsizlikte ısrar suçunun nitelikleri halleri hüküm altına alınmıştır. Bu ikinci cümlede üç ayrı halin mevcut olduğu, suçun nitelikli şekli olan bu hallerin;
1- Emrin yerine getirilmesini söz ile reddetmek,
2- Emrin yerine getirilmesini fiili ile reddetmek,
3- Emir tekrar edildiği halde emri yerine getirmemek,
Halleri olduğu maddenin lafzından gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır.
Sanığın, bölükten ayrıldığını gören P.Bçvş. N.E. “ayrılma” şeklindeki emrine rağmen, bir müddet daha ilerleyip durduğu; P.Bçvş. N.E. nereye gittiğini sorduğunda, Bölük Komutanını görmesi gerektiği şeklinde cevap verdiği; P.Bçvş. N.E. Bölük Komutanının şu an lojman nizamiyesi civarında kontrolde olduğunu ve daha sonra görebileceğini söylemesine ve gitmemesi için çağırmasına rağmen, “seninle de aramız bozulmasın ben gidiyorum” şeklinde askeri adap ve usule aykırı bir şekilde karşılık vererek yürüyüş düzenindeki bölükten ayrılarak uzaklaştığı dikkate alındığında, sanığın, P.Bçvş. N.E. Tümen Komutanı tarafından verilen emre istinaden Tümen Karargâhında bulunan 12 adet yemek masasını taşımak için giden bölükten ayrılmamasına yönelik emrini, tekrar edildiği halde yerine getirmediği ve emrin yerine getirilmesini söz ile reddettiği anlaşılmıştır.
Emre itaatsizlikte ısrar suçunun manevi unsuru, astın itaatsizlik kastıyla hareket ederek emri hiç yapmamasıdır.
Kast, kişi ile işlediği fiil ve neticesi arasında manevi bir bağ kurmaktadır. TCK’nın “Kast” başlıklı 21’inci maddesinin ilk fıkrasında; “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, failin kasten hareket etmiş sayılabilmesi için, yasal tanımda yer alan tüm unsurları “bilmesi” ve “istemesi” gerekmektedir.
Kastın belirlenmesinde, failin dışa yansıyan davranışlarından hareketle sonuca varılabilir. Bu nedenle, bir eylemin kasıtla işlendiğinin kabulü için, sanığın eylemini iradi olarak arzuladığı neticeyi elde etmek amacıyla bilerek ve isteyerek yaptığının hiçbir kuşku ve tereddüde yer vermeyecek biçimde ortaya konulması gerekir.
Sanığın savunmasındaki "…Ben de kendisine mutlaka C.P. Yüzbaşının yanına gitmem gerektiğini, gitmediğim takdirde hakkımda tutanak tanzim edebileceğini, ayrıca zaten belimden rahatsız olduğumu ve raporların bulunduğunu bu nedenlerle gruba katılamayacağımı söyleyerek C. Yüzbaşının yanına gitmek üzere N. Başçavuşun yanından ayrıldım…" şeklindeki beyanları (dizi 116-117);
Bölük Komutanı P.Yzb. C.P. tanık olarak tespit edilen, sanığı sabahleyin gördüğünde sivil kıyafetlerini değiştirip yanına gelmesini söylediği, sanığın gün boyu yanına gelmediği gibi olayın meydana geldiği akşam yoklamasından sonra da yanına gelmediği şeklindeki ifadesi (dizi 31, 110);
Birlikte dikkate alındığında, sanığın suç işleme kastıyla P.Bçvş. N.E. emrini yerine getirmediği kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle, müdafi tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri kabule değer görülmemiştir.
Bu bağlamda, Askeri Mahkemece; kovuşturma aşamasında yaptırılan adli müşahede sonucunda tanzim edilen adli rapor (dizi 228) ve sağlık kurulu raporu (dizi 229) ile, suç tarihlerinde askerliğe elverişli olduğu ve cezai ehliyetinin tam olduğu belirlenen sanık hakkında; yapılan yargılama sonucunda, toplanan delillere ve oluşan vicdani kanaate göre, yasal, haklı ve inandırıcı gerekçeler gösterilmek suretiyle, suçun sübutunun kabulünde; suç vasfının ve derecesinin tayininde; asgari hadden temel cezanın tayin edilmesinde; takdiri indirim sebebi göz önünde bulundurularak azami oranda indirim yapılmasında; hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasında; hükmolunan hapis cezasının ertelenmesi yerine, seçenek yaptırıma çevrilmesinde, seçenek yaptırım olarak kamuya yararlı işte çalışma yerine adli para cezasına çevrilip taksitlendirilmesinde; usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Müdafiin kabule değer görülmeyen temyiz sebeplerinin, 353 sayılı Kanun’un 217/2’inci maddesi gereğince REDDİNE;
Usul ve esas yönlerinden hukuka uygun bulunan mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA;
26.1.2016 tarihinde, tebliğnameye uygun olarak ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy