(353 S. K. m. 162)
KONU: Sanık P.Er Y.S. hakkında üste hakaret suçundan dolayı 7 nci Kor.K.lığı As.Mahkemesince verilen "davanın reddi" kararını onayan As.Yargıtay 4 ncü Dairesinin bu kararına karşı Başsavcılıkça yapılan itirazın incelenmesidir.
İDDİA: 7.Kor. K.lığı As. Savcılığının 6.11.1996 gün ve 1996/2514-897 sayılı iddianamesi ile, 6.11.1996 günü istirahatten pusu yerine geç dönmesi nedeniyle, kendisini ikaz eden Çvş. Bilgi KIZILHAN' a hakaret eden ve vuran sanık er Y.S. ın böylece üste hakaret ve üste fiilen taarruz suçlarını işlediği iddia edilerek As. C.K.nun 91/1 ve 85/1 maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: Yapılan yargılama sonunda 7. Kor. K.lığı As. Mahkemesinin 17.3.1998 gün ve 1998/114-175 sayılı hükmü ile; a) Üste fiilen taarruz suçundan As. C.K.nun 91/1 TCK. nun 59,maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, b) Üste hakaret suçunu oluşturduğu iddia edilen eylemi, üste fiilen taarruz suçunu teşkil eden eylemi ile birlikte müterakki suç olarak değerlendirildiği gerekçesiyle üste hakaret suçundan açılan davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ: Üste fiilen taarruz suçundan dolayı verilen mahkumiyet hükmü taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davanın reddi kararı; Komutan adına Adli Müşavir tarafından, bu tür kararın 353 S.K.nun 162/son maddesinde belirtildiği üzere, ancak sanık için aynı konuda verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa verilebileceği, dava konusu olayda böyle bir durum bulunmadığından sanık hakkında "ceza tayinine mahal olmadığına" karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu belirtilerek sanık lehine temyiz edilmiştir.
TEBLİGNAME: Başsavcılıkça düzenlenen 23.6.1998 gün ve 1998/452 sayılı tebliğnamede; Hakaret eylemi, vurma eylemi ile bir bütün olarak ele alınıp üste fiilen taarruz suçu içerisinde değerlendirildiğine göre, hakaret eyleminden dolayı başka bir hüküm tesis edilmesinin mümkün olmadığı, hakaret eylemiyle ilgili olarak sanık hakkında evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava da söz konusu olmadığından, davanın reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu, dolayısıyla verilen kararın yok hükmünde olduğu ve bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: As. Yargıtay 4 ncü Dairesinin 30.6.1998 gün ve 1998/452-451 sayılı ilamı ile, "üste hakaretten ceza tayinine yer olmadığına" karar verilmesi gerekmekle beraber bu kanuna aykırılığın mutlak bozma nedeni olmadığı, hükmün özüne de etkili bulunmadığı, "lehe ve aleyhe sonuç doğurmadığı" gerekçesi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: Dairenin onama kararına Başsavcılıkça, 17.7.1998 gün ve 1998/1926 sayılı tebliğname ile itiraz edilmiştir. İtiraz tebliğnamesinde; 23.6.1998 tarihli tebliğnamede açıklanan görüşlere aynen yer verilmiş ve buna ilave olarak, üste hakaret suçundan dolayı sanık hakkında bir karar vermek olanağı kalmadığına dair Başsavcılık görüşüne iştirak edilmediği takdirde, üste hakaret suçunun üste fiilen taarruz suçu içerisinde eriyip erimediği tartışılmalı, bunun sonucu olarak da üste hakaret suçundan dolayı beraet ya da mahkumiyet şeklinde bir hüküm kurulması gerektiği ileri sürülerek Daire kararının bozulmasına karar verilmesi istenmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Raporun okunmasından, sözcü üyenin açıklamalarının dinlenilmesinden ve konunun tartışılmasından sonra hasıl olan vicdani kanaate göre,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya içeriğine, delillere, iddia ve kabule göre olay, 23.3.1996 günü pusu görevi ifa edilirken istirahatten gecikerek mevziiye dönen sanığın, kendisini ikaz eden Tim Çavuşu Bilgi KIZILHAN' a "sinkaf ederim seni gevezelik yapma" şeklinde sözler sarf ederek sövmesi ve bir kaç kez de başına yumruk vurmasından ibaret olup somut olayın sübutunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Askeri Mahkemece, sanığın üstüne sövme ve yumrukla vurma eylemlerinin bir bütün halinde üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bu suçtan tesis edilen mahkumiyet kararı kesinleşmiş bulunmaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, usule ilişkin olup, üste hakaret ve üste fiilen taarruz suçlarından dolayı ayrı ayrı kamu davası açıldığı halde, sanığın üste hakaret ve üste fiilen taarruz teşkil eden eylemlerini "müterakki suç" sayarak bu eylemlerin bir bütün halinde üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bu suçtan dolayı mahkumiyet kararı tesis eden Askeri Mahkemenin, üste hakaret suçundan açılan kamu davası ile ilgili olarak beraat, mahkumiyet ya da başka bir karar verip veremeyeceğinin ve bu şekilde verilen "davanın reddi" kararının, yalnız bu kararla ilgili olarak temyize gelinmesi halinde, bozma sebebi sayılıp sayılamayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
353 Sayılı kanunun 165.maddesine göre, hükmün konusu iddianamede sınırları çizilen eylemden ibaret olup, eylemin değerlendirilmesinde Askeri Mahkeme iddianamedeki iddia ve savunmalar ile bağlı değildir. İddianamede sınırlan çizilen eylem ya da eylemlerin birden fazla suçu oluşturduğu iddia edilse bile askeri mahkeme, bu eylemlerin tek bir suçu oluşturduğunu kabul edebilir. Bu takdirde oluştuğunu kabul ettiği suçtan dolayı hüküm kurulacaktır. Örneğin sanık hakkında hırsızlık ve müessir fiil suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda askeri mahkeme sanığın eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğunu kabul edebilir; bu takdirde tek bir suçtan yani yağma suçundan mahkumiyet kararı tesis edecektir. Bu şekilde tesis edilen hüküm iddianamede dava konusu yapılan, fakat hırsızlık ve müessir fiil olarak nitelendiren eylemlerin tamamını kapsayacağından müessir fiil ve hırsızlık suçlarından dolayı ayrı bir karar verilmesi gerektiğinden söz edilemeyecektir. Bir başka ifadeyle yağma suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulmakla artık, müessir fiil ve hırsızlık suçlarından açılan kamu davasının konusu kalmamıştır. Konusu kalmayan davayla ilgili olarak hüküm kurulması mümkün değildir.
Dava konusu olayda, sanığın üstüne sövmesi ve yumruk vurması şeklinde iddianamede ortaya konulan eylemlerinin bir bütün halinde üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu kabul edilip bu suçtan mahkumiyet kararı tesis edildiğine göre, üste hakaret suçundan dolayı ayrı bir karar verilmesi artık imkansız hale gelmiştir. Bu durumda eylemin sadece üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu ve bu nedenle üste hakaret suçunun oluşmadığı gerekçede açıklanarak, bu eylemden dolayı ayrıca karar tesisine yer olmadığı vurgulanmalıdır. Bu nedenle askeri mahkemece verilen davanın reddi kararı usule aykırıdır.
353 S.K.nun 162 nci maddesine 4191 sayılı kanunla eklenen dördüncü fıkra hükme göre, ret kararı verilmesi "aynı konuda aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var.." olması şartına bağlıdır. Dava konusu olayda böyle bir durum bulmadığından "davanın reddi" kararı bu yönüyle de yasaya aykırı bulunmaktadır.
Dairece, bu kararın yasaya aykırılığı ve üste hakaret suçundan "ceza tayinine yer olmadığına" karar verilmesi gerektiği kabul edilmekle beraber bu kanuna aykırılığın mutlak bozma nedenleri arasında bulunmadığı, hükmün özünü de etkilemediği, lehe ve aleyhe sonuç doğurmadığı, bu nedenle bozma sebebi sayılmayacağı sonucuna varılmış ise de; duruşma sonunda askeri mahkemece verilebilecek kararlar 353 S.K.nun 173 ncü ve 162 nci maddelerinde sayılmış olup bunlar arasında "ceza tayinine yer olmadığı kararı" yer almamaktadır.
Kaldı ki, temyiz kanun yolu davasında kanuna aykırılık, ancak bozma kararı ile giderilebilmektedir. Bunun dışında, ıslahen onama istisna olup 353 S.K.nun 220 nci maddesinde belirtilen kanuna aykırılıklarla sınırlıdır. Her ne kadar bozma üzerine askeri mahkemece yeniden yargılama yapılıp duruşmanın bir hükümle bitmesi söz konusu değilse de, mevcut yasaya aykırılığın başka türlü ortadan kaldırılması da mümkün değildir. Bu nedenle Başsavcılığın itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılarak askeri mahkemece verilen ret kararın bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR:
Açıklanan nedenlerden dolayı, 353 Sayılı Kanunun 224 ve 221/1 maddeleri uyarınca Başsavcılığın itirazının KABULÜ ile,
Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 30.6.1998 gün ve 1998/452-451 Sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Yerel mahkemenin "davanın reddine" dair kararının BOZULMASINA, 8.10.1998 tarihinde Üyelerden Hak.Alb.G. BOZKURT, Hak.Alb.E.ESEROL, Hak.Alb.N.YÜCEL ve Dr .Hak. Alb.F. FERHANOĞLU' nun karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Kanuna aykırılıklar mutlak muhalefet ve nispi muhalefet şeklinde gündeme gelir. 353 Sayılı Kanunun 207. maddesinde gösterilen mutlak muhalefet nedenleri söz konusu olduğunda, hukuka aykırılığın davanın esasını (işin özünü) etkileyip etkilemediğine bakılmaksızın hükmün bozulması zorunludur. Nispi muhalefet nedenleri söz konusu olduğunda 353 Sayılı Kanunun 222. maddesinde belirtildiği üzere, hukuka aykırılığın davanın esasını etkilemesini de aramak gerekmektedir.
İnceleme konusu davada, Yerel Mahkemenin, ortada ret sebepleri olmadığı halde, davanın reddine karar vermiş olması kanuna aykırı ise de, bu yanlışlık davanın esasını etkileyen türden bir yanlışlık değildir. (Suç vasfı, ceza miktarı değişecek değildir.) Üstelik bu aşamada bozma üzerine Yerel Mahkemenin kuracağı bir "hüküm" de bulunmamaktadır. Bu nedenle, Daire görüşü gibi, yanlışlık vurgulanarak hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, karara muhalif kalıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy