(353 S. K. m. 163)
İNCELEME KONUSU: Sanık M.K. S. hakkında Devletin Emniyetine veya dahili menfa âtlarına taalluk eden evrak veya vesikaları çalmak suçundan Dz.K.K.lığı Askeri Mahkemesince tesis edilen beraet hükmünü onayan As.Yargıtay 4 ncü Dairesinin kararma, Başsavcılık tarafından yapılan itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: Dz.K.K.lığının As.Savcılığının 5.8.1997 tarih ve 1997/933-193 Esas-Karar sayılı iddianamesi ile;
"...Sanık M.K.S.'ın Mayıs ayı başından itibaren ÎKK. Şubesinden gizlice aldığı belgeleri Emniyet İstihbarat Dairesine göndermeye başladığı, öncelikle Beykoz'da inşa edilen Fetih Külliyesine ilişkin Ana Ast. Komutanlıklara yazılan bir belgeyi aldığı, bilgisayar dergisinin içine koyduğu, izine çıktığı sırada açık kimliği tesbit edilemeyen Mahmut isimli baş komisere teslim edilmek üzere yine açık kimliği tesbit edilemeyen Mustafa adlı polis memuru olan arkadaşına verdiği, takip eden günlerde gizlilik derecesi GİZLİ olan 3 adet mesajı ve Astsb. Tayfun BAŞ tarafından masa üzerinde unutulan Batı Çalışma Grubunun faaliyetlerine ilişkin ana ast birliklere gönderilen yazının imzasız taslak çalışması mahiyetindeki bilgisayar çıktısını alarak gizlediği, dışarı çıktığında arkadaşı polis memuru Uğur KOCAEFE' ye vererek İstihbarat Dairesinde görevli olduğu anlaşılan Baş komiser Mahmut'a ulaşmasını sağladığı, bu suretle B.O. ve M.T.'un telkin ve yönlendirmeleri sonucu muhtelif tarihlerde devletin emniyetine ilişkin belgeleri gizlice alarak Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesine ulaştırmak suretiyle müteselsilen devletin güvenliğine ilişkin belgeleri çalmak suçunu işlediği kabul edilmiştir..." denilerek sanığın TCK. nun 132/1, 80 ve As. C.K.nun 35/A-l maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: Dz. K.K.lığı Askeri Mahkemesinin 27.2.1998 tarih ve 1998/28-95 Esas-Karar sayılı hükmü ile; sanığın beraatına karar verilmiştir.
TEMYİZ: Hüküm, Komutan ve Askeri Savcı tarafından atılı suçun sübuta erdiği nedeniyle sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME: As. Yargıtay Başsavcılığının 1.5.1998 tarih ve 1998/1275 sayılı tebliğnamesi ile;
"...Sanık M.K. S.'ın hazırlık soruşturmasında alınan ifadelerindeki yer, zaman, kişi isimleri ve diğer ayrıntıları içeren açık ve samimi itiraf ve ikrarları, bu itiraf ve ikrarlarını tamamlayıp doğrulayan Disiplin Mahkemesinde ve tutuklama sırasında Askeri Mahkemece alınan ifadelerinde yer alan ikrarları, sanığın bu ikrarlarının tanıklar Kemal ÇELİK ve Hanefi AVC nın beyan ve açıklamaları ile doğrulanmış bulunması, keza sanık B.O.'nun Askeri Savcılık ifadesindeki (Dz.226) tevilli beyanlarının da sanık M.K. S.'ın ve diğer tanıkların ifadelerini tamamlamış olması, bunun yanısıra davaya konu Mayıs 1997 tarihli bilgisayar çıktısının B.O. tarafından İçişleri Bakanına ulaştırılmış olması ile de sanık M.K. S.'ın ikrarlarının soyut bir ikrar niteliğinde olmadığının anlaşılmış bulunması karşısında; "atılı suç sabit olmamakla beraber"...dizi 730-73 T deki Güvenlik ve Ayrılış Brifingi ile gizlilik dereceli mesaj ve dokümanların veya malumatların yetkisiz kişilerin eline geçmemesi gerektiğinin hizmet emri olarak sanık M.K.S.'a tebliğ edilmiş bulunduğu dikkate alındığında, sanığın bu hizmet emrine aykırı davranarak "gizli" gizlilik dereceli (4) adet mesaj ile Mayıs 1997 tarihli bilgisayar çıktısını çeşitli tarihlerde gizlice görev yaptığı mahalden dışarı çıkarıp bu belgeleri görev ilişkisi bulunmayan kişilerin eline ulaştırmak şeklinde sabit olan eylemleri müteselsil şeklinde işlenmiş emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturduğu..." belirtilerek beraat hükmünün sübut ve suç vasfı yönlerinden bozulması istenilmiştir.
DAİRE KARARI: Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 8.7.1998 tarih ve 1998/320-469 Esas-Karar sayılı ilamı ile;
"...Kamu davasına konu olan iddialar, büyük çapta sanık Kadir'in hazırlık aşamasındaki ikrarlarına dayandırılmıştır. Her ikrarı havi ifadeler gerekçeli kararda karşılanmış ve güvenilir görülmemiştir. Keza sanık B. O. ile tanıklar Hanefi AVCI ve Kemal ÇELİK' in ifadeleri, belgelerin Kadir tarafından çalındığının kabulüne yeterli değildir. İddia, deliller açısından teyit olunamamıştır. Belgelerin sanıklar B.O. ve M.T.'un azmettirmesi, teşvik etmeleri veya yönlendirmeleriyle sanık M.K. S. tarafından Dz.K.Komutanlığı İstihbarat Dairesi İ.K.K. şubesinden çalınıp-alınıp-sızdırılıp, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığına ulaştırılmış olmasının muhtemel bulunması kadar, delillendirilemediği cihetle aksi de ihtimal dahilindedir. Suç işlediği ispatlanıncaya kadar kişinin masum sayılması gerektiğine dair evrensel kural açısından olaya bakıldığında; Sübut konusundaki şüphe yenilememiş olup, mahkumiyete yeterlikte objektif ve kesin delil elde edilmemiş, redde dair savunmanın aksi ortaya konulmamıştır. Şüphenin ise sanık lehine değerlendirilmesinin Ceza Hukukunun genel kurallarından olması gerçeği karşısında; sanık hakkında isnat olunan eylemlerden verilen Beraat kararında esas itibariyle isabetsizlik görülmemiştir..." gerekçesiyle sanık hakkındaki beraat hükmünün onanmasına karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 17.7.1998 tarih ve 1998/1275 sayılı tebliğnamesi ile;
"...Sanık M.K. S.'ın hazırlık soruşturmasında alınan ifadelerindeki yer, zaman, kişi isimleri ve diğer ayrıntıları içeren açık ve samimi itiraf ve ikrarları, bu itiraf ve ikrarlarını tamamlayıp doğrulayan Disiplin Mahkemesinde ve tutuklama sırasında Askeri Mahkemece alınan ifadelerinde yer alan ikrarları, sanığın bu ikrarlarının tanıklar Kemal ÇELİK ve Hanefi AVCI' nın beyan ve açıklamaları ile doğrulanmış bulunması, keza sanık B.O.'nun Askeri Savcılık ifadesindeki (Dz.226) tevilli beyanlarının da sanık M.K. S.'ın ve diğer tanıkların ifadelerini tamamlamış olması, bunun yanı sıra davaya konu Mayıs 1997 tarihli bilgisayar çıktısının B.O. tarafından İçişleri Bakanına, İçişleri Bakanı tarafından da Başbakana verilmesi ve Başbakan kanalı ile Cumhurbaşkanına ulaştırılması, Cumhurbaşkanı tarafından da Genelkurmay Başkanına verilmiş olması ile de sanık M.K. S.'ın ikrarlarının soyut bir ikrar niteliğinde olmadığının anlaşılmış bulunması karşısında;
Sanık M.K. S.'ın diğer sanıklar B.O. ve M.T.'un yönlendirmeleri sonucu 16.4.1997 ve 29.4.1997 tarihli iki ayrı yazı dışında iddianamede belirtilen Mayıs 1997 tarihli bilgisayar çıktısı ile Fetih Külliyesi hakkındaki bir adet mesaj ve ayrıca niteliği belirlenemeyen üç mesajı gizlice Dz.K.Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı İ.K.K.Şubesinden dışarı çıkardıktan sonra çeşitli kişiler aracılığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı sanık B.O.'na ulaştırılmasını sağladığı sübuta ermiş olup, hazırlık soruşturmasının niteliği ve sanık M.K.S.'ın ifadeleri hakkında Askeri Mahkemece ileri sürülen hususlar ile sanığın ikrarları hakkında Daire tarafından yapılan değerlendirmeler, bütün açıklığı ile ortaya çıkmış bulunan maddi gerçeği değiştirecek bir nitelik taşımamaktadır.
Daire ilamında, sanık M.K. S.'ın ikrarlarının güvenilir bulunmama nedenlerine açıkça temas edilmemekle birlikte, sanığın her ikrarının gerekçeli kararda karşılandığının ve güvenilir görülmediğinin belirtilmiş bulunduğu dikkate alındığında, Dairenin bu sonuca ulaşma gerekçesinin gerekçeli kararda ileri sürülen hususlar ile paralel olduğu anlaşılmaktadır.
Hüküm, hazırlık ve son soruşturmada elde edilen delillerin genel ve hukuk mantığı kuralları ile olayın yapısal mantığına uygun bir şekilde serbestçe değerlendirilmesine dayanmalıdır.
Hiçbir ciddi neden olmadan, sanığın herhangi bir etki ve baskının söz konusu olamayacağı Askeri Savcı ve tutuklamada Hakim önündeki ikrarlarına itibar edilmemesi, hazırlık ve soruşturmasının varlığı ve gayesinin yok sayılması sonucunu doğurmaktadır.
Sanığın Askeri Savcı ve Hakim önündeki ikrarları 2-3 kelimelik basit ve soyut bir ikrar olmayıp, aksine soruşturmayı yapan makamların bilmediği ve bilim imkanlarının bulunmadığı kişi isimleri, yer ve tarih gibi birçok ayrıntıyı içermektedir. Bu husus sanığın itiraf ve ikrarlarının gerçeği yansıttığının kanıtıdır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Sanığın atılı bulunan Mayıs 1997 tarihli bilgisayar çıktısı ile Fetih Külliyesi mesajı ve niteliği belirlenmeyen diğer üç adet mesajın gizlice Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı İ.K.K. Şubesinden dışarı çıkarılıp Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı B.O.'na ulaştırılması eyleminin sübuta ermediğine ilişkin Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 8.7.1998 gün ve 1998/320-469 sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA;
Suç vasfı yönünden inceleme yapılmak üzere dava dosyasının DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE;..." karar verilmesi görüş ve düşüncesi ile Daire kararına süresi içerisinde itiraz edilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dosyanın incelenmesinde; Dz.K.K.lığına ait 5.5.1997 tarihli "Batı Çalışma Grubu Bilgi ihtiyaçları" konulu "GİZLİ" gizlilik dereceli ve "KİŞİYE ÖZEL" bir yazının zamanın İçişleri Bakanı tarafından Başbakana, Başbakan tarafından Cumhurbaşkanına verilmesi ve Cumhurbaşkanı tarafından da Genelkurmay Başkanlığı kanalıyla Dz.K.K.lığına intikal ettirilmesinden sonra başlatılan soruşturma sonunda, Dz.K.K.lığı İst.D.Bşk.lığı İKK.Şb.de görevli ve polis kökenli er M.K.S. hakkında Dz.K.K.lığı Askeri Savcılığı tarafından Devletin emniyetine veya dahili menfaatlerine taallûk eden evrak veya vesikaları çalmak suçundan kamu davası açıldığı, ayrıca, Dz.K.K.lığı Disiplin Mahkemesince 21 Ocak 1997 ve daha sonraki tarihlerde askeri hizmetle görevlendirildiği Emniyet Genel Müdürlüğünde kendisine verilen emir ve görev hudutları dışına çıkarak anılan kuruluştaki bazı kişilerle ilişki kurduğu ve askeri hizmeti sırasında öğrendiği görevine ilişkin bilgi ve gözlemlerini bu kişilere aktardığı nedeniyle "emre itaatsizlik" sonucundan 35 gün oda hapsi cezası ile mahkumiyetine karar verildiği, Bu kararın Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesi tarafından yazılı emirle bozulması üzerine her iki davanın birleştirilerek yapılan yargılaması sonucunda; sanık M.K. S.'in tüm eylemleri hakkında ve sanığı bu suça azmettirdiği iddia olunan sanıklar B.O. ve M.T. ile bu suça fer'an iştirak ettiği iddia edilen U.K. haklarında beraet kararları verildiği, sanığın itiraza konu olan berat hükmü dışındaki diğer beraat kararlarının Dairece onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
İtiraza konu olan beraet hükmünün konusunu; Beykoz'da inşa edilen Fatih Külliyesine ilişkin mesaj, niteliği belirlenmeyen üç adet mesaj ile Batı Çalışma Grubunun faaliyetlerine ilişkin ana ast birliklere gönderilen yazının imzasız taslak çalışması mahiyetindeki bilgisayar çıktısının Em. Gn. Md. lüğüne ulaştırılması teşkil etmektedir. Bu belgeler "GİZLİ" gizlilik dereceli ve "kişiye özel" niteliktedir.
Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık eylemin sübutuna yönelik olduğundan, sübut delilleri incelendiğinde;
1) "Batı Çalışma Grubu Bilgi ihtiyaçları" konulu olup Cumhurbaşkanı tarafından Gn kur. Başkanlığına, oradan da Dz. K.K.lığına intikal ettiği söylenen yazı, muhtelif yazışmalara rağmen dosyaya ithal olunamamıştır. Dolayısıyla bu yazının taslak mahiyetindeki ilk bilgisayar çıktısı mı olduğu, yoksa imzalı nüsha veya bunun fotokopisi mi olduğu belli değildir.
2) Kamu davasına konu iddialar sanık M.K. S.'ın hazırlık aşamasındaki ikrarlarına dayanmaktadır. Sanığın yargılama aşamasında ikrarı olmadığı gibi, askeri savcılık ve tutuklama istemi üzerine askeri mahkemece saptanan ifadelerinde de "Batı Çalışma Grubu" ile ilgili yazı hakkında ikrarı bulunmamaktadır.
3) Tanıklar Hanifı AVCI ve Kemal ÇELİK' in ifadeleri, belgelerin sanık tarafından çalındığını kabule yeterli değildir. Zira T.S.K.lerine ait gizlilik dereceli birçok belgenin Em. Gn. Md. lüğüne çeşitli yollardan ulaştığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Ayrıca sanığı anılan suça azmettirdiği ve sanığın hazırlıktaki ikrarına dayanılarak suça iştirak ettiği iddia olunan diğer sanıklar haklarında verilen beraat kararları da kesinleşmiştir.
Bu duruma göre; sanığın isnat olunan eylemi, her türlü kuşkudan uzak olarak işlediğini kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle, delillerin takdiri mahkemelere ait olduğu ve delillerin değerlendirilmesinde açıkça bir yanılma olması, takdirin hakkı ve makbul sebeplere dayanmaması ya da takdirde çelişki olması hallerinde bozma yoluna gidilebileceği cihetle; askeri mahkemece dosyada mevcut delillerin tartışılıp değerlendirilmesinden sonra edinilen vicdani kanaat doğrultusunda eylemin sübuta ermediğinin kabul edilmesinde ve Dairece, bu yönde kullanılan takdirde bir zaaf ve çelişki görülmeyerek beraet hükmünün onanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmış ve aksi düşünceye dayalı Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 17.7.1998 tarih ve 1998/1275 sayılı tebliğnamesi ile yapmış olduğu itirazın 353 Sayılı Kanunun 224 ncü maddesi gereğince REDDİNE,
5.11.1998 tarihinde Başkan Dr.Hv.Hak.Tuğg.Ö.AYHAN ve Üye Dr.Hak.Alb.F.FERHANOĞLU' nun karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ 1
Askeri Yargıtay Başsavcılığınca itiraz konusu yapılarak Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun önüne getirilen konu sanıklardan M.K. S.'in, Mayıs 1997 tarihli Batı Çalışma Grubu ile ilgili bilgisayar çıktısı, Fetih Külliyesi ile ilgili mesaj ve şifreli olmaları nedeniyle içerikleri belirlenemeyen üç adet mesajın gizlice Dz.K.K.lığı istihbarat Daire Bşk.lığı İKK Şubesinden dışarı çıkarıp o zamanki Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan B.O.'na ulaştırması konusudur.
Polis memuru olduğu sırada asker edilip Dz.K.K.lığı Destek Kıtaları K.lığı Güvenlik Kısım amirliğinde görevlendirilen sanığın, geçici görevle 1997 yılı Ocak ayı sonlarında Deniz K.K.lığı İstihbarat Dairesi Bşk.lığı İKK.Şube Müdürlüğünde görevlendirildiği, burada evrak kaydı, gizli evraka ilişkin senet ve zarfların hazırlanması ve bazı TV programlarının izlenerek banda kaydedilmesi gibi görevlerde kullanıldığı, çeşitli nedenlerle Emniyet Genel Müdürlüğüne gidişlerinde, Emniyet Genel Müdürlüğü görevlisi diğer sanıklarla irtibata geçtiği ve onların istemleri üzerine 1997 Yılı Mayıs ayından itibaren İKK Şubesinden aldığı belgeleri diğer sanıklara göndermeye başladığı, bu cümleden olarak İstanbul Beykoz'da inşa edilmekte olan, Fetih Külliyesi ile ilgili olan ve Ana Ast Komutanlıklara yazılmış olan belgeyi bir derginin içinde dışarı çıkararak Mustafa isimli bir polis memuru aracılığı ile Mahmut isimli başkomsere gönderdiği, izleyen günlerde, aynı Şubede görevli Astsb.Tayfun BAŞ' in masa üzerinde unuttuğu "Gizli" gizlilik dereceli ve şifreli olmaları nedeniyle içerikleri anlaşılmayan 3 adet mesajı ve Mayıs 1997 tarihli Batı Çalışma Grubu görev alanına ilişkin çalışmayla ilgili taslak bilgisayar çıktısını Emniyet Genel Müdürlüğünde diğer sanıklara gönderdiği, bu belgeler ile bunların değerlendirilmesine ilişkin bir raporun İçişleri Bakanına, onun tarafından da Başbakan'a ve Cumhurbaşkanı'na sunulduğu, Cumhurbaşkanı 'nın konuyu Genelkurmay Başkanına aktarması ile, belge ve bilgi sızdırma keyfiyetinin ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
Dz. K.K.lığı Askeri Savcılığınca, yapılan soruşturma sonucu sanık M.K. S.'ın Devletin Güvenliğine ilişkin belgeleri çalmak suçunu işlediği iddia olunarak T.C.K.nun 132/1 ve 8t), As.C.K.nun 35/A-l maddeleri uyarınca cezalandırılması istenmiştir.
Dz. K.K.lığı Askeri Mahkemesi, Sanığa yüklenen tüm suçların oluştuğunu kabule yeter delil olmadığı gerekçesiyle, beraatına hükmetmiştir.
Beraat hükmü Komutan ve Askeri Savcı tarafından aleyhe temyiz edilmiştir.
Temyiz incelemesini yapan Askeri Yargıtay 4.Dairesi; kamu davasının, sanık M.K. S.'ın hazırlık ifadelerine dayandırıldığını, bu ifadelerin Yerel Mahkemece tek tek ele alınarak güvenilir bulunmadığının ortaya konduğunu, söz konusu belgelerin bu sanık tarafından çalınmış olabileceği gibi bir başkası tarafından da çalınmış olabileceği, bu şüphenin yenilemediği sürece "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uyarınca, yüklenen suçun sabit görülemeyeceği belirtilerek, beraat hükmünün onanması yoluna gidilmiştir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığı Daire kararma sanık M.K. S.'in söz konusu eylemleri yönünden ifadelerin diğer sanıklar tarafından tevil yoluyla teyit edildiği belirtilerek onama kararının kaldırılması istenmiştir.
Cumhurbaşkanı tarafından Mayıs 1997 tarihli belgeden Genelkurmay Başkanına söz edilmesi ve bu belgenin, Genelkurmay Başkanına verilmesi dolayısıyla Dz.K.K.lığı kaynaklı bu belgenin Dz.K.K.lığı İstihbarat Dairesi İKK Şubesinden çıktığında kuşku bulunmamaktadır. Sanığın gerek elektronik cihazın onarımı sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü nezdinde gösterdiği gayret ve gördüğü itibar, gerekse Emniyet Genel Müdürlüğüne sık sık ziyaret gitmesi; özellikle bu Genel Müdürlüğün İstihbarat Daire Başkanını Niğde'den tanımakta olması dolayısıyla Daire Başkanı Alb.Eser ŞAHANP dan sırf ziyaret için izin alıp Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanına gitmesi, bu belgeleri sanığın ulaştırdığı kanaatini vermiş ve soruşturma bu yönde derinleştirildiğine, gerek amirleri gerek Askeri Savcı tarafından ve hatta bir ölçüde Askeri Mahkemede verdiği ifadelerinde ikrarda bulunmuştur. İfadeleri alan Askeri Savcının, Sanığa baskı uygulaması için hiçbir neden olmadığı gibi, Askeri Savcının bilmediği, sanığın birçok ayrıntıya yer vermesi, beğenmediği tutanakları imzalamaktan kaçınmış olması, ifadelerinin beğenmediği bölümlerini sonra değiştirmiş olması, tutuklama hakimi önünde ikrarda bulunması ve bir bölümünün diğer sanıklara teyit edilmesi karşısında, ifadelerin baskı altında alındığı ve kabul edilemez nitelikte olduğu yolundaki değerlendirmelere katılmak mümkün değildir. Öte yandan Cumhurbaşkanının ilettiği belge aslının dosyada olmaması nedeni ile fotokopisi ile yetinilemeyeceği yolundaki kabul de isabetli görülmemiştir. Belge aslının her zaman görülüp içeriği tutanakla belirlendikten sonra iadesi mümkün olduğu gibi, eldeki fotokopisinin yetkili makamlara tasdik ettirilmesi ile de böyle bir belgenin varlığını kabul etmek oluşa uygun düşerdi. Mevcut olduğunda kuşku bulunmayan ve içeriği diğer delillerle belirlenen belgeyi, sırf Mahkemeye getirilmemiş olması nedeniyle yok hükmünde saymak vicdani delil sistemini kabul etmiş Ceza Yargılaması sistemine de uygun görülmemiştir.
Öte yandan, sözü edilen belgelerin tümünün "gizli" oluşları gözetildiğinde, bu tür belgelerin dışarıya hiç bir biçimde çıkartılmaması yolunda sanığa da tebliğ edildiği görülen hizmet emrine de açık bir aykırılık söz konusudur. Çalıştığı bölüme ait ve gizlilik dereceli bu belgeleri emre rağmen dışarıya çıkaran ve diğer sanıklara veren Onb.S.'ın As.C.K.nun 87 nci maddesindeki suçu işlemiş olduğunun kabulü gerekirdi.
Bu nedenlerle, ortada suçun sabit olduğunu gösteren yeterli neden varken sanığın beraetine ilişkin kararı onayan çoğunluk görüşüne muhalif kalıyorum.
MUHALEFET ŞERHİ 2
Daire ile Başsavcılık arasındaki ihtilaf söz konusu belgeleri sızdıranın Sanık M.K.S. olup olmadığı konusundadır. Daire de, bu bilgi ve belgenin sızdırıldığını kabul etmekte, ancak bunu yapanın Sanık olduğu konusunda şüpheler bulunduğunu, "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uyarınca, delil yetersizliğinden beraat hükmünü onandığını belirtmekte, bu sonuca varırken, Sanığın ikrarlarının baskı altında alınmış hukuken geçersiz ifadeler olarak nitelemekte, dosyada bulunan ve Cumhurbaşkanı tarafından Genelkurmay Başkanı'na verildiği anlaşılan belge aslının dosyada bulunmaması nedeniyle buna itibar etmediğini ifade etmektedir.
İfadeler teker teker incelendiğinde, Askeri Savcının bilmesine imkan olmayan birçok ayrıntıya yer verildiği görülmektedir. Öte yandan Sanığın, dilediği ifade tutanağını imzalamadığı, dilediğini değiştirdiği gözetildiğinde, en azından Askeri Savcıda baskı altında kalmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, 7 Temmuz 1997 tarihinde tutuklanırken hakim önünde verdiği ifadesinde de ikrarda bulunmakta bu ifadeler yer yer diğer sanıklarca teyit edilmektedir.
Öte yandan, Mahkemenin, onaylanmış bir fotokopi ile yetinmemesi doğru ise de, aslı kaybolmadığı halde, bunu yahut onaylı bir fotokopisini getirtmek yerine yok hükmünde saymak doğru görülemez.
Bu nedenle söz konusu belgenin yahut onaylı fotokopisinin getirtilmesinden sonra tüm delillerin yeniden değerlendirilmesinden sonra sonuca varılması gerekirken eksik soruşturma ile sonuca varan çoğunluk görüşüne muhalif kalıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy