(1632 S. K. m. 131) (765 S. K. m. 508)
İhtilasen zimmet suçundan sanık J. Sanık J. Astsb. Kd. Çvş. T.D. hakkında 7 nci Kor. K. lığı Askeri Mahkemesince verilen beraat kararım onayan As. Yargıtay 1 nci Dairesinin bu kararma karşı Başsavcılıkça itirazda bulunulmuştur.
7 nci Kor. K. lığı Askeri Savcılığının 12.2.1996 gün ve 1996/122-131 sayılı iddianamesi ile; Beşiri İlçe Jandarma Birliğinde kurulan kantinin mubayaa ile ilgili işlemlerini Mart 1995-Kasım 1995 tarihleri arasında takip eden sanığın, piyasadan veresiye alınan ve kantinde satılan malların bedelini sorumlu erden aldığı halde dükkan sahiplerine ödemediği, 1 Kasım 1995 tarihinde kantinin devir teslimi için yapılan sayımda ortaya çıkan açığın anlaşılmasını önlemek için kantinci er S.Ö.' e baskı yaparak, malların miktarını fazla göstermesini istediği, açık çıkarsa bunun kantinci erden kaynaklandığını göstermek için açık miktarı kadar kantinci er S.'a senet imzalattırdığı, para teslim defterindeki bazı günleri imzalamadığı, birlik tabldotuna kantinden verilen malların karşılığı olarak verilen çek ve nakitleri para defterine işlemediği ve böylece ihtilasen zimmet suçunu işlediği iddia edilerek As. CK. nun 131/1 maddesi gereğince cezalandırılmasına, ortaya çıkan 278.687.600 lira hazine zararının sanığa ödettirilmesine, yasal faiz ve nispi harç alınmasına, As. CK. nun 30/A-2 maddesi gereğince ordudan tardına karar verilmesi talebi ile kamu davası açılmıştır.
7 nci Kor. K. lığı Askeri Mahkemesinin 4.6.1996 gün ve 1996/711-403 sayılı hükmü ile, sanığın zimmetini gizlemek için özellikle kayıtları düzenli olarak tutmadığı, bazen aldığı parayı para teslim defterine dahi kaydetmediği, birlik tabldotu için verilen mallara karşılık Birlik Komutanı Ütğm. M.' ın verdiği 30 milyon liralık çeki tahsil ettiği halde deftere kaydetmeyerek aşırdığı, böylece ihtilasen zimmet suçunu işlediği kabul edilerek As. CK. nun 131 nci maddesinin az vahim hal cümlesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Başsavcılıkça, sanığın eyleminin zimmet suçunu oluşturacağı ve açık miktarının tespitinde eksik soruşturma olduğu belirtilerek hükmün bu yönlerden bozulmasına karar verilmesi doğrultusunda görüş bildirilmiştir.
Askeri Yargıtay 1 nci Dairesi ise 28.8.1996 gün ve 1996/569-569 sayılı ilamı ile, Beşiri İlçe Jandarma Birliğinde kantin adı altında kurulan işletmenin Jandarma Kantin Yönetmeliğinin, kantinlerin Tabur ve daha üst birliklerde kurulabileceğine dair hükmüne aykırı olarak kurulduğu, buradaki görevi "askeri bir görev" ifa" edilen hizmeti de "askeri hizmet" olarak nitelemenin As.CK. nun 12, TSK. leri İç Hizmet Kanununun 6 ve 7 nci maddelerinin açık hükümleri karşısında mümkün olmadığı, bu itibarla meydana gelen açığın da As. CK. nun 131 nci maddesi çerçevesinde zimmet olarak değerlendirilemeyeceği, böylece esnaftan alman malların parasını ödemeyen sanığın eyleminin şartları bulunduğu takdirde TCK. nun 508 nci maddesinde yazılı emniyeti suiistimal suçunu oluşturabileceği, bu durumda Askeri Mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerektiği gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığının bu karara karşı itirazı üzerine, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu 24.10.1996 gün ve 1996/143-142 sayılı ilamı ile; İlçe Jandarma Komutanının, amacı ve yapısı itibariyle İç Hizmet Kanununun 106 nci maddesine tamamen uygun olan kuruluşu izin alma prosedürü yerine getirmeden kurmuş olması itibariyle yönetmelik hükmünü ihlal ettiği söylenebilir ise de, bu kuruluşun kanuna aykırı bir kuruluş olduğunun iddia edilemeyeceği; kantinin izin almadan kurulması halinde kuran jandarma komutanının sorumluluğu ile bu kantinde görevlendirilen personelin yaptığı hizmetin niteliğini birbirinden ayırmak gerektiği; kuruluşun gerek yönetmeliğin gerekse kanunun amacına tamamen uygun bulunduğu, yönetmelik açısından şekli bir eksikliğin söz konusu olduğu, bunun da İlçe jandarma komutanının sorumluluğu olduğu; bu durumda sanığın bu görevi nedeniyle kendisine tevdi ve emanet olunan paraları temellük ettiği anlaşılmakla, Dairenin askeri mahkemenin görevsiz olduğu doğrultusundaki kararının kaldırılmasını ve dava dosyasının noksan soruşturma, vasıf ve sair hususlarda inceleme yapılmak üzere Daireye gönderilmesini kararlaştırmıştır.
Bu karar üzerine Askeri Yargıtay 1 nci Dairesi 11.12.1996 gün ve 1996/800-799 sayılı ilamı ile, sanığın hile ve Huda olarak kabul edilen eylemleri, zimmete geçirme fiillerinin tamamlanmasından sonra yapıldığından eylemin ihtilasen zimmet değil, zimmet suçuna vücut verdiği belirtildikten sonra, alacaklı firmaların sahiplerinin duruşmada dinlenilmemiş olması, bu firmaların gözüken alacaklarının, Yerel mahkeme hükmünde daha az ve farklı kabul edilmesi; işletmede faaliyet gösteren çay ocağı, tost ocağı ve kantinin gelirlerinin hepsinin sanık tarafından toplanıp toplanmadığının, yapılan harcamaların hangisinin hangi ünitenin geliri yapıldığının araştırılarak tüm ünitelerin gelir ve giderinin sanığın uhdesinde olduğunun anlaşılması halinde, zimmete geçirilen gerçek para miktarının tespiti bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılmaması eksik soruşturma olarak görüldüğünden hükmün bu yönden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 1.10.1997 gün ve 1997/486-686 sayılı hükümle; Daireler Kurulunun bozmasına konu olan ilamın Daireye ait olması Yerel Mahkeme kararının ise, dairece bozulmuş olması karşısında ve 353 sayılı Kanunun 227/2 nci maddesinde belirtilen şartların mevcut olmaması sebebiyle bu aşamada Daireler Kurulu kararında belirtilen vasıflandırma ile mahkemenin bağlı olmadığı sonucuna varıldığı açıklanıp, Anayasa' nın 6/2, 11, İç Hizmet Kanununun 106, Jandarma Kantin Yönetmeliğinin 5 nci maddeleri hükümleri irdelendikten sonra, mevzuat hükümlerine aykırı davranılıp fiilen bir kantin oluşturulduğu; kaynağını Anayasa' dan ve kanunlardan almayan bir yetki kullanılamayacağına göre, fiili yetki kullanımı sonucu oluşturulan birimde ifa edilen faaliyetlere askeri hizmet statüsü de bağlanamayacağı gerçeği karşısında, sanığın birlik komutanının astı olması münasebetiyle verdiği, konusu suç teşkil etmeyen emirlere itaat etmesi zorunlu ise de, itaatten sonraki faaliyetler açısından işbu itaatin sonucu olarak sanık aleyhine bir hizmet ilişkisi kurulamayacağı,...binnetice sanığın bu birimde yaptığı görevin askeri bir görev ve hizmetin de askeri bir hizmet niteliğinde bulunmadığı, bu yönü ile zimmet suçunun oluşmadığı; öte yandan bozma ilamı uyularak yaptırılan bilirkişi incelemesinde bilirkişi açıkça; "söz konusu işletmenin kantin özelliğinde olmadığı,...işletme gelirlerinin hepsinin sanık tarafından toplanıp toplanmadığının, yapılan harcamaların hangi ünitelerin gelirlerinden yapıldığının araştırılmasının mümkün olmadığı, mevcut kayıtlara göre işletmenin gelir gider ve borç durumu hakkında yeterli inceleme ve kontrol yapılamayacağı kanaatine varılmıştır," denilerek sanığın ne miktarda para ya da malı zimmetine geçirdiğinin tespitinin de olanaksız olduğu; tüm bu nedenlerle sanığın eyleminin emniyeti suiistimal olarak da değerlendirilemeyeceği, bu eylemin özel hukuk münasebeti olarak göz önüne alınabileceği kanaatine varılarak sanığın beraatına, tahsili gereken bir hazine zararı da olmadığından bu hususta bir karar verilmesine mahal olmadığına karar verilmiştir.
Bu hüküm komutan ve askeri savcı tarafından temyiz edilmiş; Başsavcılık 25.11.1997 gün ve 1997/3533 sayılı tebliğnamesi ile; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun Yerleşmiş İçtihatlarında ister itiraz, ister direnme üzerine olsun Daireler Kurulu kararlarına ilgili dava bakımından Yerel mahkemelerce uyma zorunluluğu olmasına karşılık, Yerel Mahkemece bozma kararının Daireye ait olduğu şeklindeki isabetsiz gerekçe ile sanığa verilen görevin askeri bir görev ve yaptığı hizmetin de askeri hizmet olmadığını kabul ederek verilen beraat hükmünde isabet görülmediğinden hükmün sanık aleyhine bozulmasına karar verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir.
Askeri Yargıtay 1 nci Dairesine 3 ncü kez gelen bu davada, Daire 3.12.1997 gün ve 1997/756-751 sayılı ilamı ile; Yerel Mahkemenin beraat kararına esas teşkil eden gerekçe ile beraat hükmünün onanmasına karar verilmiştir.
Askeri Yargıtay Başsavcılığı ise 29.12.1997 gün ve 1997/3553 sayılı tebliğnamesi ile; söz konusu işletmenin hesaplarının kontrol ve denetlenmesinin askeri kantinlerle ilgili olağan usul ve esaslara göre yapılmasını imkansız kılacak şekilde defter ve belgelerin sanık tarafından özellikle düzgün tutulmaması sonucu işletmenin mal varlığından temellük eylemenin gerçekleştirildiği; mevcut deliller karşısında, daha önce Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 24.10.1996 gün ve 1996/143-142 sayılı kararında da belirtilip kabul edildiği üzere, işletmenin firmalara olan borcunu ödememek suretiyle işletmeye ait paraları temellük ettiği, dolayısıyla zimmet suçunu işlediğinin sabit olduğu açıklanarak Daire kararının kaldırılmasına ve beraat hükmünün sübut yönünden sanık aleyhine bozulmasına karar verilmesi doğrultusunda görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunduktan, sözcü üye dinlenildikten ve itirazın süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra edinilen vicdani kanaate göre;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun bu davada verdiği 24.10.1996 gün ve 1996/143-142 sayılı olan ve sanığın deruhte ettiği görevi askeri görev ve bu görevi cümlesinden olarak ifa ettiği hizmeti de askeri hizmet olarak kabul eden ve askeri mahkemenin görevini kabul eden kararına Yerel Mahkemenin uyması zorunluluğu bulunduğunda kuşku yoktur. Zira Askeri Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre ister direnme, isterse itiraz üzerine verilmiş olsun, Daireler Kurulu kararlarına ilgili olduğu dava bakımından askeri mahkemelerin uyma zorunluluğu vardır.
Buna göre;
Sanığın sözü geçen işletmedeki görevinin askeri görev, bu görevi ile ilgili olarak yaptığı hizmetin de askeri hizmet olduğunda şüphe bulunmamakla beraber, sanığa isnat edilen zimmet eyleminin ve buna bağlı olarak zimmet suçunun sübuta erip ermediği konusu incelenmiş;
Beşiri İlçe J. Karakolunda Destek Tim Komutanı olarak görevli bulunan sanığın çay ocağı ve bunun uzantısı olan ve kantin gibi faaliyet gösteren işletmede muhasiplikle görevlendirildiği, piyasadan veresiye olarak aldığı malların kantinde satışından elde edilen paraları, kantinde satış görevlisi olan erden teslim almasına rağmen alacaklı olan esnafa ödemediği, böylece bu paraları zimmetine geçirdiği iddia edilen olayla ilgili olarak açılan kamu davasının geçirdiği aşamalar yukarıda özetlenmiş bulunmaktadır. Daire ile Başsavcılık arasındaki ihtilafın suçun sübutuna ilişkin bulunduğu görülmektedir.
Soraçan Ticaret Firmasının sahibi E.A.'ın Dizi 36'daki hazırlık ifadesi, Dizi 37 ve 5 5'deki dilekçeleri ile Dizi 133'deki duruşma ifadesinde, Beşiri İlçe J. Kantinine sanığın görev süresi içinde verdiği mallara karşılık 306.125.800 lira alacaklı bulunduğunu, bu paranın henüz kendisine ödenmediğini, Dz.l30'daki Beşiri İlçe J. K. lığı Kantininin Soraçan Ticarete 16.125.000.-TL. borcunun kaldığına dair tutanaktan haberi olmadığını belirtmiş olmakla ve Dizi 130'daki tutanakta yer alan imzanın da kendisine ait olmadığı ekspertiz raporu ile (Dz.202) belirtilmekle beraber, bu tanığın Dz.369-368'de yer alan dilekçesinde alacaklarından 16.125,000.-TL. hariç geri kalanın sanık T.D. tarafından yanında çalışan K.V a ödenmiş olduğunu ve bu amaçla tutulan 31.10.1995 tarihli tutanaktaki hesapların doğru olduğunu tespit ettiğini belirtmesi; Tanık olarak ifadesine başvurulan K.İ. in da Dz.372'deki ifadesinde: 290 milyon civarında parayı sanıktan 31.10.1995 tarihinde teslim aldığını, bu parayı patronu E.A. in ağabeyi Z.A.' a teslim ettiğini, sanıkla birlikte, kalan alacak için tutanak tuttuklarını beyan etmesi; Dz. 130'daki tutanakta ismi üzerinde bulunan imzanın K.İ.' a ait olmadığı ekspertiz raporu ile tespit edilmiş ise de (Dz.378), bu tanığın ısrarla tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu ileri sürmesi karşısında, Beşiri İlçe J. Komutanlığında kurulu işletmenin Çakar Markete 54.666.600.-TL., Turan Ticarete 89.295,000.-TL., Mehmetçik Dikimevine 53.600.000.-TL., Soraçan Ticarete ise Dz.l30'daki tutanakta belirtildiği veçhile 16.125.000.-TL.,yani toplam 213.686.600.-TL. borcu bulunduğu anlaşılmaktadır. Sayıma işletmede bulunan 173.647.500.-TL. tutarındaki mal ile işletmede nakit olarak bulunan 51.056.500.-TL. yani bu ikisinin toplamı olan 224.704.000.-TL. işletmenin borcundan düşüldüğünde 11.017.400.-TL. paranın kasa fazlası olarak görüldüğü, dolayısıyla ortada zimmete geçirildiği iddia edilen bir para bulunmamaktadır. Öte yandan, D.397'deki bilirkişi raporunda, Beşiri İlçe Jandarma K. lığında, çay ocağı bünyesinde askerlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak faaliyette bulunan söz konusu işletme bir kantin özelliğinde olmadığı için jandarma Genel K. lığında bağlı Kıt' a ve kurumlardaki kantinlerde olduğu gibi kuruluşu, idaresi, işletmesi, gelir ve giderlerinin muhasebesi, kontrolü ve denetlenmesinin mevcut Jandarma Kantin Yönetmeliği hükümlerine uygun olmadığının, işletme gelirlerinin hepsinin sanık tarafından toplanıp toplanmadığının tespiti ile yapılan harcamalarının hangi ünitelerin gelirlerinden yapıldığını da araştırmanın mümkün olmadığının, dosyadaki mevcut bilanço, defter ve belgelere göre işletmenin gelir, gider ve borç durumu hakkında yeterli bir inceleme ve kontrol yapılamayacağının bilirkişi tarafından belirtilmiş olması nedeniyle, söz konusu işletmede zimmet açığı bulunup bulunmadığı, varsa bunun miktarını kesin olarak belirtmek mümkün olmadığı cihetle, sanığın hizmet sebebiyle kendisine teslim edilen eşya veya parayı temellük veya tesahup eylediğine dair şüpheden uzak bir delil elde edilemediğinden sanığın zimmet suçunu işlediği şüpheli görülmüştür
Başsavcılık itiraz tebliğnamesinde: Daireler Kurulunun bu davada verdiği 24.10.1996 gün ve 1996/143-142 sayılı kararında, sanığın esnaftan veresiye alınan ve kantinde satılan malların bedelini sorumlu erden aldığı halde, alacaklılara ödemeyip işletmeyi borçlandırdığı, tahsil ettiği paraları şahsi ihtiyaçlarında kullandığı konusunda bir kuşku bulunmadığını karar altına alındığını belirterek zimmet suçunun sabit olduğu yönünde görüş bildirmiş ise de; Daireler Kurulunun bu kararından sonra Askeri Yargıtay 1 nci Dairesinin 11.12.1996 gün ve 1996/800-799 sayılı bozma ilamı üzerine yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu, işletme ile ilgili kayıt ve belgelerin bilirkişi incelemesine elverişli olmadığının ve zimmete para geçirilip geçirilmediğinin tespitinin olanaksız olduğunun belirtilmesi karşısında, Daireler Kurulu' nun suçun sübutunu kabul ettiği doğrultusundaki Başsavcılık görüşüne katılınmamıştır.
Soraçan Ticaret Sahibi E.A.' in, yanında çalışan K.Ü. in sanıktan alacaklarını tamamen tahsil ettiklerini ısrarla beyan etmeleri karşısında, Dizi 130 da ki tutanakta borcunu kabullenen sanığın imzasının gerçek olduğuna dair tespitler mahkumiyetine yeterli görülmemiştir.
Yine defter ve kayıtlardaki düzensizliğin sanıktan önceki yönetimden de kaynaklanmış olabileceği ihtimali karşısında, bu husus da zimmetin delili olarak kabul edilemez.
Tutuklama kararına itiraz dilekçesinde sanığın açık çıkan miktarı ödeyeceğini belirtmesi de, alacaklı olan kişilerin sanıktan alacaklarını tahsil ettiklerini bildirmeleri sebebiyle keza zimmetin kanıtı olarak görülmemiştir.
SONUÇ VE KARAR: Sonuç olarak sanık hakkında verilen beraat kararını onayan Daire kararında isabet görüldüğünden 353 Sayılı Kanunun 224 ve 217/11 nci maddeleri gereğince Başsavcılığın itirazının REDDİNE, Üye Hak. Alb. İ. Zeki ÇAĞATAY' in zimmet suçunun sübuta erdiği; Üyeler Hak. Alb. G.BOZKURT, Hak. Alb. M.GÜZEL ve Doç. Hak. Alb. M. T. ODMAN' ın askeri mahkemenin görevsizliğine karar verilmesi gerektiği yönündeki karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile 12.02.1998 tarihinde karar verildi.
KARŞI GÖRÜŞ YAZISI: 7 nci Kor. K.lığı Askeri Mahkemesinin 4.6.1996 tarihli ve 1996/711-403 sayılı kararıyla sanık J. Astsb. Kd. Çvş. T.D. e yüklenilen zimmet suçunun yasal unsurları ile oluştuğu sonuç ve kanısına varılarak mahkumiyet hükmü tesis edilmiştir. Askeri Yargıtay 1 nci Dairesi ise, 28.8.1996 tarihli ve 1996/569-569 sayılı ilamıyla sanığın eyleminin bir askeri suç oluşturmadığı gibi, askeri bir suça da bağlı olmadığı, bu nedenle yargılama görevinin adli yargıya ait bulunduğu ve askeri mahkemenin mahkumiyet kararı vermesi yerine görevsizlik kararı vermesi gerektiği görüşüyle söz konusu hükmü bozmuştur.
Başsavcılık tarafından Dairenin kararına karşı yapılan itiraz üzerine, Daireler Kurulunun 24.10.1996 tarihli ve 1996/143-142 sayılı kararıyla sanığın hizmetinin askeri bir hizmet olduğu, bu nedenle Dairenin görev yönünden bozma kararında isabet bulunmadığı ve Başsavcılık itirazının kabulü gerektiği belirtilerek Daire kararının kaldırılmasına ve noksan soruşturma, vasıf ve sair hususların incelenmesi için dosyanın Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.
Daire yaptığı inceleme sonunda 11.12.1996 tarihli ve 1996/800-799 sayılı ilamıyla, sanığın hizmetinin askeri bir hizmet olduğu yönündeki Daireler Kurulu kararına uymuş, ancak hükmü bu kez suç vasfı ve eksik soruşturma yönlerinden bozmuştur.
Yerel Askeri Mahkeme 01.10.1997 tarihli ve 1997/486-686 sayılı kararıyla, sanığın ifa ettiği görevin askeri bir görev ve hizmet olmaması nedeniyle zimmet suçunun oluşmadığı sonucuna vararak sanık hakkında Beraat karar tesis etmiştir. Daire de, 03.12.1997 tarihli ve 1997/756-751 sayılı ilamı ile anılan kararı onamıştır. Başsavcılık ise Daire kararma suçun oluştuğu görüşüyle itiraz etmiştir.
Yukarıda açıklanan bu yargılama safahatı sonunda, önüne gelen konu hakkında Daireler Kurulu önce verdiği 24.10.1996 tarihli ve 1996/143-142 sayılı kararının Yerel Askeri Mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olup olmadığı sorununu çözme durumunda kalmıştır.
353 Sayılı Kanunun 227 nci maddesinin ikinci fıkrası ile Askeri Yargıtay'ın yerleşmiş kararlarına göre, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun vermiş olduğu kararlara gerek Askeri Yargıtay Daireleri, gerekse Yerel Askeri Mahkeme o kararla sınırlı olmak koşuluyla uymak zorundadır. Bu yönüyle Daireler Kurulunun kararları bağlayıcıdırlar. Ancak; Daireler Kurulu kararlarına uymak zorunluluğu kararın, konusu, içeriği ve sınırı ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Daireler Kurulunun yukarıda açıkladığımız kararında olduğu gibi, suç vasfı ve eksik soruşturma yönünden bir hükmü bozmasına ilişkin kararlarında, Yerel Askeri Mahkemeye geniş takdir yetkisi tanıdığı durumlarda, bağlayıcılığı ve uyma zorunluluğu bu çerçeve ve sınır içinde değerlendirmek gerekmektedir. Daireler Kurulu "eksik soruşturma" var demek suretiyle, bunun dışında olan konularda bağlayıcılık niteliğini yitirmiştir.
Bu bakımdan, yerel Askeri Mahkemenin sözü edilen Daireler Kurulu kararı karşısında bozmaya uyarak soruşturmaya girişip sonuçta mahkumiyet, beraat veya görevsizlik kararlarından birini vermemesi yasal yönden mümkündür.
Daireler Kurulunun 24.10.1996 tarihli ve 1996/143-142 Sayılı kararma ekli karşı görüş yazısında da ayrıntılı ve açıkça belirtildiği gibi, sanığın sözde kantin olan işletmede çalışması askeri hizmet olmadığından ve dolayısıyla eyleminin AsCK. nun 131 nci maddesinde yazılı zimmet suçunu oluşturmayacağı gibi, zimmete geçirildiği ileri sürülen paranın miktarının saptanmaması ve sanığın sivil firmaların itimadını suiistimal ederek onlardan aldığı malların parasını ödememek şeklinde gerçekleştirdiği eylemimin, bir askeri suç olmadığı gibi, askeri bir suça da bağlı olmaması göz önüne alınarak Yerel Askeri Mahkemenin Beraat kararı yerine Görevsizlik kararı vermesi gerekmektedir. Zira, bu durumda uyuşmazlık konusunun çözümü Adli Yargının görev ve yetkisine girmektedir. Bu nedenle, Beraat kararım Onayan Daire kararı yerinde olmadığı gibi, yasaya da uygun değildir.
Bu nedenlerle, Beraat kararını onayan Daire kararının yerinde olduğunu ve Başsavcılığın itirazının Reddini öngören çoğunluğun görüş ve kabulüne katılmamaktayız.
KARŞI OY YAZISI
Beşiri İlçe J. K. lığında erbaş ve erlerin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla çay ocağı bünyesinde oluşturulan ve kantin olarak kabul edilen işletmenin sorumluluğunu üstlenen sanık Astsb. T.D. görev süresi içinde Soraçan Ticaret, Çokar Market, Turan Ticaret ve Mehmetçik Dikimevi isimli ticarethanelerden muhtelif tarihlerde mal alıp, ödemeleri zamanında yapamadığı, borçlandığı, firmalara ödemede bulunmayıp, onları oyaladığı, firma sahiplerinin şikayeti sonucu İlçe J. Komutanı tarafından işletmenin sorumluluğuna Atğm.'M.A.' in getirildiği, işletmede yapılan sayımda işletmenin 503.687.400.-TL. lık borcu olmasına karşılık 173.647.500.-TL. lık mal ve 51.056.500.-TL. nakit para bulunduğunun saptandığı, sanığın satış sorumlusu olarak çalışan er S.Ö.'e "Benim piyasaya borcum var 406.000.000.-TL. mal çıkaracaksın" dediği, Serkan ın bu kadar mal çıkaracaksın" dediği, Serkan' ın bu kadar mal çıkaramayacağını söylemesi üzerine "Ben anlamam o halde senet vereceksin" dediği ve biri 160.000.000.; diğeri 164.000.000.-TL. lık iki senet aldığı, tutuklanmasından sonra verdiği itiraz dilekçesinde açık miktarını ödemeyi taahhüt ettiği, borçlarına karşılık arabasını vereceğine dair E.A.'a haber gönderdiği, işletmeden alacaklı olan firma sahiplerinin ifadelerinde sanığın borçlarını ödemediğini, halen alacaklı olduklarını ve bu mallan Jandarma kantinine borç olarak vermiş olduklarını açıkça beyan ettikleri dosya münderecatından anlaşılmakta olduğundan, Askeri Mahkemenin zimmet suçunun oluşmadığı kanaatiyle vermiş olduğu Beraat kararını onayan Daire kararma karşı yapılan itirazı reddeden çoğunluk kararına muhalif kaldım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy