(1632 S. K. m. 66)
İNCELEME KONUSU: Sanık Astsb.Tek.Kd.Üçvş.E.Ü. hakkında firar suçundan tesis olunan beraat hükmünü sübut yönünden bozan Askerî Yargıtay 2 nci Dairesinin kararına, direnilerek verilen hükmün incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 2 nci Tak.Hv.Kv.K.lığı Askerî Savcılığının 30.10.1997 tarih ve 1997/1966-525 sayılı iddianamesi ile; sanığın, 30.6.1997 tarihinde sat 07.30'da üst ve amirlerine herhangi bir bilgi vermeksizin ve izin almaksızın birliğinden firar ettiği ve 22.7.1997 tarihinde kendiliğinden kıtasına katıldığı, bu suretle firar suçunu işlediği iddiası ve As.CK.nun 66/1-a ve 73 ncü maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile hakkında kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: 2 nci Tak.Hv.Kv.K.lığı Askerî Mahkemesinin 30.12.1997 tarih ve 1997/859-648 sayılı hükmü ile; firar suçunun manevi unsuru itibariyle oluşmadığı kabul edilerek sanığın beraatına karar verilmiştir.
TEMYİZ-I: Askerî Savcı, suçun sübuta erdiği nedeniyle temyize gelmiştir.
TEBLİĞNAME-I: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 26.2.1998 tarih ve 1998/527 sayılı tebliğnamesi ile; suçun sübuta erdiği düşüncesi ile hükmün bozulmasına dair görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askerî Yargıtay 2 nci Dairesinin 11.3.1998 tarih ve 1998/136-136 sayılı ilamı ile;
"... Her ne kadar Mahalli Mahkemece sanığın OHAL Bölgesinde ailesinden ayrı yaşayarak görev yapması, firar süresinin kısalığı, izin alamadığı hususları bir bütün olarak değerlendirilerek beraat kararı verilmişse de sanığın kendiliğinden dönmekle sonuçlanan 30.6.1997 ile 22.7.1997 tarihleri arasında firar suçunu işlediği açıktır. Zira gerekçede belirtilen hususlar mazerete yer vermeyen firar suçunda kastı ortadan kaldırmaz. Bu suçta aranan kasıt eylemin neticesini bilerek izinsiz bir şekilde görev mahallini terk etmesidir
Açıklanan sebeplerle sanık hakkında müsned suçtan mahkumiyet hükmü tesisi gerekirken beraat kararı verilmiş olması kanuna aykırı olduğu..." belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
DİRENME KARARI: 2 nci Tak.Hv.Kv.K.lığı Askerî Mahkemesinin 2.6.1998 tarih ve 1998/555-250 Esas-karar sayılı hükmü ile;
Bilindiği üzere Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bölücü terör örgütüne karşı yoğun operasyon el faaliyetlere yaz kış denmeden devam edilmektedir. Bu bölgede görev yapan personel kanaatimizce birbirinden ayırmak gerekir.
Yine bu bölgede görev yapan muvazzaf personelin çok büyük bir kısmının aileleri yanlarında olmayıp daha önce görev yaptıkları batı garnizonlarında veya personelin memleketlerinde kendi ailelerinin yananda kalmaktadır. Bu durumdan kaynaklanan bir çok ailevi problemde zaman zaman açığa çıkmaktadır.
Nitekim bu durumun farkında olan K.K.K.lığı ve J.Gn.K.lığınca, personelin aileleri ile görüşebilmeleri amacıyla çeşitli emirler yayınlanmaktadır. Bu çerçevede K.K.K.lığının 31.10.1995 gün ve PER.:4084-13-96/Ynt. Ş.(649) sayılı prensip emri ile OHAL bölgesinde ailesi ayrı garnizonda bulunan personele 3 ayda bir 10-15 gün süre ile izin verileceği veya onarım gibi hizmetle görevlendirilmesi yoluna gidilebileceği düzenlenmiştir. (Dz.64)
Ayrıca Şırnak 23 ncü J.Snr.Tüm.K.lığı tarafından da yayınlanan mesaj emri ile (Dz.61), bu durumda olan personele mazeret izni dahil 45 gün izin verilebileceği hususu bağlı birliklere duyurulmuştur.
Sanık mahkememizdeki tüm ifadelerinde eşini memleketinde kendi ailesinin yanında bırakması dolayısıyla bazı ailevi problemler ortaya çıktığını, yuvasının yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını beyan etmiştir.
Bu durumda olan sanık gerek bölük komutanından ve gerekse tabur komutanından çeşitli defalar izin talebinde bulunmasına rağmen, bu talepleri ilk başta göz ardı edilmiş, daha sonra ise kendisine red cevabı verilmiştir.
Mahkememiz tarafından yapılan araştırma sonucunda sanığın firar ettiği 30.6.1997 tarihi itibariyle 12 günü yıllık ve 15 günüde mazeret olmak üzere toplam 27 gün izin hakkının bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca sanık izne gitmemesi gereken çok kritik bir personelde değildir.
Bu açıklamalarımızın ışığı altında maddi vakıa değerlendirildiğinde, bu güne kadar sicilinde en ufak bir kötü kayıt bulunmayan bir personelin, özel sorunları nedeniyle birden fazla izin talebinde bulunmasına rağmen, bu taleplerinin birlik komutanlığınca göz ardı edildiği, zor durumda kalan sanığın firar etmek kastının bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar As. Yargıtay 2 nci Dairesinin Bozma ilamında bu suçta aranan kastın eylemin neticesini bilerek izinsiz bir şekilde görev mahallini terk etmesi olduğu belirtilmiş ise de, mahkememizce yukarıdaki gerekçeler ile bu görüşe iştirak edilmemiştir. Zira kanaatimizce mevcut hukuk kurulları çerçevesinde, direkt olarak her hangi bir izin talebinde bulunmadan firar eden sanıklar ile OH AL bölgesinde büyük bir özveri ile görev yapan ve mevcut emirler uyarınca mümkün olduğunca izne gönderilmesi gereken ve Birlik komutanlığından birden fazla izin talebinde bulunan sanığımızı aynı kategoride değerlendirmek doğru olmayacaktır..." gerekçesiyle eski hükümde direnilmiş ve sanığın beraatına karar verilmiştir.
TEMYİZ-II: Askerî Savcı, suçun sübuta erdiği nedeniyle süresi içerisinde temyize gelmiştir.
TEBLİĞNAME II: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 14.9.1998 tarih ve 1998/2292 sayılı tebliğnamesi ile;
"...İzin hakkı bulunmasına rağmen velev ki kasten olsa dahi izne gönderilmemesi halinde sanığın yetkisini kötüye kullandığını ileri sürmek suretiyle izin vermeye yetkili amirini usulüne uygun şekilde şikayet etme hakkı bulunduğu kuşkusuz olup, bunun dışında sadece izin hakkı olmasına rağmen izne gönderilmemesi suç ve firar kastını ortadan kaldırmayıp sadece saikten öteye hukuki bir değer ifade etmemektedir. Saik ise suç kastını ortadan kaldırmayıp, ceza tayini ve diğer hafifletici sebeplerin uygulanması sırasında hakim tarafından nazara alınabilir.
Ceza Kanunumuzda suç kastını ortadan kaldıran sebepler TCK. nun 49 ncu maddesinde sayılmış olup, olayımızda özellikle zaruret hali teşkil edebilecek bir durumda bulunmadığından, sanığın suç kastı olmadığı gerekçesiyle önceki hükümde direnilmesinde yasal isabet görülmemiştir..." denilerek hükmün bozulmasına dair görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanığın, bazı ailevi problemleri nedeniyle amirlerinden izin isteminde bulunduğu, kendisine izin verilmemesi üzerine 30.6.1997 tarihinde kıtasından izinsiz olarak uzaklaştığı ve 22.7.1997 tarihinde kendiliğinden döndüğü hususlarında kuşku bulunmamaktadır. Daire ile Askerî Mahkeme arasındaki anlaşmazlık, sanığın suç kastı ile hareket edip etmediğine ilişkindir.
Firar suçu askeri cürüm olması itibariyle kasten işlenebilen bir suç olup, Askerî Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında firar kastı "genel olarak askerlik hizmetinden kaçma iradesi" olarak kabul edilmektedir.
Firar suçunun As. C.K.nun 66/1-a maddesindeki "kıtasından veya görevi icabı bulunmak zorunda olduğu yerden izinsiz olarak uzaklaşmak" şeklindeki yasal tanımı da dikkate alındığında; askerlerin, TSK. ne katılmalarından ve bu suretle ordu ile muntazam bir bağ oluşmasından sonra, bu bağı haksız bir şekilde kesmeleri, diğer bir ifade ile ispatı vücut etmeye zorunlu oldukları yerden izinsiz olarak uzaklaşmaları halinde firar kastı ile hareket ettiklerinin kabulü gerekmektedir.
Somut olayda, askeri mahkemece, sanığın görevinin kritik olmadığı ve birlik komutanlarının sanığın özel sorunları bulunduğunu ısrarla belirterek izin talebinde bulunmasını gözardı ettikleri ve bu nedenle sanığın firar etmeyi istemediği halde buna mecbur kaldığı ve suçun manevi unsur yönünden oluşmadığı kabul edilmiş ise de;
Sanığın, istediği izinin verilmemesi üzerine kimseden izin almaksızın iradi olarak kıtasından uzaklaştığı ve gerçekleştirdiği eylem itibariyle TSK. leri ile olan bağını, mevzuatın hak tanımadığı biçimde geçici olarak kopardığının bilinci içerisinde olduğu açık olduğundan firar kastı ile hareket etmediğini kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca, sanığın eylemini haklı kılacak bir hukuka uygunluk sebebi de bulunmamaktadır. Zira 926 TSK. Personel kanununun 125 ve müteakip maddeleri uyarınca çıkarılan İzin Yönetmeliği hükümlerinde, yıllık izinlerin planlanması ve mazeret izinlerinin kullandırılması esasları ve yetkili amirler düzenlenmiştir. Bu izinlerin kullandırılmasında, hizmetin aksatılmaması esastır. İzin vermeye yetkili amirlerin, görevlerini veya makam ve memuriyet nüfuzlarını kötüye kullandıklarını açıkça gösteren bulgular olmadığı sürece, bu konudaki takdirlerinin askeri mahkemelerce değerlendirilmesi mümkün değildir. Sanığın da görevli olduğu birliğin 13.5.1997-30.6.1997 tarihleri arasında icra edilen "Çekiç Harekatına" katıldığı ve izinlerin bu nedenle (45) gün kadar aksadığı, izin isteminde bulunan personele birliğin faaliyetleri, personelin görevleri dikkate alınarak atama, üniversite veya Açık öğretim sonuçlarına girme gibi nedenlerle öncelik tanınarak izin verildiği, sanığa ise ailevî mazereti nedeniyle istediği izinin verilemediği anlaşıldığından, amirlerinin takdir yetkilerini bu şekilde kullanmış olmalarında sanığın eylemine hak verdirtecek bir nitelik bulunmamaktadır. Keza, sanığın bulunduğu bölgenin koşulları ve görevin ağırlığı konusu, esasen ilgili komutanlıklarca dikkate alınarak moral değerlere yönelik farklı düzenlemeler yapılmıştır. Ancak bütün bunlar, sanığın kendiliğinden görevden ayrılmasını veya dilediği tarihte ve dilediği sürede izine gitmesini haklı kılmaz.
Bu nedenlerle, sübutunda kuşku bulunmayan firar suçundan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hükme varılması yasaya aykırı olduğundan direnilerek tesis olunan beraat kararının bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklandığı üzere;
Hükmün, askeri savcının temyizine atfen 353 Sayılı Kanunun 221 nci maddesi uyarınca tebliğnamedeki düşünce doğrultusunda sübut yönünden BOZULMASINA, 15.10.1998 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy