(1632 S. K. m. 144) (5237 S. K. m. 62, 50, 52, 257) (5271 S. K. m. 230)
Askeri Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanunu
Mad. ASCK’nın 144'üncü maddesi delaletiyle, TCK’nın 62, 50, 52 ve 257/2’inci maddeleri
Sanık hakkında düzenlenen iddianamede; Mal Saymanı olarak görevli olan sanığın, "defaten alınması gereken etli mantının iki parti olarak alınması yönünde talimat verdiği ve ikinci partiyi bizzat karşılayarak depoya aldırdığı, yine şoför C.S.'nin kendisini ikaz etmesi üzerine, yapacağı inceleme neticesinde iki farklı mantı çeşidi olduğunu ve çoğunluk mantının soyalı olduğunu anlayıp sözleşme uyarınca gerekli işlemleri yapabilecekken, yeterli incelemeyi yapmadığı, depo anahtarının zaman zaman, deponun açılmasında bir görevi olmayan Ç.O.’da veya depo sorumlusundan başkasında bulunduğunu bilmesine rağmen buna göz yumduğu, dolayısıyla denetim sorumluluklarını ihmal suretiyle yerine getirmemesi" şeklinde eylemleri belirlendikten sonra, ASCK’nın 144'üncü maddesi delaletiyle TCK’nın 257/2'nci maddesi uyarınca, ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılması talep edilmiş, esas hakkında mütalaada da bu talep tekrarlanmıştır.
Askeri Mahkemece ise; "2012 yılında … Bölge Birlik Komutanlığının ihtiyacı üzerine 5.000 kg etli mantı yedirilmek üzere Kara Kuvvetleri Komutanlığından mahalli alım yetkisi alınması üzerine …Tedarik Bölge Başkanlığınca ihaleye çıkılmış ve ihale … ticaret tarafından alınmıştır. Sözleşmenin ilgili maddeleri uyarınca da belirlenen süre içerisinde ve defaten teslimi gereken 5.000 kg etli mantının sözleşmeye aykırı olarak ayrı zamanlarda ve soyalı mantı olarak teslim alındığı anlaşılmıştır.
…Bölge Birlik Komutanlığında hesap sorumlusu olarak görevli sanık İkm.Yzb. O.Y.’nin, tanık beyanları ve tanıklardan özellikle C.S.’ın soruşturma aşamasında, olaydan kısa bir süre sonra Askeri Savcıya vermiş olduğu ifadesi ve bilirkişi raporlarıyla ortaya koyduğu gibi, gerekli dikkat ve özeni gösterdiği takdirde söz konusu kamu zararının ortaya çıkmasını engelleyeceği, ancak bu duruma kayıtsız kalmak suretiyle görevi ve sorumluluklarına aykırı davrandığı, yine Mal Saymanı taşınır malın teslim alınması, depolanması, muhafazası, ihtiyaç birimine teslim edilmesi, elden çıkarılmasını, bunlara ilişkin giriş ve çıkış kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulmasını sağlamakla ve hesabını vermekle görevlidir. Sorumluğunda bulunan her türlü taşınır malın muhasebesinden, mevcutlarının kontrol edilmesinden, mevzuat hükümlerine uygun olarak dağıtılmasından ve elden çıkarılması işlemlerinden sorumludur. Bu sorumluluğun gereğini saymanlık teşkilatında bulunan taşınır mal sorumluları ile taşınır hesap sorumluları vasıtasıyla yürütür. Bu nedenle ihale sözleşmesine aykırı olarak defaten alınmayan ve soyalı mantı olduğu gereği gibi yapılacak muayene ile tespit edilebilecek iken bunun göz ardı edilmesi sonucunda bilirkişilerinde mütalaalarında belirttiği üzere ihale belirlenen şartları taşımayan mantı teslim alınarak kamu zararına sebebiyet verdiği, her ne kadar soruşturma başladıktan sonra yüklenici firma tarafından teslim edilen soyalı mantılar iade alınarak kamu zararı giderilmiş olsa da, suç tarihinde kamu zararının ortaya çıktığı gözetilerek, görevinin gereklerini ihmal göstermek suretiyle kamu zararına neden olmakla sanık O.Y.’nin görevinin gereklerini ihmal/gecikme göstererek kamu zararının ortaya çıkmasına sebebiyet vererek atılı ASCK’nın 144’üncü maddesi delaletiyle TCK’nın 257/2’nci maddesinde düzenlenen ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak suçunu işlediği" kabul edilerek, sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
5271 sayılı CMK’nın “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230’uncu maddesinde, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi yanında delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, ulaşılan kanaat ile sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi, TCK’nın 61 ve 62’nci maddelerinde belirtilen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi gerektiği hususları düzenlenmiş bulunmaktadır.
Askeri Yargıtayın yerleşik uygulamasında kabul gördüğü üzere; hükmün gerekçesinde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirtilmeli, iddia ve savunma bu delillere göre irdelenmeli, gerek sanığın ortaya koyduğu savunmanın ve gerekse iddia makamının istemlerinin ne ölçüde ve hangi sebeplerle kabule değer bulunduğu temyiz incelemesine imkân verecek yeterlilikte açıklanarak, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ortaya konulmalı ve bu fiilin nitelendirilmesi yapılmalıdır. Başka bir anlatımla, yukarıda belirtilen hususlar ile ilgili sonuç çıkarma işleminin ve bu sırada yapılan muhakemenin gerekçede gösterilmesi, denetimin gereği gibi ve usulüne uygun olarak yapılabilmesi bakımından zorunludur. Bu nitelikteki bir gerekçeli hükmün, kamunun bilgilenmesine, tarafların ikna olmalarına, yargılama makamının güvenilirliliğine ve özellikle “Adil Yargılanma” ilkesinin gerçekleşmesine hizmet edeceği aşikârdır. Öte yandan, gerekçenin usule uygun ve yeterli olmamasının, gerekçe yokluğu ile aynı sonuçları doğurduğunda kuşku olmayıp, bu nedenle uygulamada gerekçesizlik kadar, yetersiz gerekçe de mutlak bozma nedeni sayılmaktadır.
Yapılan açıklamalara göre inceleme konusu mahkûmiyet hükmünün gerekçesi denetlendiğinde; sanıkların kovuşturma aşamasında tespit edilen sorgu ve savunmalarına, sözlü deliller olarak kovuşturma aşamasında beyanları saptanan tanıklardan bir kısmı olmaksızın tanık ifadelerine, nihayetinde, yine kovuşturma aşamasında dinlenilen iki bilirkişinin mütalaalarına aynen yer verildikten sonra, "2012 yılında …Bölge Birlik Komutanlığının ihtiyacı üzerine 5.000 kg etli mantı yedirilmek üzere Kara Kuvvetleri Komutanlığından mahalli alım yetkisi alınması üzerine … Tedarik Bölge Başkanlığınca ihaleye çıkılmış ve ihale … ticaret tarafından alınmıştır. Sözleşmenin ilgili maddeleri uyarınca da belirlenen süre içerisinde ve defaten teslimi gereken 5.000 kg etli mantının sözleşmeye aykırı olarak ayrı zamanlarda ve soyalı mantı olarak teslim alındığı" şeklinde maddi vaka kabul edilmiştir.
Öncelikle, yukarıda açıklanan ve sanığın eylemleri açısından hiçbir ayrıntı içermeyen her bir (eylemin gerçekleştirilme tarihi) maddi vakanın açık bir şekilde ortaya konulduğunu kabul etmek, keza; hiçbir değerlendirme yapılmaksızın bilirkişi mütalaalarına yapılan atıfların da bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olduğunu kabul etmek mümkün görülmemiştir.
Öte yandan, somut olayın gelişimi ve sanığa yüklenen görevin sınırlarını belirleme açısından son derece önemli olan hiçbir yazılı delile de yer verilmemekle, sadece soyut ifadelerle aynen gerekçeli karara nakledilen bilirkişi mütalaalarına atıfta bulunulmaktadır.
Bu bağlamda, ihalenin yapılışı, malın teslimi ve kabulü aşamaları ile ihalenin iptali ve iade süreçleri saptandıktan sonra, MSY 59-2 (A) ve MSY 331-1 (C) yönergeleri hükümlerinin ayrıntılı olarak incelenmesi, söz konusu yönergelere göre tutulması gereken kayıtların neler olduğunun ve kimler tarafından tutulduğunun görev kapsamında irdelenmesi, ilk parti malın teslimi sırasında ve muayene muhtırası düzenlenmeden önce tutulması gerekip dava dosyasında bulunmadığı görülen taşınır mal geçici teslim tesellüm belgesinin akıbetinin araştırılması, keza, bu teslim sırasında malın miktarının belirlenmesi ya da genel olarak niteliğinin belirlenmesi hususunda, tutanaklarda imzası bulunanların görev ve sorumluluklarının neler olduğunun araştırılması sonrasında, gerekçeli kararda bu hususun tartışılması gerekmektedir.
Sanığın ve müdafiinin savunmalarında ısrarla ileri sürmeleri karşısında, suç işleme kastı yönünden depo sıkışıklığı bulunup bulunmadığı konusunda bir sonuca ulaşabilmek için, depoya ilk parti malzemenin teslim alındığı anda depo durumunun somut olarak tespitinin mümkün olup olmadığının araştırılmamasındaki noksanlık bir yana, bu konuda Birlik komutanlığının Dz.39-40'daki yazısının ve kovuşturma aşamasında dinlenmekle birlikte gerekçeli kararda beyanlarına yer verilmeyen depo sorumlusunun (O. A.gibi) ifadesinin, gerekçeli kararda değerlendirilmemesi de noksanlık oluşturmaktadır.
Defaten alınması gereken mantının ikinci partisinin teslimi sırasında vuku bulduğu kabul edilen ve bu nedenle sanığa atılı suça atlanan eyleme ilişkin olarak, tanık C.S.'ın kovuşturma aşamasındaki beyanları yerine soruşturma aşamasındaki beyanlarına itibar edildiği dikkat alındığında, sanık ve müdafiin olay yerinde bulunduğunu ileri sürdükleri tanıkların dinlenmesi taleplerinin reddedilmesinin, savunma hakkını kısıtladığı kabul edilmiştir.
Keza, tanık C.S.'ın kovuşturma ve soruşturma aşamalarındaki beyanlarına alt alta yer verilip, soruşturma sırasındaki ifadesine itibar edildiği kabul edilirken, olay yerinde bulunup kovuşturma aşamasında dinlenen tanıkların (R.A., D.A. gibi) beyanlarının da, gerekçeli kararda tartışılması gerekir.
Diğer taraftan, zarar suçu haline getirilen atılı suçun oluşumu için eylemin gerçekleştirildiği sırada veya sonucunda var olup olmadığı araştırılması zorunluluğu bulunan kamu zararı, kişilerin mağduriyeti, kişilere haksız menfaat sağlanması olgularının, suça konu edilen her bir eylem açısından eylem aşamalarında varlığının, sebep-sonuç ilişkisinin var olup olmadığı da gözetilerek, değerlendirilmesi zorunludur.
Bu bağlamda, bilirkişi raporunda genel olarak hesaplanan ve eylemlerin aşamaları noktasında yetersiz görülen kamu zararına, hiçbir ayrıntıya yer verilmeksizin soyut olarak atıfta bulunulması noksanlık oluşturmaktadır.
Ayrıca, edimin ifasına fesat karıştırmak suçundan açılan ve adli yargıda görüldüğü belirlenen davanın akıbetinin araştırılması, davanın bulunduğu aşamalar itibariyle, sanığın eyleminin değerlendirilmesine etkisi olabilecek sanık savunmalarının, tanık beyanlarının, yazılı delillerin ve gerekçeli kararın dosyaya ithal edilmemesi, noksan soruşturma oluşturmaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, yukarıda açıklanan gerekçesizlik ve noksan soruşturma sebepleriyle usule aykırılık ve noksan soruşturma yönlerinden bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerle;
Müdafiin temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi uyarınca, mahkûmiyet hükmünün, usule ve noksan soruşturmaya ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden BOZULMASINA;
9.2.2016 tarihinde, tebliğnameye sebepte farklı, sonuçta uygun olarak ve oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy