(353 S. K. m. 146)
İNCELEME KONUSU: 48 nci P.Tug.K.lığı Askeri Savcılığının 29,4.1998 gün ve 1998/991-262 sayılı iddianamesi ile, sanık Önb.A. B.'in 26.1.1998-19.2.1998 tarihleri arasında firar suçunu işlediği iddia edilerek As.C.K.nun 66/1-a, 73,71 nci maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile açılan kamu davası üzerine,
Yapılan yargılama sonunda, 48.P.Tug.K.lığı Askeri Mahkemesinin 29.6. 1998 gün ve 1998/825-405 sayılı hükmü ile, sanığa isnad edilen suç sabit görülerek, As.C.K.nun 66/1-a, 73, TCK.nun 59 ncu maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve As.C.K.nun 71 nci maddesine göre onbaşı rütbesinin geri alınmasına ilişkin verilen kararın;
Sanık tarafından temyiz edilmesi nedeniyle, Başsavcılıkça düzenlenen tebliğnamede: hükmün onanmasına karar verilmesi yönünde görüş bildirilmesini takiben,
As. Yargıtay 2.Dairesinin 23.9.1998 gün ve 1998/19-19 sayılı ilamı ile, bahis konusu hükmün öncelikle hükmün usul yönünden bozulmasına ilişkin verilmiş olan karara;
Başsavcılıkça 7.10.1998 gün ve 1998/2403 sayılı tebliğname ile itiraz edilerek, daire kararının kaldırılmasına ve temyiz incelemesine devam edilmek üzere dava dosyasının Başsavcılığa iadesine karar verilmesi doğrultusunda görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Raporun okunmasından, sözcü üyenin açıklamalarının dinlenilmesinden ve konunun tartışılmasından sonra, hasıl olan vicdani kanaate göre,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: 48 nci P.Tug.l nci Tb.da görevli olan sanık Onb.A.B.'in 26.1,1998 tarihinde firar ettiği, 19.2.1998 tarihinde kıtasına katıldığı, böylece açıklanan tarihler arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek As.C.K.nun 66/1 -a,73, TCK.nun 59 ncu maddeleri gereğince sonuç olarak 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, As.C.K.nun 71 nci maddesine göre onbaşı rütbesinin geri alınmasına hükmedildiği anlaşılmıştır.
Yapılan incelemede; 25.5.1998 tarihli celsede sanığın kimliği tesbit edilirken, adı ve soyadı yazılmadan kimliği ile ilgili diğer bilgilerin duruşma tutanağına geçirildiği anlaşılmıştır.
Sanığın sorgusunun yapılmasına takaddüm eden safhada kimlik bilgileri tutanağa geçirilirken yapılan bu hatanın 353 Sayılı Kanunun 146 nci maddesine aykırılık teşkil ettiğinde kuşku yoktur. Çünkü, sanığın kimliğinin başlıca belirleyici ve esaslı unsurunun adı ve soyadı olduğu kabul edilmelidir. Söz konusu eksikliğin daktilo hatası olduğunu da söylemek mümkün değildir. Zira daktilo hatasının hakimin parafesi ile düzeltilmesi mümkündür. Ancak hiç yazılmamış olan İsim ve soyadı eksikliğinin ise bu yoldan düzeltilmesi mümkün değildir. Bahis konusu eksikliğin infazda ciddi tereddütler doğurabileceği açık olduğundan hükmün bozulmasını gerektirecek derecede kanuna aykırılık mevcut bulunmaktadır. Keza Ad ve soyadın yazılmaması önemli bir eksiklik olduğundan, "unutulmuştur", veya "tutanak katibinin hatasıdır" şeklindeki düşüncelerin ileri sürülmesi de mümkün değildir. Kaldı ki dosya içeriğinde sanığın nüfus idaresinden celbedilmiş nüfus bilgilerini içeren bir belge de mevcut değildir. Dosyada sadece bölük komutanının imzasını ihtiva eden "nüfus cüzdanı sureti" (D.l) bulunduğu görüldüğünden, bu hususlara değinen daire kararında kanuna ve usule aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerden dolayı 353 Sayılı Kanunun 224 ncü maddesi gereğince Başsavcılığın itirazının REDDİNE; Üyelerden Hak. Alb. G.BOZKURT, Hak.Alb.Y.ÖĞÜT, Dr.Hak.Alb.F.FBRHANOĞLU, tereddüdü olamayacağını kabul etmiş olsa bile infaz sırasında CMUK.un 402 nci (353 S.K.nun 253 ncü md.sine tekabül etmektedir) uyarınca sorunun çözülebileceğine karar vermiştir. Olayımızda ise sanığın kimliği konusunda bir tereddüt dahi yoktur.
Tereddüt olmayan bir konu sebebiyle veya olsa dahi başka hukuki yollarla giderilmesi mümkün olan bir husustan dolayı hükmün bozulması kanun koyucunun 353 S.K.nun 207 nci maddesi ile beliren amacına da uygun düşmemektedir.
Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüş ve kararma muhalif kaldık. Hak. Alb. R.ULAK, Hak.Alb.N.ÖZKAN ve Hak.Alb.A.ALKIŞ' ın karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile 22.10.1998 tarihinde karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Sanığın ad ve soyadının duruşma tutanağına yazılmaması 353 S.K.nun 177/D maddesine aykırı bulunmakla beraber hükmün hangi sanık hakkında verildiği bütün kimliği ile belli olduğu gibi hükümdeki sanık kimliğine ilişkin bilgiler, dava dosyasında bulunan belgelerdeki bilgiler ile aynı olup sanığın kimliği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sanık dahil tarafların bu konuda başka bir iddiası ve itirazı da yoktur. Duruşmada, sanığın ad ve soyadını içeren iddianame de okunmuş ve tutanağa geçirilmiştir. Ad ve soyadının bulunduğu bir belgenin okunmasından sonra sanığın kimliği zapta geçirilirken zuhulen ad ve soyadı yazılmamış, ancak diğer kimlik bilgileri tutanağa geçirilmiştir.
353 S.K.nun 207/2 nci maddesinde hukuki bir kuralın uygulanmamasının yahut yanlış uygulanmasının kanuna aykırı olduğu belirtilmekle beraber her kanuna aykırılığın bozma sebebi olamayacağı, yapılmayacağı 353 S.K.nun 207/3 md.si düzenlemesinden açıkça anlaşılmakta olup başta belirtilen durum mutlak boana sebepleri arasında yer almamaktadır.
Bunun ötesinde 353 S.K.nun 146 nci md. sinde sanığın kimliğini söylememe hakkı da vardır. Ancak gerek bu maddede gerekse 353 S.Knun 253 ncü maddesinde yer aldığı üzere sanığın kimliği konusunda bir tereddüt olursa bunların giderilmesi için hukuki çare ve yollarda bulunmaktadır. Nitekim Y.8.C.Dairesi 6.6.1996 gün ve 1996/7612-8546 sayılı içtihadında; "Nüfus kaydı getirtilmeyen ve karar başlığında kimlik ifadesi sadece isim ve soyadı olarak gösterilen, dava dosyasında ana-baba adları, doğum yeri ve tarihi bilinmeyen sanığın salt ikametgahının sabit olması nedeniyle hakkında verilen ceza hükmünde bir kimlik tereddüdü olamayacağını kabul etmiş olsa bile infaz sırasında CMUK.un402 nci (353 S.K.nun 253 ncü md.sine tekabül etmektedir) uyarınca sorunun çözülebileceğine karar vermiştir. Olayımızda ise sanığın kimliği konusunda bir tereddüt dahi yoktur.
Tereddüt olmayan bir konu sebebiyle veya olsa dahi başka hukuki yollarla giderilmesi mümkün olan bir husustan dolayı hükmün bozulması kanun/koyucunun 353 S.K.nun 207 nci maddesi ile beliren amacına da uygun düşmemektedir.
Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüş ve kararına muhalif kaldık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy