(765 S. K. m. 45) (1632 S. K. m. 66, 73, 71)
İNCELEME KONUSU: Sanık terhisli onbaşı T.G. hakkında firar suçundan, askeri mahkemece tesis edilen mahkumiyet hükmünü sübut yönünden bozan Askeri Yargıtay 5 nci Dairesinin kararma, Başsavcılık tarafından yapılan itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 5 nci P.Er Eğt.Tug.K.lığının 15.5.1997 tarih ve 1997/891-175 Esas-Karar sayılı iddianamesi ile;
"... Samsun Mk.Tf.Er Eğt.Tb.2 nci Bl.K.lığı emrinde görevli sanık P.Onb.T.G.'nin rahatsızlığı nedeni ile tedavi ve muayene olmak üzere Samsun Asker Hastanesi Baştabipliği, tarafından 11.3.1997 tarihinde Ankara Etimesgut Hava Hastanesine sevk edildiği, sevk edildiği hastaneye gitmek üzere birliğinden ayrılmadan önce 11.3.1997 tarihinde birlik komutanlığı tarafından "...muayene neticesinde 20 gün ve daha az istirahat alanlar istirahatlarını bölükte geçirmek üzere bölüğe katılacak, 21 gün ve daha fazla istirahat alanlar memleketine gidecek, 20 gün ve daha az istirahat alıp ta bölüğe katılmayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır" şeklindeki emrin sanığa tebliğ edildiği, sanığın 12.3.1997 günü sevk edildiği hastaneye müracaat ettiği yapılan tetkik ve muayeneler sonunda 13.3.1997 günü "...Anksiyete bozukluğu R.V.10 gün istirahati uygundur, kıtasına şevkine mani hal yoktur." teşhisi konularak 10 gün istirahatle birliğine sevk edildiği, sanığın Ankara-Samsun arası tanınması gereken bir günlük yol süresi sonunda en geç 14.3.1997 günü saat 24.00'e kadar görevi gereği bulunması gereken birliğine katılması gerekirken yetkili amirlerinden izin almaksızın memleketine gittiği, istirahatini memleketinde geçiren sanığın 26.3.1997 tarihinde kendiliğinden birliğine katıldığı, T.S.K.Sağlık Muayeneleri Yönergesi (160/1) hükümleri uyarınca kıtalarının bulunduğu garnizon dışında 20 gün ve daha az istirahat alanların birliklerine katılmaları gerekmekte olup, birlik komutanlarının uygun görmesi halinde istirahatlerini memleketlerinde geçirmelerinin mümkün olduğu, sanığa söz konusu emrin birliğinden ayrılmadan önce tebliğ edilmiş olması nedeni ile 10 günlük istirahatini geçirmek üzere birliğine katılması gerektiğini bildiği,
Bu şekilde oluşan eylemi ile sanığın 15.3.1997-26.3.1997 tarihleri arasında temadi eden kendiliğinden dönmekle sona eren mahiyeti itibariyle mazeret kabul etmeyen firar etmek suçunu işlediği iddiası ve As. C.K.nun 66/1-a, 73 ve 71 nci maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: 5 nci P.Er EğtTug. K.lığı Askeri Mahkemesinin 5.11.1997 tarih ve 1997/692-444 Esas-karar sayılı hükmü ile, atılı suçun sübuta erdiği kabul edilerek sanığın, As. C.K.nun 63/1-a, 73 ve 71 nci maddeleri uyarınca beş ay hapis cezasıyla mahkumiyetine ve rütbesinin geri alınmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ: Sanık, sübuta ve uygulamaya yönelik nedenlerle süresi içerisinde temyize gelmiştir.
TEBLİGNAME: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 7.5.1998 tarih ve 1998/1351 sayılı tebliğnamesiyle, hükmün onanmasına dair görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askeri Yargıtay 5 nci Dairesinin 20.5.1998 tarih ve 1998/288-286 Esas-Karar sayılı ilamı ile;
"...13.3.1997 tarihinde "Anksiyete Bozukluğu" tanısıyla Ankara/Etimesgut Hava Hastanesinden "On gün istirahati uygundur. Kıtasına şevkine mani hali yoktur" şeklinde kayıtla serbest bırakılan sanığın, firar kastıyla hareket etmediği sonuç ve kanısına varılması halinde, bu on günlük istirahat ile memleketi olan Sakarya Samsun arasında tanınan iki günlük yol süresi sonunda, 26.3.1997 tarihinde birliğine katılması gerekmektir. Dosyada mevcut belgelere göre ise, sanığın 26.3.1997 tarihinde yani istirahat bitiminde birliğine katıldığı anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede, sanığın eylemi kronolojik bir şekilde irdelenerek kastının ortaya çıkarılması zorunluluk göstermektedir.
Sanık sorgu ve savunmalarında nişanlısı ile aralarındaki ilişki nedeniyle istirahatini evinde geçirmek zorunda kaldığını ifade etmekte ise de, temyiz dilekçesinde, kanuni süre içinde birliğine katılmaya çalıştığını belirttiği görülmektedir. Her ne kadar 160/1 Yönergesi ile ilgili hüküm sanığa tebliğ edilmiş ise de, bu husus firar suçunun oluşumu yönünden mutlak şekilde kabul edilmesi gereken bir kanıt niteliğini taşımamaktadır. Böyle bir kabul, Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 12.4.1996 tarihli ve 1996/1-1 Sayılı Kararında yer alan "Kast Değerlendirmesi" ile ilgili ortaya konulan ve kanun değerinde olan görüşün gözardı edilmesine neden olacaktır. Bu bakımdan, "Anksiyete Bozukluğu" denilen hastalığa duçar olan ve durumu TCK. nun 46 ve 47 nci maddeleri içinde mütalaa edilmeyen sanığın, kıtası yerine memleketine gitmesi şeklinde gerçekleşen eyleminde, psikolojik durumunu kastını etkileyen önemli bir öğe olarak değerlendirmek, söz konusu İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararına uygun bir yorumlama olacaktır. Özellikle, sanığın istirahat süresini aşmayarak zamanında kıtasına katılması, onun suç işleme iradesiyle (kastıyla) hareket etmediğini ortaya koymaktadır.
Sanığın ruhsal durumu ile istirahat bitiminde ve zamanında birliğine katılması olgusu birlikte değerlendirildiğinde, sanığın suç işleme kastıyla hareket etmediği ve bu nedenle beraet kararı verilmesi gerekirken mahkumiyet hükmü tesis edilmesinin kanuna aykırı olduğu sonuç ve kanısına..." varıldığı belirtilerek hükmün bozulmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 3.6.1998 tarih ve 1998/1351 sayılı tebliğnamesiyle;
"...D.3 ve 4'deki belgelere göre, hastaneye sevk edilip 20 gün ve daha az istirahat alanların istirahatlerini bölükte geçirmek üzere bölüğe katılacakları, 20 gün ve daha az istirahat alıp ta bölüğe katılmayanlar hakkında kanuni işlem yapılacağına ilişkin 2 nci Mt.Er Eğt.Bl.K.lığının 22.12.1996 gün ve 218 Nolu günlük emrinin 19 ncu maddesinin sanığa 11.3.1997 tarihinde, yani rahatsızlığı nedeniyle Ankara-Etimesgut Hava Hastanesine sevk edildiği gün tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, sanığın hastaneden aldığı 10 günlük istirahatini birliğinde geçirmesi gerektiğini bilmediği ileri sürülemez. Nitekim bu hususu sanıkta sorgusunda açıkça beyan etmektedir.
Dolayısıyla, sanığın baştan itibaren firar kastı bulunmadığının kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, bir akıl hastalığı düzeyinde bulunmayan "Anksiyete bozukluğu" nun sanığın kastını etkileyen önemli bir öğe olduğu değerlendirmesine katılmak olası değildir.
Diğer yandan, daire çoğunluk görüşünde yer alan sanığın istirahat bitiminde birliğine katıldığı yolundaki kabul de, mevcut duruma uygun düşmeyip, sanığın almış olduğu on günlük istirahatini memleketinde geçirmesinin yasal hakkı olduğuna dayalı, TSK. Sağlık Muayeneleri Yönergesi (160-1) hükümlerine aykırı bir değerlendirmeye ve bu değerlendirmeye bağlı olarak Ankara-Samsun arası bir günlük dönüş yol süresi yerine sanığa memleketi olan Sakarya ile Samsun arası için iki günlük yol süresi tanınması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır.
Bütün bu nedenlerle, sanığın baştan beri firar kastı ile harekât ettiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmayıp, Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 12.4.1996 gün ve 1996/1-1 sayılı kararında belirtilen şekilde olayda suç kastının değerlendirilmesini gerektiren bir durum söz konusu olmadığından, sanığın 15.3.1997 ile 26.3.1997 tarihleri arasında firar suçunu işlediği sabit görülerek verilen mahkumiyet hükmünün onanması yerine sanığın firar kastı bulunmadığı gerekçesiyle mahkumiyet hükmünün esastan bozulmasına ilişkin olup isabetli görülmeyen daire kararının kaldırılması gerekmektedir..." düşüncesi ile Daire kararma süresi içerisinde itiraz edilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İddianamede yer alan ve sübutunda kuşku bulunmayan maddi olayda, Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık, sanığın suç kastı ile hareket edip etmediğine, dolayısıyla sübuta ilişkindir.
Yapılan incelemede; askeri hastaneye sevk edildiği 11.3.1997 tarihinde, istirahat verilmesi halinde nasıl hareket etmesi gerektiği hususunun sanığa tebliğ edildiği, Ankara Hv. Hastanesinde yapılan muayeneleri sonucunda 13.3.1997 tarihinde "Anksiyete Bozukluğu" tanısı ile (10) gün istirahatinin uygun görüldüğü ve kıtasına sevk edilmesine mani halinin bulunmadığının belirtildiği, sanığa da tebliğ edilmiş olan TSK. Sağlık Muayeneleri Yönergesi hükümleri uyarınca bu istirahatini ancak komutanının izni ile memleketinde geçirmesi mümkün olan sanığın, şahsi sorunları nedeniyle izin almaksızın istirahatini memleketinde geçirdiği ve 26.3.1997 tarihinde kendiliğinden birliğine katıldığı anlaşılmıştır. Bu duruma göre; Ankara-Samsun arası bir günlük yol süresi sonunda 14.3.1997 saat 24.00'e kadar birliğine katılması gereken sanığın, (10) günlük istirahatinin son gününü de (22.3.1997 saat 24.00) tecavüz ederek birliğine 26.3.1997 tarihinde katıldığı görülmektedir.
Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 12.4.1996 tarih ve 1996/1-1 sayılı kararında; 20 günden az istirahatlerde, izne çevrilen istirahatin, yükümlünün izin hakkından düşmediği, birlik komutanının birçok etkeni değerlendirip bu konuda karar verdiği, dolayısıyla şartları tamamen kıt'a komutanının takdirine kalmış bir atıfetin söz konusu olduğu, bunun bir hak olarak kabul edilemeyeceği, manevi unsur çerçevesinde değerlendirilecek bir husus olduğu belirtilmiştir.
Dava konusu olayın cereyan tarzı, sanığa istirahatiler konusunda yapılan tebligat, sanığın istirahat süresini tecavüz ederek birliğine katılması ve istirahat verilmesini gerektiren rahatsızlığının niteliği birlikte değerlendirildiğinde; sanığın firar kastı ile hareket ettiği hususunda kuşku bulunmadığı sonucuna varıldığından, itirazın kabulü ile aksi düşünceye dayalı Daire kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklandığı üzere;
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 3.6.1998 tarih ve 1998/1351 sayılı tebliğname ile yaptığı itirazın, 353 Sayılı Kanunun 224 ncü maddesi gereğince KABULÜNE,
Askeri Yargıtay 5 nci Dairesinin 20.5.1998 tarih ve 1998/288-286 sayılı kararının KALDIRILMASINA, diğer yönlerden temyiz incelemesi yapılması için dava dosyasının Daireye İADESÎNE,
25.06.1998 tarihinde Üyelerden Hak. Alb. M.SÖNMEZ ve Hak.Alb.D.DİNÇER' in karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
5 nci Dairenin bozma kararının yerinde ve As. Yargıtay İçt.Brlş.Krl.nun 12.4.1996 tarih ve 1996/1-1 sayılı kararının yorumuna da uygun olduğu düşüncesinde olduğumuzdan, itirazı kabul eden ve aksi görüşü benimseyen çoğunluğun kararına iştirak edilmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy