(1632 S. K. m. 63)
KONU: Yoklama kaçağı suçundan sanık P.Onb.M.A. hakkında 1 nci Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünü, eksik soruşturma yönünden bozan Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin bu kararına karşı, yerel mahkemece önceki hükümde direnilerek verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 1 nci Ordu K.lığı Askeri Savcılığının 8.8.1997 tarih ve 1997/1033-390 Esas-Karar sayılı iddianamesi ile; sanığın 27.8.1994-6.3.1996 tarihleri arasında yoklama kaçağı suçunu işlediği iddia edilerek As. C.K.nun 63/1-A maddesi gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM-I:1.0rdu K.lığı As. Mahkemesinin 5.12.1997 tarih ve 1997/698-678 Esas-karar sayılı hükmü ile; sanığa isnat edilen yoklama kaçaklığı suçu sabit görülerek, As. C.K.nun 63/1-A (maddesinin üç aydan sonra yakalananlar hükmü),TCK. nun 59 maddeleri gereğince 5 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ-I: Hüküm, sanık tarafından temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME-I: As. Yrg.Başsavcılığının 2.3.1998 tarih ve 1998/584 sayılı tebliğnamesi ile; hükmün onanmasına karar verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askeri Yargıtay 3.Dairesinin 10.3.1998 tarih ve 1998/148-146 sayılı ilamı ile;
Hükmün eksik soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
DİRENME HÜKMÜ: 1 nci Ordu K.lığı Askeri Mahkemesinin 11.6.1998 tarih ve 1998/424-262 Esas-Karar sayılı hükmü ile;
İlk hükümde direnilerek mahkumiyet hükmü aynen tesis edilmiştir.
TEMYİZ-II: Hüküm sanık tarafından sübuta ve uygulamaya ilişkin nedenlerle süresinde temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME-II: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 19.10.1998 tarih ve 1998/3169 sayılı tebliğnamesi ile;
Direnme hükmünün onanmasına karar verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI: Raporun okunmasından, sözcü üyenin açıklamalarının dinlenilmesinden ve konunun tartışılmasından sonra hasıl olan vicdani kanaate göre,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
10.9.1993 tarihinde son yoklamasını yaptırmak için Mardin As.Şb.de hazır bulunması hususunda adına çıkarılan çağrı pusulası 13.7.1993 tarihinde amcası olduğu belirtilen S.A.'a tebliğ edilmesine (D.27), emsali ilk kafilesi 27.8.1994 tarihinde askere sevk edilmesine (D.3) rağmen, Sanığın istenen tarihte askerlik şubesine başvurmadığı; 6.3.1996 tarihine kadar yoklama kaçaklığı durumunu sürdürdüğü, bu tarihte Karacabey Emniyet Müdürlüğünce yakalandığı (D.28,32) dava dosyası kapsamından anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece yukarıda anlatılan şekilde açıklanan eyleminin yoklama kaçaklığı suçunu oluşturduğu kabul edilerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmiş;
Daire ise, sanığın, askerlik çağına girmeden küçük yaşta Mardin Eroğlu Köyünden ailece göç ederek Karacabeye yerleştikleri, son yoklama çağrı pusulasını tebellüğ eden S.A. isimli şahsın babasının üvey amcası olduğu,75 yaşında ve okuma yazması olmadığı, bu şahsın tebligatı kendisine iletmediği ve son yoklamadan haberi olmadığı yolundaki savunmasının tahkiki gerektiğini kabul ederek; sanığın küçük yaşta Mardin'den Karacabey'e göç edip etmediği, Sadun ABAK ile sanık arasındaki akrabalık bağının neden ibaret olduğunun araştırılması;öte yandan 1111 Sayılı Askerlik K.nun 17/son maddesi gereğince çıkarılan 8.1.1997 gün ve 22871 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Askerlik Çağma Girenlerin İlk Yoklamalarının Nasıl Yapılacağına İlişkin Yönetmelik" in 8/d maddesine göre,köy ve mahalle muhtarlarına "askerlik çağına girenlerin kimlik çizelgelerinde ismi bulunanlarla, ismi bulunmadığına dair haklarında tutanak tutulan yükümlülerden mahalle veya köyünde ikamet etmeyenlerin yurtiçi ve yurtdışı adreslerini araştırarak Ek-C çizelgenin adres hanesine yazılan ve çizelgeler ihtiyar heyetinden 2 üye ile birlikte imza edilip onaylandıktan sonra Askerlik Şubesince teslim edilir" şeklindeki kuralına göre, ilk yoklamada bu hususun yerine getirilip getirilmediğinin araştırılması icab ettiği gerekçesi ile hükmün eksik soruşturma nedeniyle bozulmasını kararlaştırmıştır.
Yapılan incelemede: son yoklama çağrı pusulasının akrabası olduğu sanık tarafından da kabul edilen S.A.'a tebliğ edildiği; Mardin As. Şb. Bşk.lığının 26.9.1997 tarihli cevabi yazısından, sanığın ailesinin Mardin bölgesini terk ederek Bursa-Karacabey'de ikamet ettiğine dair şahsi dosyasında herhangi bir bilgi ve belgenin mevcut olmadığı, suç cetvelinde sehven "kendiliğinden geldiği" nin yazıldığı, sanığın 4.3.1996 tarihinde Bursa Emniyet Müdürlüğünce yakalanarak Karacabey As. Şubesine müracaatının sağlandığının belirtildiği görülmektedir. (D.20).
1111 Sayılı Askerlik K.nun 75.maddesinde askerlik çağında olup, askerlik şubesi dairesinden 15 günden fazla olmak üzere taşraya çıkmak isteyenlerin gidecekleri yer hakkında muhtar ve ihtiyar heyeti veya askerlik şubelerini haberdar etmeleri gerektiği belirtilmekte olup, buradaki mükellefiyetin askerlik çağına girmeden askerlik şubesi dairesinden ayrılanlara yüklenmediğini anlamak mümkün değildir. Çünkü aynı maddenin 1.fıkrasının son cümlesinde "haber vermemiş iseler ilk ve son yoklama sırasında nerede bulunuyorlarsa bulundukları mahaller ihtiyar meclisi ve heyetlerine veya şubelerine veya şubeyi asliyelerine...mahalli ikametlerini bildirmeye mecburdurlar" denilmektedir. O halde Askerlik çağına girmeden önce askerlik şubesi mıntıkasından ayrıldığına inanılan Sanığın askerlik çağına girdiğinde bulunduğu yer veya kayıtlı bulunduğu askerlik şubesine ikamet adresini bildirmesi gerekmektedir. Sanığın bu mükellefiyeti yerine getirmemiş olduğu anlaşılmıştır. 8.1.1997 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelikle mükelleflere değil, muhtar ve ihtiyar heyetlerine yükümlülük getirilmiştir. Muhtar veya ihtiyar heyetinin bu yükümlülüğünü yerine getirmiş olup olmadığının araştırılması gerektiği bozma ilamında belirtilmiş ise de; sanığın 1111 Sayılı Askerlik Kanunu 75. maddesinin mükelleflere yüklediği yükümlülüğü yerine getirmemiş olması nedeniyle bu hususların araştırılmamış olmasını eksik soruşturma olarak kabul etmek mümkün görülmemiştir.
Adresini askerlik şubesine bildirmemiş olan Sanığın 1111 sayılı Askerlik Kanunun 45 nci maddesine uygun olarak sair akrabalarından olduğu anlaşılan amcası S.A.'ya tebliğ edilmesine rağmen son yoklamaya katılmadığı emsalinin ilk kafilesinin sevk tarihi olan 27.8.1994 tarihine kadarda askerlik şubesine müracaat etmeyerek Gönen Askerlik Şube Başkanlığının D.37'deki yazısı ile de sanığın 1994 yılında Gönen Askerlik Şubesine başvurmamış olduğu anlaşıldığından yoklama kaçağı kaldığını kabul eden ve yakalandığı 6.3.1996 tarihine kadar bakayalık durumunu sürdürdüğünü kabul eden yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerle, 353 Sayılı Kanunun 217/II maddesi uyarınca sanığın tüm temyiz itirazlarının REDDİ ile, usul ve kanuna uygun bulunan ve ilk hükümde direnilerek verilen mahkumiyet hükmünün ONANMASINA, Üyelerden Hak.Alb.M.AKSÜT, Hak.Alb. G.BOZKURT, Hak.Alb.E.ESEROL, Hak.Alb.Y.ÖĞÜT, Hak.Alb.D.DİNÇER, Doç.Hak.Alb. M.T.ODMAN'ın karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile 26.11.1998 tarihinde karar verildi.
KARŞI GÖRÜŞ YAZISI
1111 Sayılı Askerlik Kanununun 75 nci Maddesine göre, askerlik çağında olup da şubesi dairesinden on beş günden fazla olmak üzere taşraya çıkmak isteyenlerin, çıkmazdan önce gidecekleri yerler hakkında köy ve mahalleleri ihtiyar meclisi veya heyetlerini veya şubelerini haber etmeleri gerekmekte, bu gereği yerine getirmeyerek yoklama sırasında ahvalleri meçhul kalanların ceza faslında yazılı cezayı görecekleri belirtilmektedir. Anılan Kanunun 83 ve 84 ncü Maddelerinde de bu gerekleri yerine getirmeyenlere verilecek cezalar gösterilmektedir.
Bu yasal durum karşısında, salt Askerlik Daireleri dışına on beş günden fazla çıkmaları nedeniyle, gittikleri yerleri bildirmeyenlerin ve bu nedenle kendilerine tebligat yapılmayanların, bu eylemleri nedeniyle son yoklama ve bakaya suçunu işlemeleri mümkün değildir. Zira;
Bakanlar Kurulu'nun 3.2.1971 tarihli ve 7/1901 Sayılı kararıyla kabul edilen Askerlik Çağına girenlerin İlk Yoklama İşlemleri Hakkındaki Yönetmelik (Bkz. Resmi Gazete, 20.2.1971) hükümlerine göre mahalle ve köy muhtarları tarafından askerlik çağına girenlerden kimlik çizelgelerinde ismi bulunanlarla, ismi bulunmadığına dair tutanak tutulan yükümlülerden mahalle ve köyünde ikamet etmeyenleri yurt içi ve yurt dışı adresleri araştırılarak çizelgedeki adres hanesine yazılması ve çizelgelerin ihtiyar heyetinin iki üyesi ile birlikte imza edilip onaylandıktan sonra askerlik şubesine teslim edilmesi öngörülmektedir.
Bu Yönetmelikle muhtarlara ve ihtiyar heyetlerine verilen görev, Askerlik Dairesi dışına on beş günden fazla çıkanların adres bildirmemeleri halinde son yoklama ve bakaya suçunu işlemeleri yönünden büyük önem arz etmektedir. Çünkü bu şekilde ayrılanları ilk yoklamada tespit etme ve adreslerini askerlik şubesine gönderme, anılan makamlara ait olduğundan, evrak üzerinde yapılan ilk yoklamada bunları saptayarak askerlik şubelerine gönderecek, dolayısıyla askerlik şubeleri tarafından son yoklama ve askere sevk için tebligatlar bu adreslere yapılacaktır.
Söz konusu davada, sanık M.A.'ın küçük yaşta nüfusa kayıtlı bulunduğu Mardin Eroğlu Köyünden ailece göç edip Bursa'ya yerleştikleri konusunda, herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda, sanığın ilk yoklamasının ne şekilde yapıldığının ve köyden ailece ayrılması nedeniyle adresinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir. Şayet, ilk yoklama çizelgesinde köyden ayrıldığı belirtiliyor ve adresi gösteriliyor ise, son yoklama çağrı belgesinin bu adrese yapılması zorunludur. Salt nüfusa kayıtlı olduğu yer, Mardin Eroğlu köyü olduğu için, bu köyde yakınlarından birine tebligat yapılması yasal değildir. Ancak, ilk yoklama çizelgesinde, sanığın köyden ayrıldıktan sonraki adresi yazılı değil ise, o takdirde nüfusa kayıtlı olduğu köydeki bir yakınına yapılan tebligatı geçerli kabul etmek gerekecektir. Ancak, sanık böyle bir durum ile ilgili olarak, tebligatın 75 yaşında olan ve okuma-yazması olmayan babasının üvey amcası S.A.'a yapıldığını ve bu nedenle tebligattan haberi olmadığı savunmasını yapmaktadır.
Yukarıda açıklanan birinci aşama ile ilgili araştırma yapıldıktan sonra, gerçekten de anılan kişinin kimliğinin ve sanığa yakınlık derecesi ile okuma-yazma durumunun saptanması gerekmektedir. Çünkü anılan kişi, 1111 Sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde gösterilen akraba niteliğinde olamayabileceği gibi, yaşlı ve okuma yazma bilmemesi bakımından da tebligatın niteliğini bilemeyebilecek ve sanığa gerekli uyarıyı yapamayabilecektir. Özellikle, okuma yazması olmayan kişiden kanunun yüklediği vecibeleri yerine getirmesi beklenemez.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10.10.1942 Tarihli bir kararıyla, cezai yönden dahi iktisadi nitelikte bulunan ve Milli Koruma çerçevesinde verilen başkasına izinsiz devredilmesi suçuna henüz Türkçeyi bilmeyen ve konuşamayan bir şahsın yasağı bilmemesi sebebiyle suça iştirakinin söz konusu olamayacağını belirlemiştir.
Suç ve Ceza yönünden kabul edilen bu görüşün, idari tasarruflar yönünden de kabulü ve okuma yazma bilmeyen kişiye yapılan tebligatın da geçerli olamayacağı sonucuna varmak her halde gereklidir.
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız görüşler doğrultusunda, tesis edilen mahkumiyet hükmünde eksik soruşturma bulunduğu sonuç ve kanısında olduğumuzdan çoğunluğun görüş ve kabulüne katılamamaktayız. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy