(765 S. K. m. 230)
KONU: Müteselsilen resmi evrakta sahtekarlık suçundan sanıklar Em.Dz.Kd.Alb.M.D.Ö. ve Svl.Memur A.M. haklarındaki mahkumiyet hükümlerini, suç vasfı yönünden bozan 3 ncü Daire kararına karşı Mahkemece verilen direnme hükmünün incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 15 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının 20 Temmuz 1995 gün ve 1995/330-303 Esas ve Karar Sayılı iddianamesi ile;
Ağustos 1993 celbinde bakaya kalması nedeniyle Askerlik Müsaade Belgesi verilmesi mümkün olmayan Recep BARIŞ' a sanki hiç bakaya kalmamış gibi işlem yaparak 15.11.1993 tarihine kadar Yüksek Lisans yapmasında sakınca olmadığına dair 18.10.1993 tarihli müsaade belgesi, keza 25.11.1993 tarihli rapora istinaden de 15.3.1994 tarihine kadar askerlik yönünden sakınca olmadığına dair 9.12.1993 tarihli müsaade belgesi vererek iki ayrı sahte evrak düzenledikleri ve bu suretle müteselsilen resmi evrakta sahtekarlık suçunu işlediklerinin sübuta erdiğinden bahisle her iki sanığında ayrı ayrı T.C.K.nun 64/1, 339/1, 80 ve 31 nci maddeleri gereğince tecziyeleri, sanık Alb.M.D.Ö.'ün As.C.K.nun 30/A-2 maddesi gereğince Ordudan Tardına karar verilmesi talep edilmiş, esas hakkındaki mütalaasında Askeri Savcı sanıkların hakikate aykırı evrak tanzim etmek suçlarının sübuta erdiğinden bahisle As.C.K.nun 134/1 ve T.C.K.nun 80 nci maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarını talep etmiştir.
HÜKÜM-I: 15 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 26.10.1995 gün ve 1995/684-471 Esas ve Karar sayılı hükmü ile;
Sanıklara müsnet müteselsilen evrakta sahtekarlık suçlarının sübuta erdiğinden bahisle; Sanık Em.Dz.Alb.M.D.Ö.'ün eylemine uyan T.C.K.nun 339/1, 80 ve 59 ncu maddeleri gereğince, neticeten, iki sene on bir ay müddetle ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, As.C.K.nun 30/a-l-2 nci maddeleri uyarınca Ordudan Tardına, T.C.K.nun 31 nci maddesinin tatbikine yer olmadığına, 647 Sayılı Yasanın uygulanması yönündeki talebin reddine,
Sanık Sivil Memur A.M.' nun eylemine uyan T.C.K.nun 339/1, 80 ve 59 ncu maddeleri gereğince, neticeten iki sene on bir ay müddetle ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, T.C.K.nun 31 nci maddesinin tatbikine yer olmadığına, 647 Sayılı Yasanın uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
TEMYİZ-I: Mahkûmiyet hükümleri, Askeri Savcı tarafından sanıkların eylemlerinin As.C.K.nun 134 veya 81 nci maddelerindeki suçları oluşturacağı, sanık Alb. M.D.Ö. vekili ve sanık A.M. vekili sanıklara müsnet suçun oluşmadığı ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
TEBLIGNAME-I: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 19.12.1995 gün ve 1995/4078 sayılı tebliğnamesinde;
Askeri Mahkeme heyetinin kanuna uygun şekilde teşekkül etmemesi yönünden kanuna aykırı hükmün 353 Sayılı Kanunun 207/A ve 221 nci maddeleri uyarınca hükümlerin usulden bozulması istenmiştir.
DAİRE KARARI - I: Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 16.4.1996 gün ve 1996/119-218 esas ve karar sayılı ilamı ile; hükümlerin usule aykırılıktan bozulmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM - II: Bozma ilamına uyan 15 nci Kolordu Askeri Mahkemesi, 27.6.1996 gün ve 1996/520-233 esas ve karar sayılı hükmü ile;
Sanıklara müsnet müteselsilen evrakta sahtekarlık suçlarının sübuta erdiğinden bahisle;
Sanık Em.Dz.Alb.M.D.Ö.'ün eylemine uyan T.C.K.nun 339/1, 80 ve 59 ncu maddeleri gereğince, neticeten, iki sene on bir ay müddetle ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, As.C.K.nun 30/A-l,2 maddeleri uyarınca ordudan tardına,
Sanık A.M.' nun eylemine uyan T.C.K.nun 339/1, 80 ve 59 ncu maddeleri gereğince,neticeten, iki sene on bir ay müddetle ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ - II: Mahkûmiyet hükümleri, Askeri Savcı tarafından sanıklara müsnet eylemlerin As.C.K.nun 134 ncü maddesindeki suçu oluşturduğundan bahisle suç vasfı yönünden, sanık Alb.M.D. Ö. vekili tarafından sanığın suç kastı bulunmadığı bu nedenle suçun oluşmadığı, suç kastının kabulü halinde As.C.K.nun 134 ncü maddesinin uygulanabileceği gerekçesiyle, sanık A.M. vekili tarafından suçun yasal unsurları bakımından oluşmadığı ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME - II: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 10.12.1996 gün ve 1996/3782 sayılı tebliğnamesinde;
Sanıkların eylemlerinin mevcut haliyle T.C.K.nun 339/1 maddesinde yazılı resmi evrakta sahtekarlık veya As.C.K.nun 134.maddesinde yazılı suçları oluşturmayıp, ihmal kasıtlarının bulunup bulunmadığı değerlendirilmek suretiyle TCK.nun 230 ncu maddesinde yazılı görevi ihmal suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan hükme varılmasının kanuna aykırı bulunduğundan bahisle vasıftan hükümlerin bozulması istenmiştir.
DAİRE KARARI - II: Askeri Yargıtay 3 nci Dairesinin 1.4.1997 gün ve 1997/2-180 sayılı ilamı ile,
"..Dosya ile ilgili yapılan incelemede; sanık Dz.Kd.Alb.M.D. Ö.'ün Gölcük Askerlik Şubesi Başkanı, sanık A.M.' nun da bu Şube'de yabancı şube ve yedek subay işlemleri görevlisi olduğu, Gölcük Askerlik Şubesi yükümlüsü ve 92/8 nci grup yedek subay aday adayı olan Recep BARIŞ' ın Ağustos 1993 tarihinde şevke tabi olduğu ve kendisine buna dair Askerlik Durum ve Müsaade Belgesinin verildiği, yükümlü Recep BARIŞ' ın daha sonra erken sevk isteminde bulunması üzerine, Milli Savunma Bakanlığının 4.9.1992 tarihli emri ile Aralık 1992 celbinde şevkinin kararlaştırılmasına rağmen bu celbe icabet etmediği, ancak tebligat yokluğundan bahisle normal celp döneminde sevk edileceği şerhinin verilmesi üzerine yine Ağustos 1993 celp dönemine tabi tutulduğu, ancak yükümlünün bu celp dönemine de icabet etmemesi nedeniyle, Askerlik Şubesi Başkanlığının 2.8.1993 tarihli Gölcük Kaymakamlığına yazdığı bir yazı ile bakaya suçundan takibe alınmasının istendiği, yükümlü daha sonra, Askerlik Şubesine gelerek ve 31.8.1993 tarihli, yedi günlük yatak istirahatini gerektirir, Gölcük Merkez Sağlık Ocağı Tabipliğinden alınmış bir rapor ibraz edince, isteği üzerine kendisine, sanık A.M. tarafından hazırlanıp parafe edilen ve sanık Alb.M.D.Ö. tarafından imzalanan 18.10.1993 gün ve 4400-1969-93 sayılı, "15.11.1993 tarihine kadar yüksek lisans yönünden askerlikle ilişiğinin bulunmadığı"na dair Askerlik Durum ve Müsaade Belgesinin verildiği, yükümlü Recep BARIŞ' ın yüksek lisansı kazanması nedeniyle 11.10.1993 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsüne, bu belgeyi de ibraz ederek kayıt yaptırdığı, bu şekilde yüksek lisansa başlaması nedeniyle, aynı gün Enstitü Müdürlüğüne askerliğinin tehiri için başvurduğu, ancak aldığı 18.10.1993 tarihli belgede Aralık 1993 döneminde askere celbedileceğinin belirtilmesi nedeniyle, bu defa Gölcük Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğünce verilmiş 25.11.1993 tarihli on beş gün istirahati gerektirir bir raporu Askerlik Şubesine ibraz edince, bu defa Askerlik Şubesinden kendisine 9.12.1993 gün ve 4400-1993-93/572 sayılı "15.3.1994 tarihine kadar yüksek lisans yönünden askerlikle ilişiğinin olmadığı ve Nisan 1994 döneminde sevkedileceği ne ilişkin Askerlik Durum ve Müsaade Belgesinin düzenlendiği ve sanık Albayın imzasını taşır bu belgenin verildiği, bu son belge de eklenerek Ağustos 1997 tarihine kadar askerliğinin ertelenmesi için Enstitü Müdürlüğünce Milli Savunma Bakanlığına yazı yazılması üzerine, Milli Savunma Bakanlığı ASAL Daire Başkanlığınca yükümlü Recep BARIŞ' ın emsallerinin daha önce silah altına alınması nedeniyle ve bakaya gözüktüğü için sevk tehirinin kabul edilmediğinin ve Askerlik Durum ve Müsaade Belgesinin hatalı düzenlendiğinin bildirildiği gibi, Gölcük Askerlik Şubesinden de Recep BARIŞ ile ilgili yapılan işlemlerin bildirilmesinin 13.1.1994 tarihli yazı ile istendiği, Milli Savunma Bakanlığı ile Gölcük Askerlik Şubesi Başkanlığı arasında konu ile ilgili yapılan yazışmalardan sonra Recep BARIŞ hakkında bakaya suçundan suç dosyasının düzenlendiği ve 15. Kolordu Komutanlığı As.Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda adı geçenin 1.8.1993-20.4.1994 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediğinden bahisle mahkumiyet kararının verildiği, her iki sanık hakkında, bakaya suçunu işlemiş olmasına rağmen işlememiş gibi Recep BARIŞ' a 18.10.1993 ve 9.12.1993 tarihli belgelerin sahte olarak düzenlenip verilmesi nedeniyle suç ihbarında bulunulduğu görülmüştür. Her iki sanık iddia ile ilgili açılan kamu davasındaki sorgu ve savunmalarında, suçlamayı kabul etmemişler, Recep BARIŞ' ı tanımadıklarını bildirmişler, 18.10.1993 tarihli belgenin düzenlenmesine neden olan 31.8.1993 tarihli raporun Ağustos celbinde bir özür belgesi olarak değerlendirilmesinin, muhtemelen raporun 31.7.1993 tarihliymiş gibi düşünülmüş olmasından kaynaklanabileceğini, bu yanılma nedeniyle Aralık 1993 celbi içinde getirilen 25.11.1993 tarihli raporun geçerli özür sayılmasının normal olduğunu, hareketlerinin beşeri bir hata olduğunu, suç kasıtlarının bulunmadığını bildirmişlerdir.
Yükümlü Recep BARIŞ, tanık olarak verdiği ifadesinde, sanıkları tanımadığını, müsaade belgesi almak için raporlarıyla beraber Askerlik Şubesine başvurduğunu ve kendisine verilen belgeleri de yüksek lisans için kullandığını, kimseye menfaat sağlamadığını bildirmiştir.
Dinlenen tanıklar Nezahat ATASOY, Nevzat ÖZBER ve Remzi ÖZDÎL de, Askerlik Şubesindeki işlerin nasıl yürüdüğü ile ilgili beyanlarda bulunmuşlardır.
Askeri Mahkemenin gerekçeli hükümde yer verip tahlil ve münakaşa ettiği doktor raporlarının protokol kayıtlarının bulunmayışı, yükümlü Recep BARIŞ' ın bakayadan takibe alınmasına ilişkin Kaymakamlığa yazıldığı belirtilen ve şahsi dosyada bulunan yazıların Kaymakamlığa ulaşmamış oluşu (2.8.1993 tarihli hariç), Milli Savunma Bakanlığı'na gönderildiği belirtilen bir kısım yazı ve doktor raporlarının Bakanlığa ulaşmamış olması gibi hususlar, sanıkların yüklenen suçu işledikleri hususunda şüphelerin varlığını göstermekte ise de; belirtildiği gibi her safhada sanıklar Recep BARIŞ' ı, Recep BARIŞ da sanıkları tanımadığını bildirmekte olup, bir tavassutun, bir menfaatlenmenin söz konusu olmadığı yönündeki ifadelerin aksini ortaya koymak mümkün olmamıştır. Yani sanıkların beyanlarının aksini ortaya koyan, somut ve inandırıcı kesin deliller elde edilememiştir. Ceza yargılamasında kişinin suçluluğu hususunda en küçük bir şüphenin kalmaması, kesin ve inandırıcı delillerle suçluluğun ortaya konması ana ilkedir. Aksi takdirde şüpheden sanığın yararlanması, pozitif hukukun duraksamasız kabul ettiği bir prensiptir. Olayda da sanıkların müteselsilen evrakta sahtekarlık yaptıkları hususunda kesin sayılacak derecede somut deliller elde edilememiştir. Bu değerlendirme, sanıkların hareketlerinin As.CK.nun 134.maddesindeki suçu da oluşturmayacağını göstermektedir.
Sanık A.M.' ya düşen görev, kendisine başvuran yedek subay adayı yükümlülerin şahsi dosyasını alıp, istenilen hususla ilgili olarak dosyadaki belgeleri inceleyerek, durumu diğer sanık Askerlik Şubesi Başkanı'na arz etmek, bunun dahi gerektiğinde dosyadaki bilgilerle istenen hususun ve verilecek cevabın ve belgenin uyumunu araştırmak olduğunda herhangi bir kuşku yoktur. Yükümlü Recep BARIŞ' ın şahsi dosyasında, Ağustos 1993 tarihinden önceye ait ilgi çekecek geçmiş vardır. Şevki Ağustos 1993 iken, müracaatı ile sevki Aralık 1992'ye alınmış, bu dönemde sevkini yaptırmayınca tebligatsızlık nedeniyle, konulan şerhle sevki yine Ağustos 1993 dönemine bırakılmıştır. Ancak Recep BARIŞ' ın Ağustos 1993 döneminde de şevkini yaptırmaması üzerine sanıkların imzasıyla Gölcük Kaymakamlığına, 2.8.1993 tarihli, bakayadan takibinin yapılması için yazı yazılmıştır. Bütün bunlar, her iki sanık tarafından dosya kontrol edildiğinde görülecek olan hususlardır. Böyle bir incelemenin yapılması halinde Recep BARIŞ' a gerek 18.10.1993 tarihli ve gerekse 9.12.1993 tarihli belgeler verilmeyecektir. İşte her iki sanığın belirtilen görevlerini yapıp yapmadıkları,dolayısıyla hareketlerinin memuriyet görevini ihmal suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılmaması nedeniyle hükümlerin bozulmaları gerekmiştir...." denilerek her iki sanıkla ilgili mahkûmiyet hükümlerinin oybirliği ile BOZULMALARINA karar verilmiştir.
DİRENME HÜKMÜ: 15 nci Kor.R.lığı Askeri Mahkemesinin 19.6.1997 gün ve 1997/548-215 sayılı hükmü ile,
Bozma ilamına katılınmamıştır.
Şöyle ki, bozma ilamında "...sanıkların yüklenen suçu işledikleri hususunda şüphelerin varlığını göstermekte ise de, her safhada sanıklar Recep BARIŞ' Iı, Recep BARIŞ' ta sanıkları tanımadığını bildirmekte olup, bir tavussutun, bir menfaatlenmenin söz konusu olmadığı yönündeki ifadelerin aksini ortaya koymak mümkün olmamıştır..." denilmekte ise de;
Her şeyden önce müsnet suçun unsurları bellidir. Bu unsurlar arasında tavassut, yada menfaatlerime gibi bir unsur olmadığı gibi, fiillerle lehine işlem tesis olunan şahsın birbirlerini tanıyıp, tanımamaları da bir unsur olarak karşımıza çıkmamaktadır.
Dolayısıyla işbu belirtilen hususlar olsa olsa en nihayetinde birer. saik olmaktan öte bir anlam ifade edemezler. Saikinde suçun oluşumu noktasında bir önemi yoktur. O halde saik konusundaki beyanlar aksi ortaya konulamayınca "...şüpheden sanık yararlanır..." ilkesinin burada uygulanmasıda söz konusu olmaması gerekir. Çünkü işbu ilkenin suçun unsurları noktasında bir anlam ifade etmesi gerekir.
Zaten belirtilen işbu hususların aksi ortaya konulabilse suç vasfında rüşvet yada Askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçlarını oluşturabileceğinde ihtimaller arasındadır.O halde olayımızda; belirtilen işbu gerekçeler karşısında bozma ilamında öne sürülen şüpheli kaldığı belirtilen hususların birer saik olması nedeniyle aksinin ortaya konulmaları gerekmemektedir.
Gene bozma ilamında "....sanık A.'e düşen görev, kendisine başvuran Yedek Subay aday adayının şahsi dosyasını alıp istenilen hususla ilgili olarak dosyadaki belgeleri inceleyip durumu diğer sanığa arz etmek, bunun dahi gerektiğinde dosyadaki bilgilerle istenen hususun ve verilecek cevabın ve belgenin uyumunu araştırmak olduğunda her hangi bir kuşku yoktur..." denilerek sanıkların görevlerinin ne olduğu objektif olarak sanıklardan ne beklenmesi gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.
Yine ayni ilamda "...bütün bunlar her iki sanık tarafından dosya kontrol edildiğinde görülecek olan hususlardır. Böyle bir inceleme yapılması halinde Recep BARIŞ' a gerek 18.10.1993 tarihli ve gerekse 9.12.1993 tarihli belgeler verilmeyecektir...." denilerek yukarıya alman ve sanıklardan beklenenin tabi sonucu da belirtilmiştir. İlamdan yapılan bu tespitten sonra;
Yükümlü Recep BARIŞ' ın 31.8.1993 günlü raporu ibrazdan önce Ağustos 1993 celbi açısından bakaya addolunup, takibi için 2.8.1993 günlü yazının Kaymakamlığa yazılması, sadece işbu yazının Kaymakamlık makamına ulaşmış olması,
31.8.1993 günlü rapordan sonra yükümlüye verilen 18.10.1993 günlü belgeden sonra yazılan 1.12.1993 tarihli bakaya takip yazısının Kaymakamlığa ulaşmamış olması,
9.12.1993 günlü belgeden sonra yazılan 23.3.1994 günlü bakaya takip yazısının Kaymakamlık makamına ulaşmamış olması da dikkatten kaçan bir husus vardır.
O da, yükümlü R.BARIŞ hakkında usule uygun olarak yapılan işleme ait yazının Kaymakamlığa ulaşmış oluşu, usulsüz işlemden sonraki yazıların ulaşmayışıdır. 2.8.1993 günlü yazıyı yazanlarda ayni kişilerdir. Bundan sonraki yazıyı yazanlar, belgeyi verenlerde ayni kişilerdir. İşbu kişilerin 18.10.1993 tarihinden sonra basiretlerinin bağlandığı, bu tarihten sonra görevlerini yükümlünün dosyasını incelemeden yaptıkları söylenemez,
Bir an için bu belgelerden sonra ve belge tanzimi esnasında sanıkların dosyayı incelemeden görevlerini yürüttükleri farz olunsa bile,
As.Şubesinin 20.1.1994 günlü ve 1.2.1994 günlü yükümlü hakkında M.S.B.lığına yazdığı iki yazı mevcuttur.Burda yazı içeriğide farklıdır. Birinde Nisan 1994 celbinde yükümlünün sevk edileceği belirtilmiş olmasına rağmen, diğerinde Ağustos 1993 bakayası olduğu ve takipte tutulduğu yazılmıştır. İşbu yazılardan sonra özellikle 1.2.1994 tarihli yazıya kadar sanıkların işlemleri yükümlünün dosyasına bakmadan yaptıkları kabul edilse bile 1.2.1994 tarihli yazıda en azından dosyayı inceledikleri belli olmaktadır. Bu incelemeye rağmen kayıtlarda özellikle bilgisayar ekranında yapılan yanlışlığı düzeltme gibi bir girişimleride olmamıştır.
Yükümlü R.BARIŞ hakkındaki suç dosyası 5.5.1994 günlü yazı ile Kolordu Komutanlığına gönderilmiş, bundan sonrada bilgisayar ekranında gene hiç bir düzeltme girişimi yapılmamıştır.Tüm bunları beşeri bir hata yada dosyası incelenmeden işlem tesis etmekle açıklamak bizce mümkün değildir.
Hata dahi bir samimiyet gerektirir. Sanıkların eylemleri hata ise samimiyet gereği olarak işbu hatanın sonucu olarak en azından bakaya takibine aldırdıkları yükümlü için takip düşüm yazısı yazmaları gerekirdi.
Sanıkların yaptıkları ve yapmadıkları bir bütün olarak göz önüne alındığında, sanıkların bu eylemleri bilinçli olarak gerçekleştirdikleri, ancak bakanlığın ısrarlı bazılarından sonra yükümlü R.BARIŞ' ı mahkemeye verip bilinçli olarak gerçekleştirdikleri eylemleri mahkeme kararı ile masumiyetini ortaya koymaya çalıştıkları, vermemeleri gereken iki ayrı usulsüz belgeyi meşruiyet kazandırmak peşine düştükleri açıktır. Dolayısıyla eylemlerin ilamda belirtildiği gibi memuriyet görevini ihmal olarak vasıflandınlamıyacağı, çünkü sanıkların görevi ihmalin tabi sonucu olabilecek böyle değerlendirmeyi haklı kılacak hiç bir işlem "...düşüm yazısı..." yapmadıkları sonucuna varılıp bozma ilamına katılınmamış direnme kararı verilmesi cihetine gidilirken,
Bu nedenlerle sanıkların bakaya olarak aranan yükümlü Recep BARIŞ' a sanki bakaya değilmişçesine iki kez bir suç işleme kararının icrası cümlesinden olmak üzere sahte olarak tanzim ettikleri askerlik müsaade belgesi vermek suretiyle müsnet suçu işlediklerinin sübuta erdiği vicdani kanısına varılıp, işbu suçları nedeniyle cezalandırılmaları cihetine gidilirken her iki sanığın sabıkalarının bulunmayışı nedeniyle cezaları asgari hadden tesbit olunmuş, ancak sanıkların bir suç işleme kararının cümlesinden olmak üzere 2 ayrı sahte belge tanzim ederek müsnet suçu işlemiş olmaları hususu gözönüne alınıp TCK.nun 80.maddesi tatbik olunmuş, sanıkların huzurdaki saygılı tutum ve davranışları lehlerine takdiri indirim sebebi kabul edilmiş, tayin olunan ceza itibariyle haklarında 647 sayılı yasa hükümleri uygulanmamıştır
" denilerek daha önce tesis edilen 27.6.1996 gün ve 1996/520-233 esas ve karar sayılı hükümde DİRENÎLMESÎNE, Başkan Kur.Kd.Alb İbrahim TÜRKER' in muhalefeti ve OYÇOKLUĞUYLA karar verilip her iki sanığın daha önceki hükümde olduğu şekilde mahkumiyetleri cihetine gidilmiştir.
TEMYİZ-III: Mahkumiyet hükümleri, sanıklar vekilleri tarafından sebep gösterilerek sübut yönünden temyiz edilmiş, sanık A.M. vekili tarafından DURUŞMA talep edilmiştir.
TEBLİĞNAME-III: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 19.12.1997 gün ve 1997/3750 sayılı tebliğnamesi ile;
Sanık A.M. müdafiinin yerinde görülmeyen duruşma talebinin 353 Sayılı Kanunun 218 nci maddesi uyarınca reddine, sanıkların eylemlerinin manevi unsur (ihmal kastının) tartışılmak suretiyle memuriyet görevini ihmal olarak değerlendirilmesine ilişkin bozma ilamına uyulması gerekirken sanıkların eylemlerinin resmi evrakta sahtekarlık suçunu oluşturduğu sabit görülerek tesis edilen direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesi istenmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, Sözcü Üyenin açıklamaları dinlendi. Sanıklar vekillerinin temyiz istemlerinin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya muhteviyatına, delillere, iddia ve kabule göre maddi vakıanın, 3 ncü Daire ilamında kabul edildiği şekilde sübuta erdiğinde kuşku bulunmadığı gibi, anlaşmazlıkta yoktur.
Daire ile Askeri Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, eylemin vasıflandırılmasıyla ilgili olup sanıkların eylemlerinin T.C.K.nun 339 ncu maddesinde ifadesini bulan "evrakta sahtekarlık" suçunu mu, yoksa T.C.K.nun 230 ncu maddesinde ifadesini bulan "memuriyet görevini ihmal" suçunu mu oluşturacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Sanıklar sorgu ve savunmalarında Recep BARIŞ' ın 31.8.1993 tarihli istirahat raporuna istinaden 18.10.1993 tarihli müsaade belgesi tanzimi sırasında rapor tarihini Ağustos 1993 celp dönemi için mazeret teşkil ettiği, yani tarihinin 31.7.1993 olduğu yolunda bir hataya düşüldüğünü ve bu nedenle müsaade belgesinin düzenlenmiş olabileceğini, bu belge ili Aralık 1993 tarihli rapora istinaden de 9.12.1993 tarihli müsaade belgesi düzenlenmesinin normal bir işlem olduğunu beyan etmişler, sanık vekilleri de her iki sanığın suç kastı bulunmadığını ve beşeri bir hatanın söz konusu olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Sanık Alb.MÖ.'ün Gölcük Askerlik Şubesi Başkanı ve diğer sanık Svl.Me.A.M.' nun da olay tarihlerinde aynı şubede fiilen Yedek Subay işlerini yürütmekle görevli olduğundan bu nedenle söz konusu iki adet müsaade belgesini tanzim edip imzalamak görevleri cümlesinden bulunmaktadır. Yükümlü Recep BARIŞ' ın Ağustos 1993 celp döneminde bakaya kaldığı ve ibraz ettiği 31.8.1993 tarihli istirahat raporunun bu celp dönemi için mazeret teşkil etmeyeceği kuşkusuzdur. Şubece yükümlünün bu rapora istinaden Aralık 1993 döneminde sevkedileceği belirtilerek 15 Kasım 1993 tarihine kadar askerlikle ilişiği bulunmadığına dair 18.10.1993 tarihli Askerlik Müsaade Belgesi tarizim edilmesi mevzuata uygun bir işlem değildir. 18.10.1993 tarihli müsaade belgesi ya yükümlünün Ağustos 1993 celbinde bakaya olduğu bilinmesine rağmen bir menfaat karşılığı veya hatır nedeniyle ya da sanıkların savunmalarında belirttikleri şekilde ibraz edilen rapor tarihinin 31.8.1993 yerine 31.7.1993 olduğu yönünde hataya düşülüp Ağustos 1993 celbi için mazeret teşkil ettiği düşüncesi ile tanzim edilmiş olabilir. Sanık A.M.' nun 16.6.1995 tarihli Askeri Savcılık ifadesinde yer alan "..daha doğrusu ben kendim yükümlünün bu mazeretini kabul ediyorum. Sanık Albaya haber vermiyoruz. Yükümlünün celp döneminde mazeretli olduğundan sadece benim haberim oluyor, bir başkasının haberi olmuyor..." şeklindeki beyanından bu tip olaylarla ilgili memurun beşeri bir hatası sonucu davaya konu olduğu şekilde hatalı işlem yapılıp hazırlanan evrakın Şube Başkanı tarafından da imzalanma durumunun söz konusu olabileceği anlaşılmaktadır.
Yükümlü Recep BARIŞ tarafından ibraz edilen 31.8.1993 tarihli raporun Ağustos 1993 celp dönemi için hataen mazeret olarak kabul edildiği, M.S.B.ASAL Daire Bşk.lığınaa yazılan 13.1.1994 tarihli yazıya verilen 20.1.1994 tarihli cevabi yazı muhtevasından ve yazı ekinde de 31.8.1993 tarihli raporun gönderildiğinin belirtilmiş bulunmasından anlaşılmaktadır. Bu yazıyı hazırlayan Nezahat ATASOY' da As. Savcılık ifadesinde rapor tarihini yanlış okumuş olabileceğini beyan etmektedir.
Bu nedenle, 31.8.1993 tarihli raporun tarihinde hataya düşülerek bu raporun Ağustos 1993 celbi için mazeret teşkil ettiği düşüncesiyle 18.10.1993 tarihli Müsaade Belgesi düzenlenerek Aralık 1993 celbine tabi imiş gibi kabul edildiği nazara alındığında, Aralık 1993 celbi için mazeret teşkil ettiği kuşkusuz olan 25.11.1993 tarihli rapora istinaden de yükümlü hakkında 9.12.1993 tarihli ikinci müsaade belgesi yazılması daha önce düşülen hatanın bir sonucu olmaktadır.
Resmi evrakta sahtekarlık veya As.C.K.nun 134 ncü maddesinde yazılı suçların söz konusu olabilmesi için tanzim edilen belge muhtevasının, gerçeğe aykırı olmasının yanı sıra belgenin gerçeğe aykırı olduğu bilinerek düzenlenmesi ve belge muhtevasının gerçeğe uygun olmamasının yorum veya başka bir belgenin içeriğindeki yanılmaya dayalı olmaması gerekir.
Sanıkların savunmaları ve mevcut yazılı belgelerin muhtevaları nazara alındığında, 18.10.1993 tarihli müsaade belgesi tanzimine neden olan 31.8.1993 tarihli raporun tarihinde beşeri bir hataya düşülme ihtimali tamamen ortadan kaldırılamamaktadır.
Mahkemece, direnme gerekçesi olarak gösterilen yükümlü Recep BARIŞ' ın 31.8. 1993 tarihli raporu ibraz etmesinden önce Ağustos 1993 celbi açısından bakaya addolunup takibi için yazılan 2.8.1993 tarihli yazının Kaymakamlık Makamına ulaşmış olmasına karşılık, 18.10.1993 tarihli müsaade belgesinden sonra yazılan 1.12.1993 tarihli ve 9.12.1993 tarihli müsaade belgesinin verilmesinden sonra yazılan 23.3.1994 tarihli bakaya takip yazılarının Kaymakamlığa ulaşmamış olması gibi hususlar şüphe uyandırmakta, bir tavassut veya menfaatlenmenin evrakta sahtekarlık veya görevi ihmal suçunun unsurlarından sayılmaz ise de; sanıkların bu yöndeki savunmaları, şahit beyanlarının aksi, kesin bir şekilde ortaya konulamadığından, sanıklara müsnet resmi evrakta sahtekarlık suçunun oluştuğunu şüpheli kılmaktadır.
Ceza Hukukunda mahkumiyete gidilebilmesi için tüm şüphelerden arınmış, aksi kesin olarak iddia ve kabul edilemeyecek delillerin varlığı halinde mümkün olup, bunun dışında, mevcut bir takım şüpheli ve kesin olmayan verilerden hareketle yoruma dayalı bir değerlendirme ile suçluluğun ve eylemin vasfının tayini cihetine gidilemeyeceği umumi ceza kuralıdır.
Açıklanan nedenlerle sanıkların sübuta eren eylemleri, resmi evrakta sahtekarlık ve As.C.K.nun 134 ncü maddesindeki suçu oluşturmaz. Sanıkların sübuta eren eylemleri görevleri gereği, gerekli incelemeleri yaptıktan sonra Askerlik Müsaade Belgesi vermeleri gerekirken gerekli ihtimam ve dikkati göstermemek suretiyle, unsurları bakımından oluşması halinde T.C.K.nun 230 ncu maddesinde ifadesini bulan memuriyet görevini ihmal suçunu teşkil edeceğinden, yazılı şekilde sanıkların evrakta sahtekarlık suçundan kurulan hükümde direnilmesi suç vasfının yanlış tayin edilmiş olması sebebiyle kanuna aykırı görülmüş ve direnme hükmünün bozulması gerekmiştir.
Sanıklardan A.M. vekili Av.Zeliha TUNCEL temyiz dilekçesinde duruşma talep etmiş ise de; As.Yrg.İçtihatları Birleştirme Kurulunun 3.11.1950 gün ve Esas:1829, Karar;2251 ve As.Yrg. Drl. Krl.nun 24.1.1964 gün ve Esas:12, Karar: 1, 23.3.1973 gün ve Esas:12, Karar: 16, 6.7.1973 gün ve Esas: 44 Karar:42 sayılı yerleşmiş içtihatları muvacehesinde, 353 Sayılı Kanunun 218 nci maddesine göre ağır cezalı işlere ilişkin hükümlerde duruşmalı inceleme yapılması mümkün ise de, bu incelemenin dairelerde yapılabileceği, Drl.Krl.nda inceleme yapılamayacağından bu talebin reddi gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Sanık A.M. vekilinin duruşma isteminin kabule değer görülmediğinden 353 Sayılı Kanunun 218 nci maddesi gereğince REDDİNE,
2- Sanıklar vekillerinin temyizlerine atfen 353 Sayılı Kanunun 221/1 nci maddesi gereğince sanıklar Emekli Dz.Alb.M.D.Ö. ve Svl.Me. A.M. hakkında mahkemece direnilmek suretiyle tesis edilen mahkumiyet hükümlerinin suç vasfından BOZULMASINA, 19.2.1998 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy