(1632 S. K. m. 66)
İNCELEME KONUSU: Sanık P.Er E.K. hakkında firar sucundan tesis,edilen mahkumiyet hükmünü, noksan soruşturma yönünden bozan Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin kararına karşı direnilerek verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 1 nci Ordu K.lığı Askeri Savcılığının 26.1.1998 tarih ve 1998/177-35 sayılı iddianamesi ile;
Sanığın 29.12.1997 tarihinde yapılan gece yoklamasında bulunmadığı ve firar ettiğinin tespit edildiği, 6.1.1998 günü saat 22.00 de kendiliğinden dönerek birliğine katıldığı, böylece belirtilen tarihler arasında firar suçunu işlediği iddiası ve As. C.K. nun 66/1-a ve 73 ncü maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: 1 nci Ordu K.lığı Askeri Mahkemesinin 2.3.1998 tarih ve 1998/316-61 sayılı kararı ile; firar suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kanaatine varılarak sanığın As. C.K.nun 66/1-a, 73 ve TCK. nun 59 ncu maddeleri gereğince beş ay hapis cezasıyla mahkumiyetine karar verilmiştir.
TEMYİZ -I: Sanık neden göstermeksizin temyize gelmiştir.
TEBLİĞNAME-I: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 30.3.1998 tarih ve 1998/913 sayılı tebliğnamesiyle; hükmün, eksik soruşturma yönünden bozulmasına dair görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 14.4.1998 tarih ve 1998/224-220 sayılı ilamı ile;
"...Sanığın eşi C.K. Afyon Askerlik Şubesine 24.12.1997 tarihli dilekçesiyle başvurup ameliyat olmasını gerektiren raporu da ibraz ederek ameliyat sırasında bakacak kimsenin olmadığını belirterek kocası olan sanığın izne gönderilmesi için birliğine telgraf çekilmesini istemiş (Dosya 3) As. Şubesi de aynı tarihte Birliğine telgraf çekmiş (Dosya 1) telgraf 26.12.1997 tarihinde Birliğine intikal etmiş, bilahare dilekçe ve rapor şubece yazıyla gönderilmiştir. (Dosya 4) Telgrafın alınmasından sonra Birliğince ne işlem yapıldığı dosyadan anlaşılmamakla beraber, sanık ifade ve savunmasında kendisine izin verilmediğini, bu sebeple gittiğini, eşine ve iki çocuğuna bakacak kimsenin olmadığını, hatta eşini hastanede yatar durumda bırakıp geri döndüğünü ısrarla ileri sürmektedir. Dosyadaki belgelerden sanığın suç tarihinde 13 aylık asker olup 30 gün izin+2 gün yol kullandığı anlaşılmaktadır.
Bu olgular karşısında: eylem tipiklik bakımından firar suçunu oluşturmakta ve bu suçta mazerete yer olmadığı bilinmektedir. Ancak firar suçunun cürüm olması sebebiyle kastın aranacağı da tabiidir. Zira kastı ortadan kaldıracak durumların varlığı halinde firar suçunun manevi unsur yönünden oluştuğu kabul edilemez. Firar süresinin de yedi gün gibi kısa süre oluşuyla kendiliğinden dönüşü de dikkate alınarak bu olaya münhasır olmak üzere;
1) Sanığın nüfus aile tablosunun temini,
2) Şubesince çekilen telgrafa birliğince ne işlem yapıldığı, sanığın izin talebinde bulunup bulunmadığı,
3) Eşinin tedavisiyle ilgili hangi sağlık kurumunda ne işlem yaptırdığı,
4) Eşi ve çocuklarına bakacak kendisi ve eşi tarafından yakınlarının bulunup bulunmadığının mahallinden araştırılmasından sonra;
Elde edilecek delillere göre zaruret hali gibi kastı ortadan kaldırabilecek bir durumu bulunup bulunmadığı tartışılarak sonuca varılması gerekirken yazılı olduğu şekilde mahkumiyet kararı ittihazında isabet bulunmamıştır..." denilerek, hükmün eksik soruşturma yönünden bozulmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
DİRENME HÜKMÜ: 1 nci Ordu K.lığı Askeri Mahkemesinin 7.5.1998 tarih ve 1998/485-205 sayılı kararı ile;
"...Sanığın 29.12.1997 tarihinde birliğini izinsiz terk ettiği, 06.01.1998 tarihinde kendiliğinden birliğine katıldığı maddi vakıa olarak dosya kapsamındaki (Dz.9,10,ll)deki tutanaklar ve sanığın beyanından anlaşılmıştır.
Müsnet suç cürüm olduğu ve cürümde de kasıt arandığı gerçektir. Firar suçunda tespiti gereken sanığın birliğini izinsiz terk etmek düşüncesi ile hareket edip etmediğidir. Somut olayda sanığın izin istediği, izni alamayınca memleketine gittiği, böylece izinsiz olarak birliğini terk ettiği açıktır.
Sanığın eşinin rahatsızlığı saiktir. Sanığın birliğini izinsiz terk etmeye yönelten durumdur. Müsned firar suçunun oluşumunda esas alınamaz. Ancak TCK. nun 29/son maddesi gereğince iki sınır arasındaki temel cezasının tayininde göz önünde bulundurulur. Esasen Askeri Yargıtayın müstekar kararları da bu yöndedir. Sanığın somut olayda izne gönderilmesini gerektirir bir mazereti olmasına rağmen, izne gönderilmemişse de firar suçunun niteliği gereği hükme esas alınmamıştır.
Sanığın savunmasında belirtilen hususlar, ceza ehliyetine etki eden veya bunu ortadan kaldıran hal olan zaruret hali olarak değerlendirilemez. Sanık somut olayın şartları dolayısıyla bilinçsizce veya hareket serbestisini etkileyen bir halle davranmamıştır..." gerekçesi ile bozma ilamına uyulmayarak eski hükümde direnilmesine ve sanığın, As. C.K. nun 66/1-a, 73 ve TCK. nun 59 ncu maddeleri uyarınca beş ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ- II: Direnme hükmü, sanık tarafından neden gösterilmeden süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME- II: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 17.6.1998 tarih ve 1998/1868 sayılı tebliğnamesi ile;
"...Sanığın, tüm savunmalarında; eşinin hastalığını tedavi ettirdiğini, hatta eşinin hastanede yattığını, bu halde geri döndüğünü ısrarla iddia ettiği görülmektedir.
Temadi de yedi gün gibi çok kısa bir süredir.
Yasal izninden kullanması gereken birkaç günlük izin hakkının daha var olduğu anlaşılmaktadır.
Tüm bu husus ve olgular bir arada değerlendirildiğinde sanığın sırf izinsiz bir şekilde kıtadan ayrılmasına bakılarak kastın varlığı kuşkusuzca kabul edilmesi mümkün değildir. Savunmalarının doğru ve gerçek olduğunun saptanması halinde başka türlü hareket etmesi kabil olmayabilecek bir zaruret haline girmiş olabileceği muhtemeldir.
Zaruret hali, Mahkemenin kabulünün aksine cezai ehliyetten ziyade suç kastını doğrudan ilgilendiren bir kavramdır. Böyle durumlarda failin şuur ve iradesi tamdır, ancak, başka seçeneği olmadığı için bu şekilde davranmak zorunda kalmıştır. Bu çerçevede bozma ilamında ayrıntılı olarak irdelenip açıklandığı üzere sanığın iddiaları araştırılıp sonucuna göre zaruret içinde kalıp kalmadığı ve suç kastının irdelenmesi gerekirken, yazılı şekilde direnilmek suretiyle mahkumiyete hükmedilmesi yasaya aykırıdır." görüşü ile hükmün noksan soruşturma yönünden bozulması istenilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanığın, eşinin rahatsızlığı nedeniyle kendisine izin verilmeyince 29.12.1997 tarihinde izinsiz olarak kıtasından uzaklaştığı ve 6.1.1998 tarihinde kendiliğinden döndüğü hususlarında kuşku yoktur. Daire ile Askeri Mahkeme arasındaki anlaşmazlık, sanığın suç kastı ile hareket edip etmediğine ilişkindir.
Doktrinde kast "suçu teşkil eden hareketin neticelerini bilerek ve isteyerek işlemek iradesi" veya "Tasavvur edilen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelik irade" şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımlar ve TCK. nun 45 nci maddesindeki düzenlemeden anlaşılacağı gibi kast, failin iç dünyasını ilgilendirmektedir. Bu itibarla kastın belirlenmesinde ancak, dışa yansıyan davranışlardan hareket edilerek bir sonuca varılabilir.
Firar suçu da, askeri cürüm olması itibariyle kasten işlenebilen bir suç olup, Askeri Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, firar kastı "genel olarak askerlik hizmetinden kaçma iradesi" olarak kabul edilmektedir. (Örneğin, As. Yarg. İçt. Brl. Krl. nun 19.4.1996/2.2 sayılı kararı).
Firar suçunun, As. C.K. nun 66/1-a maddesindeki "kıtasından veya görevi icabı bulunmak zorunda olduğu yerden izinsiz olarak uzaklaşmak" şeklindeki yasal tanımı da dikkate alındığında; askerlerin, TSK. lerine katılmalarından ve bu suretle ordu ile muntazam bir bağ oluşmasından sonra, bu bağı haksız bir şekilde kesmeleri, başka bir ifade ile izinsiz olarak ispatı vücut etmeye mecbur oldukları mahalden uzaklaşmaları halinde firar kastı ile hareket ettiklerinin kabulü gerekmektedir. Ayrıca, failin her somut olayda askerlik hizmetinden kaçmak kastının sair delillerle kanıtlanmasına gerek yoktur.
Bu genel açıklamalardan sonra, somut olay incelendiğinde; TCK. nun 49/3 ncü maddesinde düzenlenen ıztırar halinin unsurlarının bulunmadığı, sanığın eşinin rahatsızlığına ilişkin birliğe gelen bilginin, adı geçenin suç kastına veya şuur ve hareket serbestine etki edebilecek nitelikte ve hamet arz etmediği, konunun zaruret hali ile de ilgili bulunmadığı, sanığın kimseden izin almaksızın iradi olarak kıtasından uzaklaştığı, yani birliğini izin almaksızın terk ettiğinin bilinci içerisinde hareket ettiği anlaşıldığından, firar suçunun tüm unsurları itibariyle oluştuğu ve As. Mahkemece yazılı şekilde hükme varılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmış ve hükmün onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sanığın temyiz isteminin 353 Sayılı Kanunun 217/2 nci maddesi gereğince REDDİNE, Yasaya uygun hükmün tebliğnameye aykırı olarak ONANMASINA, 9.7.1998 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy