(1632 S. K. m. 66, 73) (765 S. K. m. 59) (1412 S. K. m. 6, 226) (353 S. K. m. 83, 136, 146, 173, 207)
İzin Tecavüzü suçundan Sanık Er Kerim ERÖZ hakkındaki, Ege Ordu K.lığı Askeri Mahkemesinin 31.12.1997 gün ve 1997/1095-829 Sayılı mahkumiyet hükmünün, sanık tarafından yasal sürede temyizi üzerine, Başsavcılığın 28.04.1998 gün ve 1998/1157 Sayılı Tebliğnamesi ekinde gelen dava dosyası incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Yerel mahkemece; Sanığın 12.08.1997 Günü saat 8.00 ile, 18.08.1997 günü saat 20.45 arasında temadi eden izin tecavüzü suçunu işlediğinin kabulüyle, As.C.K.nun 66/I-B (66/I-b olmalı), 73 ve T.C.K.nun 59/2nci Maddeleri uyarınca Beş Ay Hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş olup, sanık tarafından yasal sürede temyiz edilen hükmün, Başsavcılıkça usule aykırılık ve ayrıca gerekçe yetersizliğinden bozulması isteminde bulunulmuştur.
Yapılan incelemede:
Ceza yargılamasında asıl olan, duruşmanın sanığın yüzüne karşı yapılması olmakla beraber, gerek C.M.U.K.nun 226 ve gerekse 353 Sayılı Kanunun 136nci maddesi uyarınca sanık veya vekaletnamesinde açıklık bulunması halinde savunucunun istemi üzerine, sanık duruşmada hazır bulunmak zorunluluğundan vareste tutulabilmekte ve bu takdirde sanık mahkemece iddia hakkında sorguya çekilmemiş ise, davaya esas olan vakıalar üzerine istinabe suretiyle sorguya çekilebilmektedir. İstinabe suretiyle yapılan sorguya ait tutanağın duruşma sırasında okunması da şarttır. (353 Sayılı Kanunun 136/5nci Maddesi).
353 Sayılı Kanunun 146nci Maddesi; duruşmanın başlaması ile ilgili hükümleri içermekte olup, Maddede; duruşmaya sanık, müdafi, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanılacağı, bu işlemden sonra tanıklar ve bilirkişilerin duruşma salonundan çıkarılacağı, sanığın içimliğinin tespit edileceği, hüviyetini söyleşmeyen sanığın dosyada kayıtlı hüviyetinin tutanağı geçirilmesi ile yetinileceği, kimlik tespitinden sonra askeri savcının, suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunu ve kanuni unsurları ile uygulanması istenen kanun maddelerini belirtmek suretiyle iddianameyi özetleyerek okuyabileceği ve bundan sonra 83ncü maddeye göre sanığın sorgusunun yapılacağı belirtilmektedir.
Açıkça görüldüğü gibi, bu işlemler duruşmada sanığın hazır bulunması halinde yapılacak işlemlerdir. Sanık istemi üzerine istinabe suretiyle sorguya çekilmiş, istinabe edilen mahkemece kimliği tespit edilmiş, iddianame okunarak buna karşı ve 353 Sayılı Kanunun 83üncü maddesine göre sorgu ve savunması alınmış, kimliği konusunda bir tereddüt; olmamış ve yerel mahkemece sorguya ait bu istinabe karşı duruşma tutanağı okunup mahiyeti anlaşılarak dosyaya ithal edilmiş ise, usulün bu esaslı hükümleri yerine getirilmiş olmaktadır, istinabe edilen mahkemece tutulan tutanak da bir duruşma tutanağı olup, istinabe edilen (yetki verilen) mahkemece, istinabe eden mahkeme adına yapılan tüm usulü işlemleri içermektedir. Yasada, sanığın içimlik bilgilerinin ayrıca duruşma tutanağına geçirileceğine ilişkin bir usul hükmü yoktur ve içince kimliğe ait bilgileri de içeren ve bütünlük ifade eden istinabe duruşma tutanağının 136ncı maddeye göre okunmuş olması yeterlidir. Aksi halde istinabe mahkemesince yapılan tüm usulü işlemlerin yanı sıra, sanığın sorgusunun da aynen tutanağa geçirilmesi gerektiği gibi bir sonuç kendiliğinden ortaya çıkabilir ve keza 353 Sayılı Kanunun 61nci Maddesinin göndermesiyle, tanıklar hakkındaki C.M.U.K.nun 6ncı Faslındaki uygulanması gereken usulü işlemlerin (kimlik, tespiti, yemin v.s. gibi) de, istinabe edilen mahkemece yerine getirilmesi halinde, bunların ve yapılmış olan tanıklığa ait bilgilerin de aynen istinabe eden mahkemece tutanağa geçirilmesi gerekebilir ki, bu konuda da bir usul hükmü bulunmadığı gibi, aksi hal duruşmayı gereksiz yere uzatmaktan ve zaman kaybından başka, bir sonuç doğurmaz.
Duruşmanın açıklığı ilkesi gereğince, sanık, istinabe suretiyle tüm usulü işlemler (İddianamenin okunması dahil) yapılmak suretiyle sorguya çekilmiş olsa dahi, esas yargılamayı yapan mahkemede iddianamenin okunması gereği ve okunmamış olmasının bir usulü eksiklik olabileceği düşünülebilirse de; ceza yargılamasında gerçeğe ulaşmadaki yolları gösteren usul hükümlerinden bazılarına tam olarak uyulmamış olması ve bu konudaki her eksiklik ve hata (mutlak bozmayı gerektiren haller hariç) bozma nedeni sayılmamalı ve bozmanın; gerek kamu hukuku ve gerekse yargılanan sanık açısından bir yararı olmalı ve ihlal edilen bir hakkın teslimi sonucunu doğurmalıdır.
Bu itibarla ve açıklanan nedenlerle; istinabe edilen yetkili mahkemece kimliği tespit edilen, kimliği konusunda herhangidir tereddüt bulunmayan, okunan iddianameye karşı sorgu ve savunması alınan, savunma hakkı kısıtlanmayan, sorguya ait tutanağı dava dosyasına ithal edilip duruşmada okunan sanığın; kimliğine ait bilgilerin duruşuna tutanağına ayrıca geçirilmemiş olması ile iddianamenin okunmamış olmasında bozmayı gerektirir bir usule aykırılık bulunmadığından Tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Ancak, 353 Sayılı Kanunun 173nci maddesinde; sanık mahkum olursa, hükmün gerekçesinde mahkemece suçun kanuni unsurları olarak sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakalar gösterilir... denmekte olup, suçun niteliğine göre, suçun kanuni unsurları olarak, sanığın kaç gün izin alacağı hangi tarihte kıtasına katılması gerektiği, izinde yol hakkı tanınıp tanınmadığı veya tanınmasının gerekip gerekmediği, suç tarih ve saatlerinin hangi nedenle hükümde yazılı olduğu biçimde kabul edildiği ve bu yargıya nasıl varıldığı, sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakıaların neden ibaret olduğu gösterilip değerlendirme ve tartışılma gereği duyulmadan, yetersiz bir gerekçeyle hükme varılmış olması 353 Sayılı Kanunun 207nci Maddesinin 3ncü Fıkrasının G Bendine aykırı olup mutlak bozmayı gerektirdiğinden, hükmün sanığın temyizine atfen ve resen salt bu noktadan ve kısmen Tebliğnamedeki istem doğrultusunda 353 Sayılı Kanunun 221nci Maddesi uyarınca BOZULMASINA;
Bozma nedeni karşısında sanığın temyiz nedenlerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına;
06.05.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy