(2709 S. K. m. 138) (1632 S. K. m. 130) (5237 S. K. m. 50, 52, 62) (5271 S. K. m. 217, 220) (353 S. K. m. 221)
Askeri Mahkemece; sanığın, … Ceza ve Tutukevi Müdürlüğünde tutuklu olarak bulunmaktayken, 2.5.2010 tarihinde yatak nevresimini yaktığı, yanan nevresimi kapının arkasına, yatağı da nevresimin üzerine koyduğu, bu nedenle koğuşta bulunan nevresimin, yatağın, sandalyenin, asma kilidin ve koğuşun duvar boyalarının yandığı, böylece sanığın 2.5.2010 tarihinde askeri eşyayı kasten tahrip etmek suçunu işlediği kabul edilerek mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
Öncelikle belirtmek gerekir ki, askerliğe elverişsizliğine karar verilmiş olması nedeniyle, terhisli olan sanığın eyleminin, TCK'da tanımlanan bir suçu oluşturduğunun kabul edilmesi hâline, görevsizlik kararı verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Ancak, suç vasfının ortaya konulabilmesi açısından dava konusu maddi vakanın belirlenmesinin önem kazandığı durumda ise, görev konusunun tartışılabilmesi maddi vakaya bağlı bulunduğundan, bu konunun araştırılması gerekmektedir.
Nitekim, Yargıtay uygulamalarında da, görevli mahkemenin tayininin sanıkların eylemlerinin nitelendirilmesi ile mümkün olduğu, sadece iddia ve kabule dayanılarak bir karara varılmasının olanaksız bulunduğu vurgulanmaktadır.
Kovuşturma aşamasında, sanığın savunması tespit edilip, Dz. 27'de bulunan CD.nin de delil olarak değerlendirildiğinden bahisle maddi vakanın kabul edildiği görülmektedir.
Oysa ki, Dz.27'de yer verilen delile ilişkin olarak, 11.3.2011 tarihli duruşma tutanağında, müzekkereye verilen cevabın okunduğu ve mahiyetinin anlaşıldığı bilgisine yer verilmekle birlikte, söz konusu duruşma tutanağında mahkeme adına yer verilmediği gibi, zabıt katibinin de imzasının bulunmadığı görülmektedir.
Öncelikle, Anayasanın 138/1’inci maddesinde, “Hâkimler, ... Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler”; 5271 sayılı CMK’nın 217/1’inci maddesinde de, “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir.” hükümleri yer almaktadır. Böylece, ceza yargılama hukukumuzun, “vicdani delil sistemi” üzerine kurulduğu, dolayısıyla, şüphelere dayanılarak ve somut deliller yeterince araştırılmaksızın veya maddi bulgular göz ardı edilerek hüküm kurulamayacağı anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında ve maddi vakanın oluşumuna dair soruşturma aşamasında, ifadelerine başvurulan tanıkların kovuşturma aşamasında dinlenilmemiş olmaları hususu da dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; dava dosyasında bulunan ve kovuşturma aşamasında dava dosyasına giren ve olaya ilişkin kamera görüntülerini içerdiği bildirilen “CD” ile ilgili kovuşturma aşamasında hiçbir çözümleme ve izleme yapılmadığı gibi, yapılan inceleme sırasında dava konusu olayla ilgili delil niteliği taşıyan bilgi/bulguların neler olduğuna dair tespitin de tutanağa geçirilmediği, ancak gerekçeli kararda söz konusu CD.nin delil olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, hükme esas alınan delillerin duruşmada okunmasının ya da içeriğinin belirlenmesinin, ceza yargılamasının esaslı ilkelerinden olan ve kamu düzenini de ilgilendiren aleniyet ile sözlülük ilkelerinin de gereği olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Bu itibarla, hükme esas alınan delilin yargılamanın hiç bir aşamasında çözümlemesinin yapılmamış ve izlenmemiş olması, CMK’nın 217/1’inci maddesiyle birlikte, aleniyet ve sözlülük ilkelerine de aykırılık oluşturmaktadır.
Kaldı ki, CMK’nın “Duruşma Tutanağının Başlığı” başlıklı 220’nci maddesinde, duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı, oturum tarihleri ile Hâkimin, Cumhuriyet Savcısının ve Tutanak Kâtibinin adı ve soyadının yazılacağı belirtilmektedir.
Bu bağlamda, tutanak katibinin imzası bulunmayan ve Askeri Mahkeme adı bulunmayan tutanakların, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun istikrar bulan kararlarında da işaret edildiği üzere, CMK’nın 220’nci maddesine aykırı olması ve tutanakların sıhhatini ve güvenirliliğini etkilemesi sebebiyle geçerli bir belge kabul edilemeyeceği açıktır.
Bu itibarla, sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün öncelikle usule aykırılık yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Her ne kadar, 29.7.2011, 25.1.2012 ve 5.6.2012 tarihli duruşma tutanaklarında duruşma hakiminin imzasına, 6.9.2011 tarihli duruşma tutanağında ise, duruşma hakiminin imzasına ve mahkeme adına yer verilmemiş olması da hukuka aykırılık oluşturmakta ise de; yargılamayı etkileyen esaslı bir işlem yapılmamış olması nedeniyle, bu duruşmaların tekrar yapılması gerekmediğinden, nisbi nitelikteki usule aykırılığa işaretle yetinilmiştir.
Öte yandan, Hazine zararının tahsiline karar verilirken, zarar gören malzemenin envantere girdiği tarih tespit edilerek ve suç tarihi dikkate alınarak amortisman bedeli düşülüp düşülmeyeceğinin araştırılması ve düşülmesi gerektiği taktirde ödetmeye esas bedelin buna göre belirlenmesi gerekirken, amortisman bedeli dikkate alınmadan karar verilmesi;
Maddi vakanın oluşumuna dair, soruşturma aşamasında ifadelerine başvurulan tanıkların kovuşturma aşamasında dinlenilmemiş olmaları ve dava dosyasında bulunan CD. içeriğinin çözümlenmemiş olması;
Sanığın suç tarihinden önce kesinleşmiş kasıtlı suçtan hapis ve para cezası almış olduğu, ayrıca yine suç tarihinden önce işlemiş olduğu birden fazla askeri suçu olduğu göz önüne alındığında; sanığın adli sicil kaydında yer alan hükümlerin ve varsa infazına ilişkin belgelerin, işlemiş olduğu askeri suçları nedeniyle almış olduğu cezalara ilişkin hükümlerin ve varsa infazına ilişkin belgelerin ve şahsi dosyasında mevcut kıta anket formları ve varsa psikiyatrik tedavi gördüğüne ilişkin raporların dava dosyasına getirtilmesinden sonra, askerliğe elverişli bulunup bulunmadığının, keza, ceza ehliyetinin tespiti için adli gözlem altına aldırılması gerekirken, söz konusu eksiklikler giderilmeden adli gözlem altına aldırılması;
Noksan soruşturma oluşturduğundan, mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma yönünden de bozulmasına karar verilmiştir.
Diğer taraftan bozma sebepleri dikkate alındığında, söz konusu usule aykırılıklar ve noksan soruşturma sebepleri giderilip maddi vaka duraksamasız ortaya konulabildiğinde, Askeri Yargıtay 1'inci Dairesinin 2.4.2014 tarihli ve 2014/358-357, 2'nci Dairesinin 20.7.2011 tarihli ve 2011/618-615, 4'üncü Dairesinin 24.2.2009 tarihli ve 2009/385-381, 23.1.2015 tarihli ve 2015/17-69 E.K. sayılı kararları ile Askeri Yargıtay 1'inci Dairesinin 12.3.2013 tarihli ve 2013/239-236, 21.1.2015 tarihli ve 2015/46-57, 1.7.2015 tarihli ve 2015/475-480, 3'üncü Dairesinin 28.9.2010 tarihli ve 2010/1933-1944 E.K. sayılı kararları da dikkate alınarak, eylemin askeri eşyayı kasten tahrip ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından hangisini oluşturacağının, eylemin oluşturduğu kabul edilen suçun niteliğine ve sanığın suç tarihlerinde asker kişi olup olmadığına bağlı olarak görev konusunun tartışılması gerektiğine de işaret edilmiştir.
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Müdafiin temyizine atfen ve resen, mahkûmiyet hükmünün, 353 sayılı Kanun’un 221/1’inci maddesi gereğince, usule aykırılık ve noksan soruşturma nedeniyle BOZULMASINA,
9.2.2016 tarihinde, tebliğnameye uygun olarak ve oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy