(1632 S. K. m. 63)
KONU: Mahal Mahkemesince, sanık er N.B. hakkında, yakalanmakla sora eren bakaya suçundan dolayı verilen mahkumiyet hükmünü uygulama yönünden bozan, As.Yargıtay 5.Dairesinin bu kararma, As.Yargıtay Başsavcılığınca yapılan itirazın incelenmesinden ibarettir.
OLAY VE İDDİA: Ege Ordu K.lığı As. Savcılığının 16.6.1997 gün ve 1997/601-358 sayılı iddianamesiyle;
Sanığın 21.11.1995 ile 20.5.1996 tarihleri arasında temadi eden bakaya suçunu işlediği belirtilerek As. C.K.nun 63/1-A maddesinin 3 aydan sonra yakalananlar cümlesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: Ege Ordu Komutanlığı As. Mahkemesinin 20.8.1997 gün ve 1997/795-471 sayılı hükmü ile;
"...Sanığın adına çıkarılan askere sevk için çağrı pusulasının 29.6.1995 tarihinde kendisine tebliğ edildiği ve sevk günü olarak 21.11.1995 tarihi belirlendiği, (Dz.l' de bulunan çağrı pusulası) sanığın belirlenen günde şubesine baş vurmadığı bu arada emsallerinin 21.11.1995 ile 27.11.1995 tarihleri arasında askere sevk edildiği (Dz.6 suç cetveli) sanığın nüfus cüzdanı çıkarmak için 20.5.1996 tarihinde nüfus idaresine baş vurduğu nüfus idaresinin kendisini askerlikle ilişkisiz belgesi alması için Jandarma komutanlığına gönderdiği sanığın Bingöl İl J. Komutanlığına bu maksatla geldiğinde bakaya suçundan aranmakta olduğu için yakalanarak mevcutlu olarak askerlik şubesine teslim edildiği (Dz.25,27 Bingöl İl J. Yazısı) ve sanığın hakim huzurundaki samimi ikrarı (Dz.37) ile anlaşılarak..." denilmek suretiyle müsnet suçu işlediği kabul edilerek As.C.K.nun 63/1-A (3 aydan sonra yakalananlar bendi) ve TCK.nun 59/2 nci maddeleri uyarınca sonuç olarak 5 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ: Mahkumiyet hükmü süresi içinde sanık tarafından suç kastıyla hareket etmediği ve fazla ceza verildiği ileri sürülerek temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 18.11.1997 gün ve 1997/3467 sayılı tebliğnamesiyle;
"... Sanığın ne zaman yurda dönüş yaptığı araştırılarak sanığın amacının askere şevke yönelik olup olmadığı ve nüfus cüzdanı çıkartmak için de olsa kendiliğinden Jandarmaya başvurması hususları birlikte ele alındığında suç temadisinin kendiliğinden sona erip ermediğinin tartışılmamış olması yasaya aykırı düşmektedir...." denilmek suretiyle Yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASI gerektiğine dair görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: As. Yargıtay 5 nci Dairesinin 26.11.1997 gün ve 1997/765-755 sayılı kararı ile;
"...Sanık 22.5.1975 doğumlu olup, 21.11.1995 tarihinde şevkini yaptırmak üzere Askerlik Şubesine başvurması yolundaki çağrı pusulası 29.6.1995 tarihinde bizzat kendisine tebliğ edilmiş, emsallerinin ilk kafilesinin sevk tarihi olan 21.11.1995 tarihinde Askerlik Şubesine başvurmamış ve bakaya durumuna düşmüş olup, bu yüzden, Bingöl İl Mrk. J.K.lığınca bakaya takip listesine alınmıştır.
Kendisi, 20.5.1996 tarihinde bir iş için Bingöl İl. Mrk. J.K.lığına başvurduğunda, takip listesinden bakaya suçundan arandığının anlaşılması üzerine serbest bırakılmayıp, adamlı olarak Bingöl Askerlik Şubesine teslim edilmiştir. Üzerinde durulması gereken asıl sorun, sanığın ele geçmesinin yakalanma olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir.
(3) dizideki 11 Merkez J.K.lığının 20.5.1996 günlü yazılarından, sanığın, jandarmada bulunan bakaya takip listesinde adının bulunduğu, o gün bu listeye dayanılarak evrakı ile birlikte Askerlik Şubesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Sanığın yakalanması için herhangi bir ihbar veya harekete geçme söz konusu olmadığı gibi, Bingöl İl Merkez J.K.lığına kendiliğinden gelen sanığın, bu Komutanlıkça bir er refakatinde aynı yer Askerlik Şubesine gönderilmiş olması ve askerlik şubesinde H.A. ismindeki bir sivil memura teslim edildiğinde tutulan Devir-Teslim belgesine "...20.5.1996 Tarihinde Bingöl Merk. K.lığınca yakalanarak şubemize teslim edilmiştir." biçiminde kayıt düşülmesi ve Askerlik Şubesince de Askeri Mahkemeye yazılan cevabi yazıda, anılan teslim tesellüm belgesine dayanılarak "yakalandığına dair" denilmek suretiyle iki belgenin gönderilmesi, sanığın yakalandığına delil sayılmayacağı ve gerçeğe uygun düşmediği ortadadır.
Kendi beyanına göre, kaybolan nüfus cüzdanının yenisini çıkarmak için nüfus idaresine gittiğinde, Jandarma Komutanlığından (asker kaçağı olup olmadığı hususunda) belge getirmesi istenilmiş, bu belgeyi almak için kendi iradesiyle Jandarmaya gittiğinde, bakaya takip listesinde isminin yer alması sebebiyle Askerlik Şubesine götürülüp teslim edilmiştir. Ortada yasanın kastettiği anlamda bir yakalanma söz konusu olmadığı açıktır. Bakaya durumundaki sanık, bu resmi mercie kendi isteği ile gittiğine göre, bu şekilde ele geçirilmesi yakalanma olarak değerlendirilmemiş, dolayısıyla yurt dışından ne zaman döndüğü hususunun araştırılmasına da gerek görülmemiş ve tebliğnamedeki noksan soruşturma görüşüne iştirak edilmemiştir. Sanık Askere gitmek için yurda döndüğünü, isteseydi dönmeyebileceğini beyan ettiğine ve bunun da aksi ispat edilemediğine göre, yurda dönüşünün ve keza yeni nüfus cüzdanı çıkartmak istemesinin, askere gitmek niyeti ile olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
Buna göre sanığın As. C.K.nun 63/1-A maddesinin (3 aydan sonra kendiliğinden gelenler bendi) gereğince cezalandırılması gerekirken, yakalananlar bendi gereğince cezalandırılması yasaya aykırı görülmüş ve hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir..." denilerek Üye
Hak. Alb.A.TORAT' ın noksan soruşturma bulunduğu şeklindeki muhalefeti ve oyçokluğu ile mahkumiyet hükmünün uygulama yönünden BOZULMASINA karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: As. Yargıtay Başsavcılığının 16.12.1997 gün ve 1997/ 3467 sayılı tebliğnamesi ile;
"...Yapılan değerlendirmede;
Dosyadaki mevcut delillerin sanığın kendiliğinden teslim olduğunu gösterecek yeterlilikte olmadığı içindir ki; sanığın yurtdışına çıkıp çıkmadığı, çıkmış ise hangi tarihte yurda dönüş yaptığı, sanığın Jandarma Komutanlığına başvurduğunda asker kaçağı olarak aranıp aranmadığını söyleyip söylemediği ya da bu yönde hal ve tavır takınıp takınmadığı hususları araştırılmalı, sanığın bakaya olarak arandığına dair asker kaçağı takip cetveli Jandarma K.lığından celbe dilmelidir. Elde edilecek durum ve delillere göre sanığın samimiyeti irdelenip kendiliğinden mi teslim olduğunun kabul edilmesi gerektiği, yoksa yakalanmış mı olduğu tartışılmalıdır.
Bu itibarla, sanığın kendiliğinden teslim olduğunu doğrudan kabul eden Dairenin görüşüne katılmak mümkün olmamış ve itiraz edilme zorunluluğu duyulmuştur..." denilerek ve Daire kararının kaldırılmasına, mahkumiyet hükmünün, suç temadisinin yakalanmakla mı, yoksa kendiliğinden teslim olmakla mı sona erdiği hususunda noksan soruşturma bulunmakta oluşundan ötürü BOZULMASINA karar verilmesi istemiyle Daire kararına itiraz edilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü Üye dinlendikten ve dosyadaki bütün belgeler tetkik edildikten sonra hasıl olan vicdani kanaate göre;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Sanık, adına çıkarılan askere sevk için çağrı pusulasının 29.6.1995 tarihinde kendisine tebliğ edildiği, bu belgede sevk günü olarak 21.11.1995 tarihinin belirtildiği, sanığın istenen günde Askerlik Şubesine başvurmadığı, bu arada emsallerinin 21.11.1995 ile 27.11.1995 tarihleri arasında askere sevk edildiği, 20.5.1996 tarihinde nüfus cüzdanı çıkartmak için nüfus idaresine başvuran sanığın, askerlikle ilişkisiz belgesi almak üzere Bingöl il J.Komutanlığına gönderildiği, burada "bakaya takip listelerinde" ismi olduğu anlaşılınca, aynı gün adamlı olarak Bingöl Askerlik Şubesine gönderilmesi ile askere şevkinin sağlandığı, gecikmesini haklı gösterecek geçerli özrünün bulunmadığı ve eyleminin bakaya suçunu oluşturduğu, dosya kapsamından anlaşılmakta olup, Daire ile Başsavcılık arasında bu hususta ihtilaf söz konusu değildir.
Daire ile Başsavcılık arasındaki ihtilaf, bakaya suçunun sona eriş biçimine ilişkin olup suçun yakalanmakla mı yoksa kendiliğinden teslim olmakla mı sona erdiğinin kabulü için dosyadaki delillerin yeterli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dairece; sanığın kendiliğinden geldiği sonucuna varılmış iken, Başsavcılık, dosyadaki delillerin böyle bir sonuca varılması için yeterli olmadığı, bu konuda eksik soruşturma bulunduğu görüşündedir.
Dosya incelendiğinde, bu konudaki delillerin, Bingöl İl Merkez Jandarma Komutanlığının, bakaya suçundan aranan sanık N.B.'m evrakı ile birlikte mevcuden gönderildiğine dair 20 Mayıs 1996 tarihli yazıları ile sanığın, jandarma tarafından Askerlik Şubesine teslim edildiğini gösteren "Teslim-Tesellüm Belgesi"nden ibaret olduğu görülmektedir (Dz.2-3). Söz konusu belgelerden başka sanığın ne zaman, nasıl ve nerede yakalandığını açık ve kesin olarak ortaya koyan herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.
Sanık sorgu ve savunmalarında; Almanya'dan vatani görevini yapmak için Bingöl'e döndüğünü, kimliği kaybolduğu için yenisini almak maksadıyla nüfus idaresine başvurduğunu, Nüfus Müdürlüğünce, askerlik durumunu gösteren belge getirmesi istendiğinden Jandarma K.lığına gittiğini, bakaya takip listesinde adının bulunduğu anlaşılınca Bingöl As. Şubesine gönderildiğini beyan ve iddia etmiştir (Dz. 10,37).
Sanığın bu savunması mahkemece araştırılmış ve yazılan yazılara Askerlik Şubesi Başkanlığının 3 Temmuz 1997,11 Merkez Jandarma Komutanlığının 4 Temmuz 1997 tarihli cevabi yazılarında, sanığın yakalandığına dair "Teslim-Tesellüm Belgesi"nin bulunduğu belirtilerek yükümlünün yakalandığına dair evrakın fotokopisinin gönderildiği
bildirilmiş ise de, yapılan incelemede bu belgelerin Dz.2 ve 3te mevcut belgelerin fotokopisi olduğu görülmüştür (Dz.25-27 ve 31-33).
Diğer taraftan, yeni nüfus cüzdanının sanığa Bingöl Nüfus Md. nce 20.5.1996 tarihinde verildiği Dz.4'de mevcut nüfus cüzdanı fotokopisinden anlaşılmaktadır.
Sanığın savunması bu belgelerle birlikte değerlendirildiğinde, sanığın kendi iradesi ile Bingöl İl Merkez Jandarma Komutanlığına gittiği, bakaya takip listesinde isminin olduğu görülünce, Bingöl Askerlik Şube Başkanlığına gönderildiği, bu durumda yakalanarak elde edilmiş olmasının söz konusu olmadığı sonucuna varan Daire kararında isabet görülmüştür. Bu nedenle, Başsavcılığın eksik soruşturma bulunduğuna dair itirazı yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle, As. Yargıtay Başsavcılığının 16.12.1997 gün ve 1997/3467 sayılı tebliğnamesiyle yapmış olduğu itiraz yerinde görülmediğinden, 353 Sayılı Kanunun 224 ncü maddesi uyarınca İTİRAZIN REDDİNE; 05.02.1998 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy