(1632 S. K. m. 152)
KONU: 15 yaşından küçük bir kimseye karşı ırza tasaddide bulunmak suçundan sanık Tbp.Kd.Yzb.M.T. hakkında Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünü bozan Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin bu kararına karşı Başsavcılığın itirazının incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 14.11.1996 gün ve 1996/731-275 sayılı iddianamesi ile
Sanığın 16.6.1996 günü Ankara Etlik-Ay vah Polikliniğinde ziyaret için bulunduğu esnada 15 yaşından küçük olan ve enjeksiyon yaptırmak için ablası ile buraya gelen Hatice S.'ya karşı ırza tasaddide bulunduğu iddia edilerek, As.C.K.nun 152 nci maddesi delaletiyle TCK.nun 415/1.maddesi gereğince cezalandırılması ve As.C.K.nun 35/A-l maddesi uyarınca Ordudan ihracına karar verilmesi talebi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin 30.9.1997 gün ve 1997/135-235 sayılı hükmü ile;
Olay günü Etlik-Ay vah Polikliniğine iğne yaptırmak için gelen mağdure H.S.'nun göğsünden hırıltı geldiğini, iğnelerin yaramadığını bahane ederek onu muayene etmek için sırtına, karın kısmına, böbrek nahiyesine baktıktan sonra, mağdurenin rızası hilafına eşofmanını dizlerinin altına kadar indirip, külotunu da indirmesini söylediği, mağdurenin, - külotunu indirmediği, bunun üzerine külotunu da eşofmanına kadar indirdiği, alttan cinsel organına parmağını sokarak muayene ettiği, acıyıp acımadığını sorduğu, mağdurenin de acıyor, sapık mısın? dediği, sanığın eğilerek mağdurenin cinsel organına ağzını yapıştırdığı ve öper gibi bir hareket yaptığı, böylece ırza tasaddi suçunu işlediği sabit görülerek As.C.K.nun 152 nci maddesi delaleti ile TCK.nun 415 nci maddesinin 1 nci cümlesi gereğince ve doktorluk nüfuzunu suiistimal etmesi, eylemin sağlık hususunda işlenmesi ve suçun işleniş şekli takdiri şiddet sebebi kabul edilerek 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK.nun 59 ncu maddesi uyarınca cezasının 1/6 sı indirilerek neticeten 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, tertip edilen ceza miktarına göre As.C.K.nun 32/A-l maddesine göre Ordudan İhracına tecil ve para cezasına çevirme mümkün olmadığından sanık vekilinin bu yoldaki taleplerinin reddine, karar verilmiştir.
TEMYİZ: Hüküm sanık müdafileri tarafından süresinde, duruşma talepli olarak temyiz edilmiştir;
TEBLİĞNAME: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 18.11.1997 gün ve 1997/3456 sayılı tebliğnamesi ile,
Olay ve iddia, hüküm, müdafiilerin temyizlerinden söz edildikten sonra, mevcut delillere göre sübuta eren müsned suçtan dolayı kurulan mahkumiyet hükmünde usul, vasıf ve uygulama yönlerinden kanuni isabet görüldüğü, ve tayin edilen ceza nevi itibariyle müdafiilerin duruşma taleplerinin reddi gerektiği belirtilerek hükmün ONANMASINA karar verilmesi doğrultusunda görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 25.11.1997 gün ve 1997/657-655 sayılı kararı ile,
...Sanığın savunmaları, mağdurenin ifade ve iddiaları ve başkaca tanığın olmaması karşısında gerçeği araştırmak için olay yerinde yapılan keşifte; enjeksiyon odasının bitişiğinde, 1.65 m. yükseklikte duralit ile ayrılmış, bu duralitin üzeri de 35 cm. yükseklikte camla çevrilmiş ve ondan sonraki kısım tavana kadar açık olduğu tesbit edilmiş odada çalışmakta olan, olay tarihinde Ankara Diş Hekimliği Fakültesi son sınıfta öğrenci iken olay günü orada diş hastası bir kişiyi muayene etmekte olan ve fakat diş ünitini çalıştırmadığı anlaşılan tanık Ş.Y.'un, daha sonra tanık olarak dinlendiğinde bitişikteki enjeksiyon odasında yapılan konuşmaları işittiğini ifade etmesine rağmen, mağdurenin iddiası gibi bir konuşmayı veya bağırmayı işitmediğini ifade ettiği, keşif sırasında aynı odaya oturtulan poliklinik sahibi Dr.Y.Ö.'nün de diş üniti çalıştırılmadığı zaman enjeksiyon odasındaki doktor ile iğne yapılan kişi arasında geçen konuşmaları net olarak duyduğunu, ancak Diş Üniti çalıştırıldığında konuşmaları anlayamadığını, keza dışarıda koridorda beklemekte olanların da konuşmaları işittikleri ve ancak net olarak konuşmanın ne olduğunu anlayamadıklarını ifade ettikleri;
Duruşma sırasında sanığın sorgu ve savunmaları karşısında bilirkişi olarak dinlenmiş bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Tbp.Kd.Bnb.M.H. ile İntaniye Hastalıkları Uzmanı Tbp.Atğm.K.H.'in ifadelerinde: anestezi uzmanlık öğrencisi olan sanığın, mağdureyi iğne vurmadan önce veya vurduktan sonra muayene edebileceğini, bu muayenenin pratisyen hekim muayenesi olduğunu, zira anestezi ihtisası ile sanığın muayenesini yaptığı hastalığın ilgilerinin bulunmadığını, sanığın yaptığı- muayenenin Tıp Fakültesinde öğretildiği gibi sistemik muayene olduğunu, bu durumda intaniye hastalıkları uzmanı Tbp.Atğm.K.H.'e göre sanığın yaptığı gibi alt genital organının da muayene edilebileceğini ifade ettikleri nazara alındığında;
Gerçeğin tam olarak araştırılıp bulunabilmesi ve ondan sonra sanığın kastının isabetle değerlendirilebilmesi bakımından; Ankara'da bulunan Tıp Fakültelerinden birinden veya her bir Fakülteden ayrı ayrı seçilecek, içlerinde İntaniye Hastalıkları, Dahili Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları, Kadın Hastalıkları ve Psikoloji derslerini okutan hocaların bulunduğu asgari 5 kişilik bir bilirkişi heyetinin teşkili ve dava dosyasındaki sanığın ifade ve iddialarının onlara inceletilmesi sureti ile verecekleri bilirkişi raporundan sonra sanığın eyleminin ırza tasaddi suçunu oluşturup oluşturmayacağı, sanığın bu kasıtla hareket etmiş olup olmadığı yönünden değerlendirilmesi gerekirken,
2659 Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun 16/I-II nci maddelerindeki ihtisas kurullarının genel ve özel görevlerine girmeyen bu konuda özellikle görevli olmayan 3 ncü ihtisas Kurulunun dosyayı ve sanığın savunmaları ile iddialarını incelemeden sadece mahkemenin sorduğu yetersiz soruya cevap niteliğinde vermiş olduğu anlaşılan raporu ile yetinilerek ve oluşa esas alınarak tesis edilmiş mahkumiyet hükmü esas ve usul yönlerinden kanuna aykırı bulunduğu cihetle....ve soruşturmadaki noksanlık sebebiyle.....hükmün BOZULMASINA karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: Aralık 1997/3456 sayılı tebliğnamesi ile,
Davanın geçtiği aşamalar özetlenerek anlatıldıktan sonra,
.....Görgü tanığı bulunmayan ve eylemin hemen sonrasına ilişkin maddi bulgular olmayan bir olayda ceza hakimi sonuçta mağdure veya sanığın beyanlarından birisinin inanılırlığı yönünde oluşan vicdani kanaate dayalı olarak hüküm vermek durumu ile karşı karşıyadır.
Davaya konu olayımıza bu açıdan bakıldığında muhafazakar bir aile yapısı olan henüz 13 yaşının içindeki mağdurenin ilk defa karşılaştığı evli olan sanık için gerçek dışı bir isnatta bulunarak toplumumuzun namusla ilgili değer yargılarına göre kendisini ve ailesini bu şekilde öne çıkarması için geçerli ve mantıklı hiçbir neden mevcut olmadığı gibi, bu isnad sonucunda bir menfaat temin etmesi de söz konusu değildir.
Mağdure ve sanığın beyanları ile olayın gelişimi içerisindeki sanığın tüm davranışları bir bütün halinde birlikte değerlendirildiğinde mağdurenin yaşına has masumiyetini yansıtan beyanlarının içten ve samimi olduğu görülmektedir.
Öncelikle, mağdurenin istemesine rağmen enjeksiyon odasında ablasının bulunmasının sanık tarafından kabul edilmemiş olması, sadece iğne yaptırmak için gelmesine karşılık, sanığın mağdureyi muayene etmek için olağan dışı bir şekilde ısrar etmiş bulunması, mağdurenin sadece üst solunum yollarından rahatsız olmasına karşılık, genital organlarını da kapsayacak biçimde muayene etmek konusunda mağdurenin rızası dışında sanığın aşırı ısrarcı davranması, mağdurenin genital organlarına dokunduğu zaman bir tıp doktorunun uyması gereken hijyenik kuralları bir yana bırakarak eldiven kullanmadan çıplak ellerini kullanmış bulunması gibi davranışları, sanığın iddia ve savunduğu gibi iyi niyetli bir yaklaşım içinde olmadığını ortaya koymaktadır.
Bu nedenle sanığın antibiyotik kullanımına bağlı olarak genital organlarda mantar oluşup oluşmadığına bakmak amacı ile mağdurenin genital organlarını da muayene ettiğine ilişkin oluşa, hayatın olağan akışına ve tıbbi muayene kurallarına uygun düşmeyen savunmasına itibar edilmesi mümkün olmayıp, sanığın bu yöndeki savunmasının araştırılması ve dolayısıyla kastının ortaya çıkarılabilmesi bakımından 5 kişilik bir bilirkişi heyetine savunmalarının incelettirilmesi yönündeki bozma gerekçesine iştirak edilmemiştir.
Dairenin bozma gerekçesi olarak belirttiği bilirkişi incelemesi, mağdurenin itibar edilmesi gereken samimi beyanlarını ortadan kaldıracak bir husus değildir.
Davamızda değerlendirilmesi ve çözüme kavuşturulması gereken ana sorun, mağdurenin beyanlarının doğruluk derecesidir. Mağdurenin beyanlarının doğru olduğunun kabul edilmesi halinde, sanığın genital organları da muayene etmesinin normal olup olmadığı hususunun tesbiti önem arzetmektedir.
Diğer yandan, mağdurenin beyanlarına itibar edilmemesi halinde de, sanığın savunmasının araştırılması gereği kalmayacaktır.
Bir an için sanığın bir jinekolog olup, mağdureyi cinsel bir rahatsızlığı için muayene ettiği ve muayene sırasında davamıza konu olayda olduğu gibi cinsel organını öptüğü veya emdiğinin mağdure tarafından iddia edilmiş bulunması halinde, ceza hakiminin olayın gelişimi içerisinde oluşan vicdani kanaate dayalı olarak mağdure ve sanığın beyanlarından birisine itibar ederek hükme varmak durumunda olduğu dikkate alındığında olayımızda da aynı yöntemle karar verilmesi gerekecektir.
Dairenin görüşü bir anlamda, sanığın genital organlarını da muayene etmesi normal ise, mağdurenin beyanları yerine sanığın beyanlarına itibar edileceği, aksi durumda ise, mağdurenin beyanlarının gerçeği yansıttığının kabul edilmesi gerekeceği manasına gelmektedir ki, dolaylı da olsa hükmün hakim yerine bilirkişi tarafından verilmesi sonucunu doğurabilecek bu kabule katılmak mümkün görülmemiştir.." denilerek Bozma ilamının KALDIRILMASINA karar verilmesi istenilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üye dinlenilip, itirazın süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dava dosyası incelendikten sonra,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
16.6.1996 günü Etlik-Ay vah Tıp Merkezi adlı özel bir klinikte geçici olarak bulunan sanığın, daha önceki iğnelerini de yaptırdığı bu kliniğe 6 ncı iğnesini yaptırmak için ablası Z.S. ile o akşam üzere saat 18.00 sıralarında gelen mağdure H.S.'ya getirdiği alfasilin ampulünü enjekte etmek için o'nu enjeksiyon odasına aldığı, mağdurenin beyanına göre, "ablam da içeri gelebilir mi" sorusuna karşılık , sanığın "hayır giremez" şeklinde cevap verdiği; iğneyi yapma dan önce, daha önceki iğnelerin acıtıp acıtmadığını sorduğu, mağdureden acıtıyor cevabını alınca bitişikteki diş üniti kabininden enjektöre ağrı kesici çekip, alfasiline katarak iğneyi yaptığı, iğneyi yaptığı esnada mağdurenin göğsünden ve sırtından gelen hırıltılı nefes alıp vermeyi duyunca, muayene edeceğini söylediği, mağdurenin muayene olmak için gelmediğini, sadece iğne yaptırmak için geldiğini söyleyince; sanığın, "para mevzubahis değil" diyerek dinleme aleti ile sırtını dinlediği "sana iğneler yaramamış, durumun çok ciddi" deyip, böbreklerine bastırarak baktığı, bu muayeneleri sonuçta mağdurenin kabul ettiği, sanığın, mağdureye alttan giydiği eşofmanını indir dediği, mağdurenin indirmediği, sanığın eşofmanı dizinin altına kadar indirdiği, külotunu indir dediği, çekindiği için külotunu indirmediği, bu aşamaya kadar sanık ve mağdurenin esasa müessir olmayacak farklı anlatımlarına rağmen olayın bu bölümünün bu tarzda cereyan ettiği konusunda Daire ile Başsavcılık arasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, Daire kararında eksik soruşturma olarak kabul edilen 5 kişilik bilirkişi heyetinin teşkili ve sanığın ifade ve savunmalarının bu heyete inceletilmesi sureti ile düzenleyecekleri bilirkişi raporundan sonra sanığın eyleminin ırza tasaddi suçunu oluşturup oluşturmayacağı ve sanığın bu kasıtla hareket etmiş olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılması hususlarına ilişkindir.
Mağdure ile birlikte polikliniğe gelen ve enjeksiyon odasının önünde bekleyen kendisinden 4 yaş büyük ablası Z.S., mağdurenin kendisine senin girmene gerek yok dediğini, bunu herhalde doktorun söylediğini, yaklaşık 15 dakika sonra doktorun dışarı çıktığını, dışarıdaki müzik yayınının anlaşılmayı engellediğini beyan etmiştir.
Mağdurenin anne ve babasının görgüye müsdenid bilgileri olmadığı, mağdurenin anlatımlarını naklettikleri; sanığın da mağdurenin ırza tasaddiyi tazammun eden genital organa parmak sokma, öpme ve emme hareketlerini yapmadığını savunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece gerçeğin anlaşılabilmesi yönünden olay yerinde yapılan tatbiki keşifte; olay anındaki müzik yayınının konuşmaların duyulup duyulamayacağının anlaşılabilmesi yönünden esnaftan üç kişinin huzura alındığı, enjeksiyon odasını ve bitişikteki muayene kabinlerinin duralit veya kontralit denen malzemeden yapıldığı, yerden 4 cm. boşluk bırakılarak duralitle bölünmüş, duralitin üst tarafının camla yükseltilmiş olduğu ve 1.67 cm. yükseklikte bulunduğu, camla tavan arasında 120 cm.lik boşluk bulunduğu, enjeksiyon odasındaki konuşmaları diş ünitesindeki şahsın duyduğu, dışarıdaki şahısların duymadıkları, Diş Ünitesi aleti çalıştırılınca, diş bölümündeki şahsın, enjeksiyon odasındaki konuşmaları anlayamadığı, bazı sesler geliyor dediği, mahkeme heyetince de ne konuşulduğunun anlaşılmadığı,
Keşif esnasında Z.S.'nun, mağdurenin muayenesi esnasında diş ünitesi aletinin, çalıştırılmakta olduğunu beyan ettiği,
Daha sonra dinlenen ve olay anında enjeksiyon odasının bitişiğindeki Diş ünitesi bölümünde diş muayenesi yapan tanık Ş.Y. ise, sanıkla mağdurenin enjeksiyon odasında bulundukları esnada diş ünitini çalıştırmadığını, sadece ağızda muayene (Amnez) yaptığını beyan ettiği,
Mahkeme heyetinin diş ünitesine girdiğinde alet çalışırken enjeksiyon odasındaki konuşmaların anlaşılamadığı, alet çalışmazken dikkat edildiğinde konuşmaların anlaşılabildiği,
Keşif esnasında müdafii Avukat D.A.'in talebi ile mağdurenin bağırması istenince, "olay tarihinde ciğerlerinden rahatsızdım, ancak bu kadar konuştum, bağırdım da ancak sesim fazla çıkmadı" dediği anlaşılmıştır.
Mağdurenin beyanları, sanığın sorgu ve savunmaları olayın oluşunda sanığın da kabul ettiği muayene etmeye ilişkin ısrarlı davranışları bir bütün halinde birlikte değerlendirildiğinde mağdurenin beyanlarının samimi ve gerçeği yansıtacak mahiyette olduğu,
Öte yandan ihtisas yapmakta olduğu alanın dışına çıkarak muayeneye girişmesi, ücretsiz muayene yapması, genital bölgeden numune almaya kadar iddiayı kabul etmesi, iğne yapmadan önce muayeneye tevessül etmeyip, iğneden sonra muayeneye başlaması, mağdure ile sanık arasında önceden bir ilişki bulunmaması, aldığı numuneyi tahlil ettiremeyeceğine göre (olay günü Klinik Laboratuarı kapalıdır) bu davranışını izah edememesi hususlarının sanığın ırza tasaddi kastı ile hareket ettiğini ortaya koyduğu,
Bilirkişi olarak dinlenen göğüs hastalıkları uzmanı Dr.M.H. ve intani hastalıklar uzmanı Dr.K.H.'in de mütalaalarından çıkarılabilecek sonuca göre böyle bir polikliniğe iğne yaptırmak için gelen hastanın bu kadar teferruatlı muayeneye genellikle tabi tutulmaması gerektiğinin anlaşıldığı; genital organa parmak sokmanın, kızlık zarını bozmuş olması gerekeceği savunma olarak ileri sürülmüş ise de, mağdurenin parmak sokma diye ifade ettiği davranışın ırza tasaddi açısından değdirme olarak anlamak lazım geldiği, mağdurenin mahkeme heyetince gözlemlenen durumuna göre zekasında ve ruh yapısında bir gerilik ve anormallik olmadığına göre, ruhi yapısının incelenmemiş olmasının bir eksik soruşturma teşkil etmediği sonuç ve kanaatine varıldığı; kaldı ki Adli Tıp Kurumu 3 ncü İhtisas Kurulunun raporunda Bronkopnömoni rahatsızlığının göğüs, batın muayenesinden ayrı olarak genital organların muayenesini gerektirmediği, genital organın muayenesi için parmakla kontrole genital organ kenarlarından parmakla örnek almaya gerek olmadığı yönünde görüş bildirildiği,
Yukarıda açıklanan gerekçeye göre sanığın ırza tasaddi suçunu işlediğinin sübuta erdiğinin kabulü karşısında eksik soruşturma teşkil edebilecek herhangi bir husus bulunmadığından mahkumiyet hükmünü noksan soruşturma yönünden bozan Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 25.11.1997 gün ve 1997/657-655 Sayılı kararının kaldırılması cihetine gidilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle eylemin sabit görülmesi sebebiyle,
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 25 ARALIK 1997 gün ve 1997/3456 sayılı İTİRAZININ KABULÜNE,
353 Sayılı Kanunun 224 ncü maddesine göre Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 25.11.1997 gün ve 1997/657-655 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Diğer yönlerden incelenmek ve değerlendirilmek üzere dava dosyasının Dairesine gönderilmesine, Üyeler Hak. Alb.M. SÖNMEZ, Hak.Alb.N. YÜCEL, Hak.Alb.Y.ÖĞÜT, Hak.Alb.M.GÜZEL, Hak. Alb.E.BAŞEREN, Hak.Alb.M.ESENÜLKÜ' nün karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile 22.01.1998 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ; Elinde bir alfasilin ampulü ile enjeksiyon için Kliniğe gelen mağdurenin, enjeksiyon odasında bu ilacı kendisine enjekte ettikten sonra, göğsünden ve sırtından gelen hırıltı sesleri duyduğu ve daha önce yapıldığını mağdureden öğrendiği 5 adet ampulün (antibiyotiğin) aksi tesir yaptığı kanaatine varan sanığın, o'nu sistemik muayeneye tabi tutması hekimlik hizmeti veren bir meslek mensubunun doğal ve insancıl davranışı olarak kabul edilmelidir. Bunu ücretsiz yapması hususu ırza tasaddi eyleminin ve kastının bir delili olarak değerlendirilemez. Hekimlerin çoğunluğunun ücretsiz sağlık hizmeti vermedikleri düşüncesi, sanık aleyhinde ceza hukuku yönünden değerlendirme ve delil takdiri yapılmasına cevap vermez.
Alfasilin, penisilinin bir türevidir. İğneden sonra duyduğu hırıltı sebebiyle sistemik muayeneye geçmesi penisilinin alerjik etkisinin kontrolüne bağlamak gerektiği gibi, sanığın müdafaası veçhile, 5 adet iğne yapılmasına rağmen, durumunda iyileşme belirtileri görülmeyince, bu antibiyotiğin tesir etmediği mikropların varlığının belirtilerini görüp anlayabilmek yönünden genital bölgenin muayenesinin yapılmasının da tabi olduğu kabul edilmelidir.
Sanığın bu bölgeye bakışını, muayenesini ve oradan mantar ihtimali ile örnek alınmasını mağdurenin yanlış anlamda algılayıp değerlendirmesi ihtimal dahilindedir. Böyle olunca olayın görgü tanığının bulunmaması, Bilirkişi Dr.K.H.'in, sanığın genital bölgeye bakabileceği yolundaki görüşü, tatbiki keşfe göre, mağdure "sen sapık mısın" diye bağırsa idi bitişikteki kabinde bulunan tanık Ş.Y.'un duyabileceği, oysa bu tanığın böyle bir konuşma ve bağırmayı duymadığına dair beyanı, olayın akabinde adli tabipçe yapılan muayenede mağdurenin kızlık zarının halkavi yapıda olduğu,.....fevhasının 0.5 cm. çapında olup, duhule müsait olmadığı ve halen Bakire olduğunun tesbit edilmiş bulunması karşısında mağdurenin sanığın, parmağını genital organa soktuğuna dair beyanının dayanaksız kaldığı, en azından bu beyanın doğruluğunun çok şüpheli bulunduğu, bu şüpheye bağlı olarak, "okşadı, öptü hatta emdi" şeklindeki beyanlarının da kuşkudan ari bulunmadığı, Öte yandan 10 yıllık hekim olan sanığın, bu yoldan mesleğini tehlikeye sokmasının da şüpheleri daha da arttırdığı; cinsel fantezi sebebiyle belki çocukluğunun verdiği gururlanmak hissi ile bir abartıda bulunduğu ve bir daha geri dönemediği düşüncesi Daire kararındaki eksik soruşturmayı düşündürebilmektedir. Zira bu yaştaki çocukların bir hayal alemi olduğunu da kabul etmek gerekir.
Mağdurenin ifadelerinin de istikrarlı olmadığı doktor olan sanığın Bronkopnömoni hastası olan mağdurenin genital organını okşadığını, öptüğünü ve hatta emdiğini kabul etmenin bu hastalığın tehlikesi karşısında geçerli olamayacağı, Mağdure neden yapmadığı şeyi sanığa isnad etsin? sorusu ve düşüncesinin iddiayı isbata yeterli olamayacağı, mağdure yatış pozisyonu itibariyle öptüğünü görmemiştir. Mağdurenin öptü,emdi gibi sözlerinin pamukla silinme ve örnek alma gibi genital organa teması yanlış algılamasının sonucu olabileceği, ancak böyle bir kuşkunun az olduğu, az da olsa bir kuşkunun bulunduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
Yukarıdan beri anlatılan bu kuşkuları giderebilmek için mağdurenin yakalandığı Bronkopnömoni hastalığının veya sanığın ve müdafiilerinin varolabileceğim ileri sürdükleri mycoplazma, chlamidia v.s. mikropların yol açabileceği genital akıntı yönlerinden ve mağdurenin ruhi yapısı açısından bozma ilamında öngörülen eksik soruşturmaların ikmali gerekeceği kanaatinde olduğumuzdan çoğunluk görüşüne katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy