(647 S. K. m. 4) (2709 S. K. m. 141) (353 S. K. m. 50) (1632 S. K. m. 63)
İNCELEME KONUSU: Sanık er Ü.D. hakkında bakaya suçundan 1 nci Ordu K.lığı askeri Mahkemesince tesis edilen mahkumiyet hükmünü uygulama yönünden bozan Askerî Yargıtay 1 nci Dairesinin kararına karşı Başsavcılık tarafından yapılan itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 1 nci Ordu K.lığı Askerî Savcılığının 24.11.1997 tarih ve 1997/1558-618 sayılı iddianamesi ile; Sanığın, 22.11.1996-20.1.1997 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği iddiası ile ve As.C.K.nun 63/1-A (üç ay içinde kendiliğinden gelenler cümlesi) maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: 1 nci Ordu K.lığı Askerî Mahkemesinin 24.3.1998 tarih ve 1998/216-121 Esas-karar sayılı hükmü ile;
Sanık adına çıkarılan çağrı pusulasının 03.11.1996 tarihinde sanığa tebliğ edildiği, buna göre sanığın şevkini sağlatmak için 21.11.1997 tarihinde Askerlik şubesine başvurması gerektiği, sanığın emsallerinin en son 03.03.1991 tarihinde sevk edildikleri, sanığın ise sevk çağrı pusulasına süresinde icabet etmediği, 22.11.1996 tarihinde müracaatta bulunduğu...
Böylece sanığın suç tarihlerindeki bakaya kalmak suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilerek As. C.K.nun 63/1-A ve 647 sayılı kanunun 4/1.maddeleri gereğince dokuz yüz bin lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ: Hüküm, sanık tarafından neden gösterilmeksizin temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 16.6.1998 tarih ve 1998/1827 sayılı tebliğnamesinde hükmün onanmasına dair görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askerî Yargıtay 1 nci Dairesinin 24.6.1998 tarih ve 1998/326-325 sayılı ilamı ile;
"...24.10.1996 tarihinde düzenlenen ve tertip edildiği Amasya 15.P.Tug.22.P.Er Eğt.A.Tas.Çvş.Tlg.Tb.K.lığı emrine sevk edilmek üzere 21.11.1996 tarihinde Lüleburgaz Askerlik Şubesine müracaat etmesine ilişkin askerliğe sevk için çağrı pusulası bizzat kendisine tebliğ edilen sanığın, istenilen tarihte Askerlik Şubesine müracaat etmediği, emsali sevk edildikten sonra 20.1.1997 tarihinde Lüleburgaz Askerlik Şubesine kendiliğinden müracaat ederek askere şevkini sağlattığı, böylece 22.11.1996-20.1.1997 tarihleri arasında bakaya kalmak suçunu işlediği dosyadaki delillerden anlaşılmakla; sanığın suç tarihlerinde Gazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğinde öğrenci olduğuna ilişkin savunması (Dz.23) deki yazı ile doğrulanmadığı gibi, Mahkemece öğrenci olduğuna dair belge ibraz etmesine dair talebi konusunda mehil verildiği halde, böyle bir belge ibraz edememesi karşısında, Mahkemenin yerinde ve uygun gerekçelerle suçun sübutunu kabulde, suç vasfını tayinde, asgari hadden hapis cezası takdirinde isabetsizlik bulunmamakla beraber; verilen hapis cezası 647 Sayılı Kanunun 4 ncü maddesi uyarınca para cezasına çevrilirken, beher günün asgari had olan 5.000.-TL sı yerine, azami had olan 10.000.-TL dan hesaplanmasında gösterilen, "suçun işleniş şekli ve sanığın kişiliği gözetilerek" şeklindeki gerekçenin kanundaki deyimlerden ibaret olması, suçun işleniş şekli ve sanığın kişiliğinden neyin kastedildiğinin gerekçeli kararda açıklanmamış olması yerinde görülmediğinden hükmün bu yönden bozulmasına..." oyçokluğu ile karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 9.7.1998 tarih ve 1998/1827 sayılı tebliğnamesi ile; Sanığın dosya kapsamından anlaşılan kişilik yapısı ve suçun işleniş şeklini gözeten askeri mahkemenin bu tesbitinin dosya içeriğine uygun olması öte yandan paranın satın alma gücü de nazara alındığında hapis cezasının beher gününün 10.000.-TL üzerinden hesap edilmesinde bir takdir zaafının bulunmadığı ve hükmün onanması gerektiği düşüncesi ile Daire kararma süresi içerisinde itiraz edilerek Daire kararının kaldırılmasına ve hükmün onanmasına karar verilmesi istenilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Sanığın belirtilen tarihler arasında bakaya suçunu işlediği hususunda kuşku bulunmayıp, Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık; özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına azami had üzerinden çevrilmesinde askeri mahkemece gösterilen gerekçenin isabetli olup olmadığına ilişkindir.
Bu çerçevede yapılan incelemede, Askerî Mahkemenin uygulamaya ilişkin gerekçelerinin; "suçun işleniş şekli gözetilerek cezası alt sınırdan tayin edilmiştir." Ve "Hürriyeti bağlayıcı ceza, suçun işleniş şekli ve sanığın kişiliği gözetilerek üst sınırdan para cezasına çevrilmiştir." şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Görüldüğü gibi, askeri mahkemece "suçun işleniş şekli" temel cezanın belirlenmesinde sanık lehine, özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesinde sanık aleyhine gerekçe gösterilerek çelişkiye düşülmüştür. Hüküm, öncelikle bu yönü ile yasaya aykırı bulunmaktadır.
Ayrıca, TC. Anayasasının 141 nci, 353 Sayılı Kanunun 50 nci maddelerinde mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı öngörülmüştür. Kanunlarda yer alan ibarelerin aynen yazılması gerekçe olarak kabul edilemez. Suçun işleniş şeklinden ve sanığın kişiliğinden neyin kastedildiği açıkça belirtilmeli, dosyadaki bilgi ve belgelere, olayın özelliklerine uygun olarak ve Askerî Yargıtay denetimine olanak sağlayacak biçimde gerekçe gösterilmelidir. Askerî Mahkeme hükmünün bu yönden de yeterli ve yasal gerekçeden yoksun olduğu açıktır.
Bu nedenlerle Dairenin bozma kararında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmış ve aksi düşünceye dayalı Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklandığı üzere;
Askerî Yargıtay Başsavcılığının 9.7.1998 tarih ve 1998/1827 sayılı tebliğnamesi ile yapmış olduğu itirazın 353 sayılı kanunun 224.maddesi gereğince REDDİNE,
1.10.1998 tarihinde üyelerden Hâk. Alb.A.TOKAT' ın karşı oyu ve OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Daire kararındaki muhalefet şerhinde açıklandığı üzere; Vak'a kanaat raporunda sanığın Disiplinsiz, bedenen ve ruhen olgunlaşmamış bir er olduğunun belirtilmesi, Gazi üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde öğrenci olduğunu ileri sürmesine rağmen; bunun doğru olmadığının anlaşılması, öğrenci olduğunu ispat için tanınan mehile rağmen belge ibraz etmemesi kişiliği hususunda olumsuz kanaat verdiği gibi, suçun işleniş biçimini gözeten mahkemenin bu tesbitinin dosyaya uygun olması ve bir gün hapis karşılığı olan 5000 lira paranın değerindeki düşüş dikkate alındığında, hükümde takdir zaafı bulunmadığı kanısındayım.
Gerçekten, 647 Sayılı Kanunun 4 ncü maddesi son olarak 7.12.1988 gün ve 3506 sayılı yasa ile değiştirilmiş, cürümlerden verilen hapis cezalarının günlüğü 5-10 bin lira ağır para cezasına, kabahatlerden verilen hapis cezalarının günlüğünün ise, 3-5 bin lira hafif para cezasına çevrilebileceği kabul edilmiştir.
Ancak o tarihte 1 Amerikan Doları 1792 TL, 1 Alman Markı 1039 TL iken, bugün dolar 275.000. TL ye, Mark ise 165.000.-TL yükselmiş, dolayısıyla o tarihten bu yana Türk parasının değeri dolar ve Mark'a göre 155 kat düşmüştür.
Buna göre, 1988 yılındaki 5000 TL. nın bu günkü karşılığı 775.000 TL olup, hapisten çevrilen para cezasının o tarihteki kadar caydırıcı ve uyarıcı olması için, bir gün hapis karşılığı olarak aslında bu miktara hükmedilmesi gerekirken, (yasal imkansızlık nedeniyle) mahkemece sadece 10.000.-TL ye hükmedilmesi, başkaca gerekçe göstermeye bile değmeyecek haklılıkta bir vakıadır.
Bir günlük hapis cezası ile bunun karşılığı olan para cezası arasındaki bu günkü bu fahiş nispetsizlik, neticede suç ile ceza arasındaki fahiş nispetsizliğe dönüşmekte, bu hal ise konuya gerekçe yönünden (SALT HUKUK) açısından bakılmaması gereğini ortaya koymaktadır. Bir tebliğ zarfının bile 400.000 TL ye gönderildiği dikkate alındığında konunun bozmaya değer nitelikte olmadığı vicdani kanaatini taşıdığımdan, çoğunluğun itirazı reddeden kararına katılamadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy